Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan yenimecra.org'da: "Anneni Ne Kadar Seviyorsun?"




Etiket:

eleştiri hakkındaki yazılar:

\

Daha önce bildirgeç'te de duyurulan e-fikrim yarışmasının sonuçları açıklanmış.

o bildiride eleştirenler arasında yer aldığım bu yarışmanın sonucunu düşündürücü buluyorum. Eleştirmeye de devam edeceğim sanırım.

Dereceye girenler:
  1. Nurettin Özdoğan - Beyin Avcısı projesiyle
  2. Mehmet Çakır - Hediyelik Bostan Patlıcanı projesiyle
  3. Emrecan Sagun - Sucugumafyondan.com projesiyle
Şahsi Eleştirilerime gelince:
  • Siteye girip baktığınızda, yarışmanın şartları, sponsorların logoları vb. için gösterilen özenin, yarışma bitince, sonuçlar için gösterilmemiş olması. Madem bir internet proje yarışmasıydı, sonuçların detaylıca yine internette paylaşılmamış olması inanılmaz bir çelişkili değil midir?
  • dereceye girenlerden Beyin Avcısı projesi ismi itibarı ile ilginç görünüyor. (ama tabii nedir ne değildir bilgimiz yok.)

peki ya hediyelik bostan patlıcanı ve sucuğum afyondan nedir sizce?

  • Punisher999
  • 22 yorum var
  • 07 Mayıs 2008 09:06


bir saat aralıksız bakılacakmış..evet, işkence gibi..
bir saat aralıksız bakılacakmış..işkence gibi..
en basiti koku...
en basiti koku...

Algı'da Seçicilik

yaşantımızdaki her hareketimizin sonucu ve bunların etkileri ve bize dönen tepikileri. eğer tepkide en ufak bir eleştirel yan varsa algı mekanizmamızla bunu geri tepe biliyoruz. eleştiriye açık olamamamız bu yüzdendir. algıda seçicilik yapıyoruz ve onu "en basit" tabirle eleştiri olarak görmüyoruz. çünkü, o bizim davranışlarımızın yanlış, kötü olduğuna dairdir.
ve son olarak göstermek istediğim bir şey var. bir siteden buldum.
söylenene göre bir saat aralıksız bakınca göz bozuklukları geçiyomuş .. şekil 1 A

  • behman
  • 2 yorum var
  • 02 Şubat 2008 21:40

google adsense
google adsense
google, adsense yayıncılarının yerleşim hedefli reklamlar hakkındaki fikirlerini öğrenmek istiyor. sitelerde içerik ile alakasız reklamların yayınlanmasını önlemeye yönelik alınan bu önlem ile adsense yayıncıları sitelerinde yayınlanacak yerleşim hedefli reklamların kendi onaylarından sonra yayınlanmasını sağlayabilecek. yayıncılar onaylamadıkları reklamlara yapacakları yorumlar ile reklamın sitelere daha uygun hale getirilmesini isteyebilecekler. bu hizmeti kullanmak istemeyen yayıncılar ise yeni reklamların otomatik olarak yayınlanmasını da isteyebilecek. servisin önümüzdeki birkaç ay içinde aktif hale getirileceği ilan edildi.
  • mentor
  • 8 yorum var
  • 15 Aralık 2007 12:20

Edebiyat eleştirmeni Semih Gümüş'ün "beklenen yazar niçin gelmiyor" sorusuna yanıtımdır (Radikal Kitap, 24 Ağustos, 7 Eylül 2007).

Bu sorunun iki açık yanıtı var. Birincisi, farklı bir sese hiç kimsenin tahammülü yok. Yazılı ve görsel medya, edebiyat çevreleri hep aynı isimleri göz önünde tutuyor. Ayrıksı bir ses olan, edebiyata yeni bir nefes getirmeye çalışan isimler, edebiyatın görünmez duvarlarıyla karşılaşıyor önce. "Satmaz" diye yayınevlerinden, "okunmaz" diye edebiyat dergilerinden geri çevriliyorlar.

İkincisi, Türk edebiyatında "eleştiri" kurumu hiçbir zaman tam anlamıyla var olamadı. Aynı isimler, aynı isimlerin kitaplarını, öykülerini övedursunlar; gerçek edebiyat eserleri kitapçı raflarında "tesadüfen okurun ilgisini çekebilecekleri an"ı bekliyorlar. Yapıcı, yüzeysel olmayan, sosyoloji, felsefe, psikoloji gibi sosyal bilimlerden beslenmeyen edebiyat eleştirisi, tabii ki de Semih Gümüş'ün "beklediği yazar"ı es geçer, fark etmez! Yerin dibine sokar hatta.


Son dokuz yıldır edebiyat sevdalılarını destekleyen Edebistan.com, aynı çabasını 1 Haziran tarihinden itibaren "e-edebiyat dergisi" olarak sürdürme kararı aldı. Sanal ortamın isim yapma gayretindeki genç edebiyat meraklınca adeta bir yazı, şiir çöplüğüne dönüştürülmesine karşı tutumu, 2002 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından "elektronik yayıncılık ödülü"ne layık görülmesine bir vesile olmuştur.

  • Selch
  • 1 yorum var
  • 02 Haziran 2007 22:23

\
urbis amatör yazarların(belki profesyoneller de vardır :)) yazı yazabildikleri ve kullanıcıların da bunu eleştirdikleri bir sosyal ağ sitesi. yazdığınız her yazıdan 2 kelime başına 1 kredi, yazılara yaptığınız her eleştiriden de 20 kelime başına 1 kredi kazanıyorsunuz. daha fazla inceleme için judging books without covers yazısına zıplayalım.
  • mstkurt
  • 1 yorum var
  • 18 Ocak 2007 11:45

Son zamanlarda yükselen milliyetçilik akımıyla beraber halkın duygularına tercüman olabilecek bir rap şarkısı.

  • maniacus
  • 10 yorum var
  • 28 Temmuz 2006 23:58

9rules, dünyadaki en prestijli blog networklerinden birisi. ilk dönem tasarımı ile tüm blogcuların beğenisini kazanıp networkünü genişletmişti. bir süre sonra tasarım değişikliğine gitti, ancak beklediği ilgiyi göremedi. geçtiğimiz günlerde networkün ana sitesi yine bir [tasarım değişimi yaşadı].

networkün sahibi, kendi sitesinde tasarım hakkında görüşlerine yer veriyor. network üyelerinden bazı tasarımcılar da konuya görüşleri ile katıldılar. genel kanı, kullanılabilirliğin düştüğü yolunda.

  • azurenus
  • 1 yorum var
  • 27 Temmuz 2006 14:24

serdar turgut genel yayın yönetmeni olduğundan beri akşam gazetesi okuyorum. akşam'da kendisine köşe edinen oray eğin ilginç bir tip, bir lâkabı olacaksa wagamama oray diyebiliriz, daha çok magazin muhabiri gibi.
son zamanlarda basında yaşanan polemiklere biz okurların neden âlet edildiğini anlamakta güçlük çekiyorum. yazılanları, kişisel mesele olarak addediyorum ve bir kurgunun içinde kaybolmak istemiyorum.
tamam, serdar turgut'un 'penis yazarı' olduğu fikrine katılarak gülüyorum. engin ardıç'a bayılıyorum, o kadar ki bâzân ayılamıyorum! bir mansur forutan var ki; kazık kadar bir köşe bu adama niye tahsis edilmiş anlamıyorum. ayşe arman'ı taklit etme çabalarındaki elif aktuğ bacımız sorunlarını güzin abla'ya iletmeli bence , kapladığı köşe bunun için uygun değil. aslı tohumcu, dişe dokunur şeyler yazayım derken ebru çapa'nın yanından bile geçemiyor.deniz gökçe için söyleyebileceğim pek fazla şey yok; âhir ömrümde tanıdığım hiç kimseden olumlu bir cümle duymuşluğum yok. burhan ayeri, ekran polisliği'ne soyunmuş, onun seyrettiği program kadar benim unutmuşluğum var. deniz ülke arıboğan,en nihayetinde ev hanımı değil, titrine yakışır şeyler yazmalı.kanaldan kanala başlıklı köşenin yazarı, atilla aydoğan'ın 5 yaşın üzerinde bir zekâya sahip olmadığına bahse girerim (önce 3 yazmıştım hatırınız için 5'e yükselttim), bir çocuğu taciz etmekle suçlanabilirim fazla üstüne gitmeyeyim. akşam'da yazan başka yazarlar da var, ancak detaylı inceleyemediğim için yorum yapmam yanlış olur. hem bu onların kötü yazarlar olduklarını göstermez, sâdece bu kadarına vakit bulabiliyorum.
ben sabırlı bir okuyucuyum. beklerim ve bir gün her allah'ın günü ödediğim 30 yeni kuruşun bile hesabını sorarım. bunca yazar bedâva çalışmadığına göre, aldıkları parayı hak ediyor mu bakalım.. kendimi yolunacak kaz gibi görmüyorum !
akşam okunurluk oranı en yüksek gazetelerden biri. işim gereği biliyorum. tirajla karıştırmamak gerekiyor.
21.06.2006 tarihinde okuduğum gazetenin manşeti '' sigara parasına tatil ''. yanısıra, izmir vip'i ile ilgili bir haber, dünya kupası'ndaki voodoo büyüsü , başbakan'a hediye edilen cimbom forması gibi haberler.
3. sayfaya sıkışmış minik bir haberde, sıla adında 2 yaşındaki bebenin cenâzesinin gazeteciler tarafından kaldırılması. ölüm sebebi manşet olmayı çoktan hakediyordu oysa ( ülkemizde bazı şeyleri haketmek için ölmek de gerekebiliyor). burnu sızlamadan bu haberi okuyabilecek insanlar olduğuna inanmak istemiyorum. bu tür haberleri uzun süre etkisinden kurtulamadığım için ve yeni bir travma yaratmaması bakımından okumak istemiyorum ama görmezden de gelemiyorum. manşetten verilen diğer haberlerin insanı daha insanlaştırdığını düşünmüyorum. ölümü kanıksamak ( hele de küçücük bir canlının ölümünü ) istemiyorum. bu düzenden ve ona hizmet eden herkesten nefret ediyorum.
şimdi, kimin ne kadar umurunda olur bu yazılanlar bilmiyorum. 1 kişi bile empati kurabiliyorsa, kendimi şanslı sayıyorum. basındaki tekelleşmeden tiksindiğim için bu eleştirileri yapma hakkını kendimde görüyorum. kimin daha uzağa işediğinin ne önemi var ? önemli olan parmağın hâlâ yaralı olması değil midir ?
20.06.2006 tarihli akşam gazetesi manşeti tam bir gazetecilik örneğiydi. ' polis engeli ' başlığıyla, İzmir'de engelliler arasında oynanan basketbol karşılaşmasında meydana gelen olaylarda polisin tekerlekli iskemlede oturan sporculara acımasızca cop vurması ve biber gazı sıkmasıyla ilgili.
özellikle bir gün arayla yapılan manşetleri verdim. şimdi kendimi rüşvet almadan işini yapmış bir memur kadar huzurlu hissediyorum.
kısa yoldan köşe dönmenin mârifet sayıldığı memleketimizde, köşe kapmaca oynayan, köşe yazarlarını görmek istemiyorum.

  • cebrailiye
  • 1 yorum var
  • 22 Haziran 2006 00:08

\
İllüstrasyon turgut demir..
küstah dergisi sayı:28

Bahar geldi, çiçeklerin güzel kokuları sardı her yanı... Elimde gaste çınarın altına oturdum... Sıcak bir rüzgar esiyor... Yeşil yapraklar gürültüyle oynaşıyor... Ve kuşlar ötüyor bir yandan, ben gasteyi okurken... Vatan Gazetesi Çikolata eki, 19 Mayıs sonrası ilk gün... 20 yaşındaki karikatürcü Caner Aydın, 19 yaşındaki pankçı Hakan Çuğal, yine 19 yaşında ki tezgahtar Songül Göksel... Vedat Başkan 24 yaşında, Habibe Tekşen ise 22... 19 Mayıs bir şey ifade etmiyor onlar için.... “Bir yaştan sonra alkol hayatınıza giriyor tabi ki.” diyor Caner... Diğerleri de aynı fikirde “Parti tadında bir şey yapılsın...” “Punk grupları çıksa alkol olsa..” “Güzel kızlar çıksa şovlar yapılsa...” kutlamalara gidermişler... “Fi tarihinde olmuş bir olayın bugün kutlanması bana süper anlamsız geliyor...” bunu söyleyen sokak dansçısı İbrahim Kaptan, 24 yaşında... Ülkede onları ilgilendiren bir sorun olmadığını düşünüyorlar...Punkçı arkadaşın tarzını kabul etmemeleri bir sorun tabi... Cumhurbaşkanlığı sorunu kafa yorulmuycak bir şey onlar için... Punkçı Süleyman Demirel’i hatırlıyomuş... “İyi bir adam... Yeniden Cumhurbaşkanı olmasında bence bir sakınca yok” diyor... Caner “Bana ne diyor...” bu konu da.. Alkol almak yeterli zaten onun için... Sogül Göksel: “Bizden bir şey olmaz” diyor... Kafam allak bullak, sinirle kapıyorum sayfayı... Bir kelebek düşer gibi ağacın üstünden uçarak önüme iniyor... Oysa bu ülkeye kelebekler yakışmıyor... Umut edilecek kimse kalmamış, ne güzel ...

  • kle
  • 1 yorum var
  • 30 Mayıs 2006 16:38

1 2 3 4 Sonraki
bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

Tutulanlar Banner

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.