Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan zamazing.org'da: "Günün Zamazingosu -2"




Etiket:

ayrılık hakkındaki yazılar:

hastane koridorları ve kanser
1- Çatlarcasına diyorum, çatlarcasına…

Sert ve ağrısız yumrularla başlıyor hikaye. Sonrasında lenfoma nedeniyle alınan kemoterapi. Beyaz yastığa dökülen tel tel kadın saçı. Terk edilmişlik sonrası ayyuka çıkan psikoz. “En iyi dost” kim? Hastane koridorlarında gezinen ve “acı" ya acıyan bir ruhun fotoğrafı…
kanlı duvar cinayet

2- Ağır Travma

Arka oda votka ve kan kokuyor. Peki, sustalıyı hâlâ tutmakta direnen elin sahibi kim? Çarşaf üstünde öbek öbek kan... Ana yüreği titriyor. 10 yaşında bir çocuk çıldırtan fısıltılara nasıl dayanacak? Korku filmi değil, gerçek!

  • chattagush
  • 5 yorum var
  • 18 Haziran 2008 09:38


Etiketler: , ,

Birlikte ayrılığa sanatsal bakış. Ne anlam ifade eder diyorsanız burayı tıklayınız.


DOSTLUKLAR NASIL BAŞLAR, NE ZAMAN BİTER?
DAHA ÖNCEKİ YAZIMDA DOSTUN TARİFİNİN YAPILMASI ZORDUR DEMİŞTİM. ANCAK BİR GERÇEK VAR Kİ; KISACA ARKADAŞLIĞIN İLERİ BOYUTU DİYEBİLCEĞİMİZ DOSTLUK, BAZILARINA GÖRE ÇOCUKLUKTA, ÇOCUKLUKTA FIRSATI OLMAYANLAR İÇİN İSE KENDİ İÇ ÇOCUĞUNU KAYBETMEDEN BAŞLAR.
ARKADAŞLARIMIZI SEÇERKEN NELERE DİKKAT EDERİZ?
BU PEK BELLİ OLMAZ ÇOĞU ZAMAN. AMA NELERLE KIYASLARIZ, BUNA BİR BAKALIM.
ARKADAŞLARIMIZI İLK ÖNCE DİĞER ARKADAŞLARIMIZLA KARŞILAŞTIRIRIZ. ONLARIN İÇİNDEN KENDİMİZE EN YAKIN BULDUĞUMUZU AİLEMİZLE TANIŞTIRIRIZ. İŞ BURADA BİTMEZ TABİKİ. AİLEMİZİN ONAYINI BEKLERİZ ÇOĞU ZAMAN. ONANDIĞI ZAMAN GÖNÜL RAHATLIĞIYLA ARKADAŞ OLABİLİR MİYİZ? HAYIR!SONRAKİ AŞAMADA YAŞIT AKRABALARIMIZLA KARŞILAŞTIRIRIZ ONLARI. ÇOK ZOR OLUR O GÜNLER. DAHA SONRA KARDEŞLERİMİZLE KIYAZLARIZ. TAM OLDU DERİZ ARKADAŞLARIMIZ; ANNE-BABA ONAYI TAMAM, AKRABA KADAR VE HATTA DAHA İYİ, KARDEŞLERİMİZ KADAR CANA YAKIN OLURLAR. TAMAM DERİZ AMA BİTMEZ HEMEN.
DAHA HAYATIN CİLVELERİNİ YAŞAMADIK Kİ BERABER. BİRLİKTE AŞIK OLMADIKDAHA. PARASIZ KALMADIK, HASTALANMADIK, GURBETE DÜŞMEDİK DAHA. AYRI KALMADIK MESELA. DAHA UNUTMAYA FIRSAT OLMADI BİRBİRİMİZİ. AYRI ŞEHİRLERDE OKUMADIK, ASKERDE YOLUMUZ AYRILMADI MESELA. HİÇBİRİMİZ BİR YAKININI KAYBETMEDİ.
DAHASI VAR; GEÇİM DERDİNE DÜŞMEDİK HENÜZ.
NE KADAR ZOR GÖRÜNÜYOR DEĞİL Mİ, ARKADAŞIM DİYECEĞİN İNSANI SEÇMEK.

  • ilkeryamuc
  • 0 yorum var
  • 15 Mart 2007 13:00

Etiketler: , , ,

Sevgili Ahu Özyurt’un geçen hafta Radikal İki’de yayımlanan, Sezen Aksu’nun Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda önceki hafta verdiği konserinden yola çıkarak yazdığı yazıyı keyifle okuyordum. Ta ki ‘ “Lale Devri”ni, “Karşıyım”ı, “İkili Delilik”i dinlemeye gelmişlerdi belli ki’ çıkarsamasında bulunduğu 18-20lik genç kızlar ve arkadaşlarından bahsettiği paragrafa kadar. Yanlış anlaşılmasın, niyetim Özyurt’un yazısını eleştirmek değil, bahsettiğim paragrafta sezdiğim, gittiğim Sezen Aksu konserinde de yaşça bizden büyüklerin “bu bebelerin burada / bu konserde ne işi var, bunlar bu şarkılardan anlamazlar ki” bakışlarından duyduğum rahatsızlığı ifade etmek istiyorum. 1986 doğumluyum. “Lale devri çocuğu” olmayabilirim. Ama Aksu’nun “Son Sardunyalar” şarkısındaki “mektepli sevgililerdik” vb kısımları anlamam, derinlemesine hissetmem için illa 70li yıllarda mı yaşamam gerekiyordu? Hayır. Yirmili yaşlarının başındaki birçok arkadaşım “Zelzele”nin de, “Kış Masalı”nın da gayet farkında. “Lale Devri”ni ya da “İkili Delilik”i dinlediğimiz kadar, Sezen Aksu konserlerinde en az sizin kadar eski-yeni her şarkısına eşlik ediyor, şarkı sözlerine kafa yoruyoruz. Ben gözümü “Gülümse” albümüyle, “Herşeyi Yak” ile açtım. Bu kadının şarkıları farklıydı. Dokunuyordu. Zamanla içsel yolculuklarımın kraliçesi oldu, Aksu. Aşkı, acıyı, yaşamın nasıl hafifletilebileceğini onun şarkılarından öğrendim. Felsefesinden bir şeyler öğrenmeye devam ediyorum, edeceğim de. Ayrıca Serdar Ortaç veya Gülşen şarkılarıyla eğlenen bir gencin Aksu şarkılarındaki derinliği bulamayacağını düşünmek, kaba bir genelleme olabilir sadece. Kimse merak etmesin, Türk gençliği Sezen Aksu’nun her kelimesinin hatta her harfinin kıymetini çok iyi biliyor. Onno Tunçla, Aysel Gürelle, Uzay Heparıyla ortaya koydukları ürünlerin yerine yenilerinin bir daha hiçbir şekilde mevcut olamayacağını da… “Aşk nedir” sorusuna bir an bile düşünmeden “insan doğarken, yaşarken, ölürken yalnızdır. Aşk insanın bu yalnızlığını paylaşmasıdır” yanıtını yapıştıran çağdaş bir ozandır, o. Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Sezen Aksu Sezen Aksudur. Nokta.


Dünyaya sağ tıklayıp gözat dediğinizde ne görüyorsunuz koca bir boşluk mu?Gücü elinde bulunduranların güçsüzlere yaptıklarınımı?Bir lokmaya muhtaç olan insanlarımı?Yoksa benim gibi sevdiğinin göz yaşlarına neden olan vicdansızlarımı?

Eğer şimdiye kadar okuduğunuz satırları dinlemeye değer bulduysanız okumaya devam edin..

İnsanlığın tanımını biri size sorsa ne cevap verirsiniz?Düşünebilme yeteneğine sahip bir canlımı?Kendini geliştiren ,öğrenebilen düşünebilen bir canlımı?Hayır!Emin olun artık insan demek bu değil.İnsan,acımasız olan,sevgiden anlamayan,kendi çıkarları doğrultusunda haraket eden bir canlı oldu artık.Ve sanırım çoğumuz insanız!Bu geceden itibaren ben artık insan olmak istemiyorum.Kendine insan diyen "insancıklar"dan da nefret ediyorum.Başta kendimden.Dünyanın bir ucunda ki insanlar başka insanların artığına muhtaçken,ortadoğu da her gece "bu sabah uyanabilecekmiyiz" diye düşünürken,bense sıcacık evimde Rabbimin bana vermiş olduğu engüzel hediyeyi incitiyorum her seferinde.Her geçen gün biraz daha insan oluyorum bu düzende.Biri buna dur demeli.Bu gece insan olarak geçirdiğim son gece.insan sıfatını kirleten benim gibilere yazıklar olsun.

  • bluesband
  • 2 yorum var
  • 28 Kasım 2006 15:35

"Biz ne zaman ayrı düştük ? Anlamaktan vazgeçtiğimiz zaman.
Tam anlamak için, tamamlamak için, ne okuyorsanız okuyun. Birde zamanı okuyun."

İşte bu sözler bir kaliteli reklam için çok yazılmış ve zamanımıza, içinde bulunduğumuz durum'a hitap eden bir yazı. Biz ne zaman ayrı düştük te kavga etmeye başladık?
Maç çıkışında satırlı insanlar, birbirinin gırtlağına sarılan insanlar, mecliste birbirine giren vekiller(!), trafikte kavga edenler, gereksiz küfür edenler, parti çatışmaları, fikir kavgaları, bildirgeç'teki yorum tartışmaları...

  • mnc
  • 3 yorum var
  • 27 Kasım 2006 01:51

bunu neden yapıyorum kendime ya??
baştan alalım..
neden ayrıldığımızı bilmediğim,hatta ayrıldığımızı bile kendi kendime farketmek durumunda kaldığım,kendi kendime kafamdan atamama sebebimin aşk deil saplantı olduğunu kanırta kanırta kabul ettirdiğim eski sevgilimin sürekli kullandığı linkini google'da arattım dün.. ne sebeple??pas..
çıkan sonuçlardan bi tanesine tıkladım programlanmış bi şekilde.. bi forum sitesine mart ayında yazdığı ve muhtemelen benden başka kimsenin okumadığı -nerden biliyorum??pas..- bi yazı çıktı karşıma.
okudum..
iyi halt ettim!!
babasına yazmış..
doğmadan kaybettiği bebeği hakkında!!
'bi daha torunun olmayacak baba..'

  • quodquidest
  • 1 yorum var
  • 06 Eylül 2006 13:48

Aşk aşk dedikleri biz yalan dünya gezginlerinin nedir bilinmez ... Önce umutsuz ışık peşinde koşan pervaneler gib delidivane oluruz peşinden .. saniyesi için bir anı için o an ömürmüzün yarısını bile feda edebileceğimizi düşünürüz..

Gün olur zaman gelir bir şekilde başarırız aşkı yakalamayı yüreciğimiz karşılıklı atmaya başlarsanki kurulmuş saat gibi ,, o olmadan duracak sanırsınız hemen o an oracıkta.. Ve farkında olmadan hoyratça harcamaya başlarsınız delidivane olduğunuz aşkını an bile düşünmeden,,,, kışkanlıklar girer araya onsuz geçen anların hesabı sorulur sevgiliye neden di bunlar üşmanlıkdan mı ??? tabiki hayır sevginin yoğunluğundan ...

  • sbaskentli
  • 14 yorum var
  • 05 Mart 2006 22:18

Etiketler: , ,

Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin! Nazım Hikmet'ten aşk üstüne... Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası.... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

  • gul_caner
  • 1 yorum var
  • 18 Aralık 2005 14:57

blog sitelerinin ilginç kullanım örneklerinden biri.

[oğluma mektuplar]

    Belki birgün okur beni hatırlarsın diye bugünden itibaren sana öykülü mektuplar yazmaya karar verdim. Sıkılmayasın diye mümkün olduğunca okunaklı yazmaya gayret edeceğim. Yazacaklarımın pek çoğu ister istemez geçmişte başkaları tarafindan söylenenlerin bir tekrarı olacaktır; eğer sana “yeni“ gibi gorünen bir iki kırıntı yazabilirsem bana ne mutlu. Bu mektupları seninle birarada olamamamın acısını birazcık hafifletmek umuduyla acaba bilinç altım mi bana yazdırıyor bilemiyorum, ama kimbilir belki de yazmak yüreğime daha çok acı indirecek. Göreceğiz.
  • azurenus
  • 1 yorum var
  • 12 Eylül 2005 16:35

bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

pilli ilan

etiket menüsü

pilli ilan

Tutulanlar Banner

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.