Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Havlu kenarı"

Etiket:

gözyaşı hakkındaki yazılar:

tüm yazılar gösteriliyor, sadece bildirileri görmek için tıklayın
1 mayıs işçi bayramı
1 mayıs 1977 yılı işçi bayramı için hazırlanan afiş

1 Mayıs 1977'de 1 mayıs işçi bayramını kutlamak için çeşitli illerden istanbul'a gelen yaklaşık 500 bin kişi taksim meydanını doldurdu. Göstericilerin üzerine açılan ateş sonucu 28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak yaşamını yitirdi, yaklaşık 130 kişi de yaralandı. ateşi kimin açtığı henüz belli olmamış ve olay aydınlatılamamıştır.
1 mayıs 1977
1 mayıs 1977

star gazatesinden ahmet kekeç "önce katillerinizden hesap sorun" başlığıyla bu konuda farklı bir bakış sergiliyor.

burda bulunan linke tıklayarak 1 mayıs işçi bayramının tarihsel sürecini kısa bir şekilde görebilirsiniz...

Spacer
Spacer
 | 2 yorum var 
 | 29 Nisan 2009 16:44 

Sakın açma çiçeğim olduğun gibi kal
Eğer açarsan senide koparırlar dalından
Koparılıp atılırsın, sokaklara, diyarlara
Açma çiçeğim açtığına bin pişman olursun.

Ağlarsın, kurursun atılır isyan edersin
Her geçen gün güzelleşir daha fazla göz dikilir sana
Gece karanlıklarda yalınız görmez seni!
Sakın açma çiçeğim bu tomurcuk halinle daha güzelsin.

Aşıklar koparıp seni eline alır
Farkına varmazsın seni alet ederler aşklarına
Her gün sana güümseyerek yaklaşırlar, bitince işleri atarlar
Açma çiçek kuru dalında daha güzelsin.

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 03 Mart 2007 09:36 

Etiketler: , , ,

Epeydir aradığım video klibi buldum... koreli kiss grubunun bir parçası...
hikaye kısaca şöyle... potpğrafçı bi çocuk kuaför bi kızla tanışıyor... aşkın neler yaptırdığına bi de siz gözatın...
müthiş bi aşk hikayesi...
gözyaşı garantili... çok duygusal yaa...
sevgililer günü için harika...
buradan buyrun...

Spacer
Spacer
birisioteki
 | 0 yorum var 
 | 12 Şubat 2007 09:56 

Dünyaya sağ tıklayıp gözat dediğinizde ne görüyorsunuz koca bir boşluk mu?Gücü elinde bulunduranların güçsüzlere yaptıklarınımı?Bir lokmaya muhtaç olan insanlarımı?Yoksa benim gibi sevdiğinin göz yaşlarına neden olan vicdansızlarımı?

Eğer şimdiye kadar okuduğunuz satırları dinlemeye değer bulduysanız okumaya devam edin..

İnsanlığın tanımını biri size sorsa ne cevap verirsiniz?Düşünebilme yeteneğine sahip bir canlımı?Kendini geliştiren ,öğrenebilen düşünebilen bir canlımı?Hayır!Emin olun artık insan demek bu değil.İnsan,acımasız olan,sevgiden anlamayan,kendi çıkarları doğrultusunda haraket eden bir canlı oldu artık.Ve sanırım çoğumuz insanız!Bu geceden itibaren ben artık insan olmak istemiyorum.Kendine insan diyen "insancıklar"dan da nefret ediyorum.Başta kendimden.Dünyanın bir ucunda ki insanlar başka insanların artığına muhtaçken,ortadoğu da her gece "bu sabah uyanabilecekmiyiz" diye düşünürken,bense sıcacık evimde Rabbimin bana vermiş olduğu engüzel hediyeyi incitiyorum her seferinde.Her geçen gün biraz daha insan oluyorum bu düzende.Biri buna dur demeli.Bu gece insan olarak geçirdiğim son gece.insan sıfatını kirleten benim gibilere yazıklar olsun.

Spacer
Spacer
 | 2 yorum var 
 | 28 Kasım 2006 15:35 

Tuttum

O

sevgili günlük
bugün bir yara daha aldım.sanmıştım ki zamanla acıya alışılır..zaman geçiyor,acı hep duruyor ama ben hala alışamadım..hep yanı başımda duran,ne zaman ve nasıl geleceği belli olmayan bu şeye alışılmıyor..o geldikçe umurlar,mutluluklar azalıyor,azalıyor ve daha çok azalıyor..korkuyorum..çok korkuyorum..bir gün elimde mululukla ilgili birşeyin kalmamasından korkuyorum..
ne yapmam lazım bilemiyorum..yapmam gereken herşeyi yaptığımı düşünüyordum..sırf o gelmesin diye..bana uğramadan geçsin diye..ama o hep yanımda..beni çok seviyor biliyorum ama ben onu hiç sevemedim..kim sever ki zaten onu..
birini hayatına aldığın zaman iki kişilik yer ayırman lazım..biri o kişiye diğeri ise acıya..artık böyle düşünüyorum günlük..zamanla karamsar bir insan oluyorum galiba..bana yakışmayan birşey bu ama elimde değil..
nereye gidersem gideyim,kimi seversem seveyim o hep var olacak biliyorum..onun olmadığı bir yer bulmak diye birşey yok biliyorum..
ya hayatım ondan ibaret olursa..geldiği zaman yalnız gelmiyo ki..o gelince gözyaşı geliyor..umutsuzluk geliyor..mutsuzluk geliyor..yalnızlık geliyor..ya hayatımı bunlar kaplarsa..ya bunlardan güzel şeylere yer kalmazsa..
korkuyorum..hemde çok..hayatta ilk defa korkuyorum..büyüdükçe korkuyorum..
çünkü o hep burda,tam yanımda biliyorum...

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 15 Ağustos 2006 10:28 

Sevgili günlük,

Arkadaşlarımın aylarca “babam ve oğlum” filmini övmesine kulak asmadım, direndim ve filmi izlemeye gitmedim. Ama ben de insanım. Sabır da bir yere kadar! Gittim sonunda..

Ortalık yerde en son dokuz yaşındayken ağladığımı hatırlıyorum. Yaramaz ve söz dinlemez bir çocuk olduğum için, deliler gibi koşardım ve sık sık düşerdim. Sonra da “anneeeea” diye ağladım her çocuk gibi... Aradan onca yıl geçti ve ben, yazılı olmayan, herkesin içinde ağlamama sözleşmesini, tek taraflı bozmanın verdiği sıkıntıyla, bir sürü insanın içinde ağlamaya başladım. Genellikle ağlarken; ben, kendim ve şahsım dışında dördüncü bir kişinin bulunmamasına dikkat eder(d)im. Ama heyhat, bir sinema salonunda, beyaz perdede resimler gözümden beynime, beynimden gönlüme doğru hızla akıyor, kulağıma sözcükler takılıyor ve ben ağlıyordum. Diğer izleyenlerin üzerinde de izledikleri film, benzer etkiyi bırakmış olacak ki, oradaki herkes ağlıyordu. Güya “cool” takılacaktım. Filmi izledikten sonra, elimi çeneme koyup, “Hmm, minimalist yaklaşımlar ana temayı ön plana çıkarırken; optimist ve pesimist düşünceler kaotik bir sarmalla sentezlenerek sürrealizme yaklaşmış. Bu bağlamda izleyenin tepkileri hededir.” gibi anlaşılmaz sözcükler kullanıp kendime “entel kuntel” dedirtecektim. Ama ne oldu? Babam ve oğlum filminin neredeyse başlarında ağlamaya başladım. İlk ağlama ihtiyacının ardından önce gözlerimi yukarı çevirip içimden, “la la la la, seni duymuyorum. hem acımadı ki, acımadı ki!” dedim içimden arsızca. Ardından dikkatimi dağıtmak için olsa gerek, “yeni nesil gençlik ne yapıyor, film onları da ağlatıyor mu?” sorusuna cevap bulmak düşüncesiyle, çaktırmadan arkaya baktım. Daha sonra kaçacak bir yerim kalmadığından olacak, iki sıra önde oturan teyzenin acı hıçkırıklarına dayanamayarak ben de ağlamaya başladım. Sonra da film boyunca hep ağladım. Anneme, babama, küçüklüğümde tv’den hayal meyal duyduklarımdan hatırladıklarıma, bir devrin başlamasından bitimine kadar hep acı çekmiş insanlara, geçmişe, hatalara, zihniyetsizlik yüzünden ağır bedeller ödeyenlere ağladım, ağladım. Tüm bulara ağlarken aslında kendime de ağladığımı farkettim. Kaybettiğim aile büyüklerime ve kaybedeceklerime ağladım. Meğer ne çok gözyaşım varmış da, benim haberim yokmuş. Sonra işi abartıp ailemi her şeye rağmen çok sevdiğimi düşünüp yine ağladım. Hızımı alamayıp, neden artık “Donald Duck” gösterimde değil diye ağlamaya devam edecektim ama, ne yazık ki film bitti.

Spacer
Spacer
 | 8 yorum var 
 | 06 Şubat 2006 09:17 

Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlearle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyer Darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır..

sizce?

:-( )-:

Spacer
Spacer
 | 9 yorum var 
 | 18 Mayıs 2005 17:46 

bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

çok tutulan gözyaşı yazıları

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

network siteleri

RSS Dosyası
pillikutu