Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Bereler"

Etiket:

günce hakkındaki yazılar:

tüm yazılar gösteriliyor, sadece bildirileri görmek için tıklayın
\

\

Genelde doğa sporlarıyla özelde de “bisiklet”le ilgiliyseniz, size “Türkiye’nin ilk online bisiklet Dergisi!” olan tekerlekizi’ni tavsiye edeceğim. Ben de bir dostumun ( kendisi orada yazar ) sayesinde haberdar oldum dergiden. Şu an 5. sayısını yayınlayan ve Genel Yayın Yönetmenliğini Murat Öztürk’ün, Editörlüğünü Yavuz Ergun’un yaptığı derginin tüm kadrosuna buradan ulaşabilirsiniz. önceki sayılara buradan ulaşabilirsiniz.

Bisiklete ilişkin akla gelebilecek her konuda ( röportaj, gezi, günce, kitap tanıtımları, teknik bilgiler, etkinlikler, festivaller, fuarlar, fotoğraflar vb. ) bilgilerin yer aldığı derginin benim en sevdiğim yanlarından biri bisikletçilerin çektikleri fotoğraflar ( görsel bir şölendeymişim sandım kendimi ve deklanşör’e tıklayan o parmakların benim olması için can attım. )

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 06 Şubat 2009 13:04 

\
Apture, sitenizde zengin içerik oluşturmak için kullanabileceğiniz ilginç ve oldukça kullanışlı bir araç. Sayfalar dolusu içeriğin tek bir bağlantıda verilmesi bu araçla mümkün hale getirilmiş. Seçtiğiniz herhangi bir kelimeyi dileğiniz içeriği taşımak üzere bir bağlantı haline getirebilirsiniz.

Ziyaretçilerinizin aynı bağlantı üzerinden ilgili wikipedia başlıklarına, video, fotoğraf gibi görsellere, google haritalarına, çeşitli makalelere ulaşması artık çok kolay.

pop-up ekranı görünümü
pop-up ekranı görünümü
Spacer
Spacer
 | 4 yorum var 
 | 01 Aralık 2008 12:14 

emirgan çınaraltında,çaybahçesinde oturuyorum,yanımda insanlar..şimdi iyice zor..gerçi şu kızlar.leman falan okumuşlukları var onların.yine de genel düzeyin düşüklüğünden bahsedilebilir.bana göreliğini de ekliyelim.biraz komik görünüyolar.onlar farkında değiller tabii.kıyafetlerinin çizgisi hemen hemen aynı her zaman.bir tek renkleri.. biri ne renk giymişse,diğeri zıt renk giyiyo,giymeye çalışıyo.bu zıtlık bi tür bağımlılığı peşisıra getiriyo sanki.hissediyosun yani.bi kızkardeş ben şunu giyiyim dediyse,diğeri bakıp hee o bu renk giydiyse ben de şu renk giyiyim diyo.birbirine görelik.efe kucağımda bi sağa bi sola eğiliyoruz.bunu tekrarlıyoruz.çok hoşuna gidiyo efe'nin.annesini haberdar etmek istiyo bu hoşnutluktan.bi süre uğraşıyo bunun için.sonunda beceriyo.annesi bize dönüp gülümsüyo.ama yapmacık bi gülümseme bu.efe'nin kahkahalarla gülmeye devam etmesi..sonunda anlıyo anne efe'yi güldüren olayı.annenin bi süre durumu kavrayamamasına hak veriyorum.çünkü ben de pek ihtimal dahilinde diye düşünmüyodum efe'nin bu kadar hoşuna gideceğini bu sağa sola sallanmaların.sen de sallanarak oku bu yazıyı..nasıl okunuyo o ya.yani ingilizce mantığıyla çözmek gerekiyo heralde.yolda durup hangisine oturalım dediklerinde de ben bu ismi zor mekanı seçmiştim.bank benzeri tahta koltukların üzerine turuncu minderler koymuşlar hem kıçının altına hem sırtının yaslanacağı yere.çok rahatmış gibi duruyo ya.kıçımın aklı o koltuklarda kaldı valla.isim ve koltuklar değil yalnız fark.bir sosyal statü farkından da bahsedilebilir.tikimekanı diyo bizimkiler.koltuklardan üzerinde oturanlara çeviriyorum bakışlarımı.pek şaşırtıcı bi görüntüyle karşılaşmıyorum.hani söyledikleri doğru ama,bu tür mekanların genel profili budur ki..tavla oynayan yaşlı insanlar.işte bu görüntü asıl farkı yaratan ve bizim mekanın diğerinden ayrılığını vurgulamaya çalışırken 'halk' kavramını kullanmaya götüren bizi.yandaki mekanın adı mı ne..tamam söylüyorum.ama dikkat et çözmeye çalışırken moralin bozulmasın;sheesha..aynen böyle yazılmış..iki bardak çaydan sonra bi fincan da sütlü kahve geliyo.sütlü içerim ben.sütlü ve şekerli.o sabah baktım evde nescafe kalmamış.markete gitmeye de üşeniyorum.hızır gibi yetişen türk kahvesini buluyorum buzdolabında ve çocuklar gibi seviniyorum.içince farkediyorum ki bu türk kahvesinin tadı nescafeden daha hoş.yok üstüne içimi yumuşak falan yazmışlar da..hayır efendim,ne kadar yırtınarsan yırtın bu türk kahvesinin yerini tutmaz senin nescafen.ha duyanı ağzını bi karış açık bırakacak bi hayretle başbaşa bırakacak olan türk kahvesine süt katma durumu var..sen ne diyosun bilmiyorum ama ben pekala orjinallik diyebilirim ve diyorum buna..sen bunca öv türk kahvesini sonra ertesi sabah evde hala türk kahvesi bulunmasına rağmen markete yollan nescafe almak için..ne diyim..alışkanlık diyim mi..kafamı sağa çevirip,kucağımdaki ali efe'den uzakta tumaya çalıştığım elimdeki fincan sabit dudaklarımı fincana doğru uzatıyorum..biraz sonra tepsiyle yeni çaylar geliyo isteğimiz dışında,hiçbirimiz almıyoruz..bu zorla çay içirtme politikasından rahatsız söyleniyo içimizden bir kaçı..kimbilir belki de o an karar veriyoruz ortak bir içgüdüyle,bi daha gelirsek ismi zor sheesha'da oturmaya..

Spacer
Spacer
 | 1 yorum var 
 | 05 Eylül 2008 13:25 

takanik'in yanından geçip iskeleye ulaşıyosun.gizli iskele.oysa iskeleler boğaza açılan kapılardır;algının serinliğe açılan kapıları..böyle semtin tam ortasında olması.bozuyo sanki.futbol şık bi olay olabiliyo.işte messi demek,kaka'dan bahsetmek..yok milan yok real madrid..ama böyle pijamadan bozma kıyafetlerle,estetikten yoksun bedenlerin,yine estetikten yoksun oyunları ne derece şık olabilir..o epey uzakta.tam yeniköy çıkışındaki parka ulaşmadan.biliyosun iki parkı var.biri göbeğinde.pahalıdır zaten.kimbilir bi dilimine ne kadar isterler.büyük marketlerde bile o kadar pahalı ki.alt tarafı hamur,peynir;gerçi özel bi peynir kullanıyolar galiba,üstüne de reçel gibi mi desem,jöle desem daha doğru olur..bizim kültürdeki karşılığı künefe mi olur.söylerken gülümseme şekli alıyo ağız zorunlu olarak.say cheese.cheesecake..bunlar da tek tek satış yapıyolar mı.marketlerde kasada o aletten geçirince tak diye yazıyo fiyatı.manav nasıl hesaplasın tek muzun fiyatını..bi de o mekan var.pastane diil;büfe gibi bi yer.ne satıyo,ne üzerine,adı ne hiç bilmiyorum..tek bildiğim yeniköyün en sempatik esnafı tarafından işletildiği.sırf görünüşünden.konuşsam belki de buz gibi bi adamdır.şimdiye kadar edindiğim izlenirim arkasında kalanları araştırmama kararı alıyorum.zaten şu ana kadar hayatımda yeralma oranı benim için yeterli.senin için diil mi.o zaman yeniköye gel.küçük bi dükkan.kaldırımda bi ağaç önünde.ağacın yanına atılmış tek masa bi kaç sandalye..bu arada sana sahil denir mi yeniköy.caddende dolaşırken bir an bile duymayız denizi...

Spacer
Spacer
 | 2 yorum var 
 | 13 Ağustos 2008 21:13 

kolları ağrımıyo mu ya bunun.çok rahatsız bi konum..rahatsızlığa katlanılmaya çalışılırak erişilmeye çalşlınan estetik..bak neyi hatırladım şimdi..gerçi bizim dışardan gördüğümüz kadar rahatsız diildirler heralde.yoksa rahatsızlık diil,düpedüz işkence dememiz gerekir buna.hatırla,bazıları incecik olur.çıtk..her an o sesi duymaya hazırsındır.harbi nasıl oluyoda kırılmıyolar.demir falan olablir mi diye düşünmeden edemiyo insan.diilse,sanki tek elin marifetiyle bile kırılabilir hissi yaratıyo..topuk..iki park fazla bu semte.çeşmesi kuru,park bol olsun bari diye mi düşünülmüş acaba.hadi bunda genel bi yoğunluk olduğunu kabul edebilirim.sonra şu adayla bağlantının bu parktan sağlanıyor olması.bi adası olmak..harley di dimi o.bir ikilemi var bu motorların.motorda zevk unsurları denince akla ilk gelen hızdır.o kadar para vermişim,harley almışım,hava atmam ve bunun içinde şehir içinde olmam lazım.şehir içinde hız yapamam.al sana iki ucu...hiç parka bulaşmamaya çalışıyolar.üzerlerinde tek toz tanesi bile bulunmayan şık tuvaletleriyle kadınlar..ve tabii ince topuklar..park kelimesi ne ifade ediyodur acaba onlara.ağaç,çimen;doğu,köy..yine de lugatlerinde vardır parkın bi karşılığı;otopark..ama şıklar be..senin de şık olmaya çabaladığın.ve bu çabanın seni getireceği konumun ortaya çıkaracağı rahatsızlıktan kurtulmak için,her zaman olduğu gibi yazarlardan,şairlerden yardım istemen.bu sefer k.iskender mi koşmuştu yardımına.şık ol,katiller şık giyinir.yakışıklı bi laf.yakışıklıda,şık bulunması..bazılarının motorları çok güçlü sesler çıkarıyo.ikinci bi duyu organına,kulağa da hitap ederek,yarattığı etkiyi arttırıyo.tabii izleyen için.kullanan için hissetmek en güçlüsüdür.motosiklet kullanmanın verdiği hazzı anlatan en güçlü tabir şuydu galiba.erkekler için diye de ekleyelim:bacaklarının arasındaki müthiş güç..bir ece baba da şöyle mi uyarmıştı seni:artık atından inmeden sevişmeyi öğrenmelisin.artık motosikletinden mi diycez ona,modernde ece baba...

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 07 Ağustos 2008 17:43 

denge.denge diyordu.bedenin denge yeteneğini kazanabilmesi için yapılabilecek en iyi spormuş.bak ne kadar da kenardan gidiyo.ya korkuyorum yavrum.yapma ya.sele,pedal..peki o yön veren parçanın adı..direksiyon olabilir mi.diildir ya:şimdi de bir dik açıyla denize doğru ilerliyo.fransa bisiklet turu.efsanevi bi yönü var.sıkı bi takipçisi falan diilimdir.hatta hiç takip etmem.ama medyada yer alış biçimi efsanevi bi olay olduğu izlenimi uyandırır.ben sevmem.neden sevmediğimi soruyosun.tabii, cevaplıyim.gerçi ne soru yaratmak,ne de oluşan sorulara cevap bulmaktır amacım.amacı sıfır noktasına indirmek.edip cansever şöyle derdi;ve gelsin ve geçsin bütün söylediklerim,gelsin ve geçsin..bir;sürat zevki tattıracak kadar hızlı diildir.hepimizin vardır daha hızlı araçlara binmişliğimiz.uzay mekiği en hızlısı mıdır araçların.diil galiba.onu farklı kılan başka bi özelliği..paralellik;diklik..bütün araçlar yeryüzü üzerinde bi yerden bi yere ulaşmak için yeryüzüne paralel hareket ediyolar.paralellikte yokmudur bir sünepelik,bir kılıbıklık,bir ana kuzusu durumu,bir bağımlılık..uzay mekiği yeryüzüne dik hareket eder.bu dikliğin argoda kullanıldığı şekliyle,erkekliği,erki,gücü temsil ettiği düşünülebilir pekala.sonra,ayrılırken asidir.hiç bir zayıflık emaresi göstermeden uzaklaşır..dönerken de kararlıdır.sapma göstermeksizin amacına doğru ilerler.dimdiktir..uzay mekiği tamam da,ya uzayda mekik..yine en büyük sorun ayaklarına oturucak birini bulmak olur kesin..iki;etrafı algılamaya yetecek kadar yavaş da diildir.tabii bunlar dışardan,bir gözlemcinin analiz çabalarıdır..bilmiyorum kardeşim.ayıp mı.çocukluğumuzda..evet öyleydi..hafifçe alnına inmiş saçlarını avucuyla geriye doğru yatırarak,ortaya çıkan yara izini gösteriyor.son hız bayır aşağı gidiyodum,diyo.birden yan yoldan bi araba çıktı.ben uçtum arabanın üzerinden.geçmişinde böyle,kanıtı bile bulunan,güçlü bi anı bulundurmaktan memnun..hayata dairlik böyle değerlidir işte.ne çok sene oldu.o kursta binlerce kitabi bilgi öğrendikte bugün aklımda kalan bu,arkadaşın bisiklet macerasıdır.ne kadar usta olduğunu göstermeye çalışıyo.bak üzerime geliyo.az önce denize düşme tehlikesiydi;şimdi birine çarpma tehlikesini kullanıyo,cesaret ve maharetini göstermek için.yav iyice yaklaştı..yana doğru..bi adım..gözlerimin içine bakıyo.sırıtarak.aha da çarpıştık..neyse kırdı.bir an önce uzaklaşalım burdan,bu çocuğun daha fazla oyuncağı olmadan.

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 07 Ağustos 2008 14:32 

ohh,bu iki pencere arası boşluklardan birini kaptığım iyi oldu.sırtını yaslayacağın yer o çıkık çerçevelere rastlayınca çok kötü oluyo.şu iskelenin yanını da iyi akıl etmişler.çok tercih edilmiyo gerçi.yine de vapur beklerken biraz takılabileceğin bi mekan olmuş.indir ayakları.yetmez ki,biraz da dizlerini toplaman lazım.onun için de sırtını,rahatça yerleştirdiğin o konumdan ayırıp,biraz daha yükseltmen gerek.kısaca,kıçını kaldırıcan yani.geç bakalım..suları yara yara ilerliyoruz.kızıldenizi ikiye ayıran musa..asasıyla..bir asaya ihtiyaç duyması..bak muhammed'e.ikiye ayırdığı ayı..parmağıyla.bambaşka bi renk oluşuyo orda.şu turkuaz dedikleri rengin çok daha uçuğu sanki.burdan göremezsin tabii,kıçta olman lazım.o köpükleri düşün.ytalnızca bir renk olmaktan çıkarıyor beyazı,coşkusu köpüklerin..biraz endişeliyim..hele şu pozisyonda.lanettayn.bu kelimeyi kullanırdı bizim eskiler.sağlam olmayan,öylesine gibi anlamlara geliyo.işte bu parmakarası terlikler de çok lanettayn..bi de kaldırıp parmaklıklara dayıyosun ayaklarını.her an ayaklarından kurtulup,boğazın serin sularıyla buluşabilirler.olmaz öyle şey,düşüncesini çürüten o görüntüye ne diyosun.15 yaşlarındaki çocuğun terliğinin teki,üzeri kopmuş olarak elindeydi.sol ayağı çıplak yürüyodu çocuk asfaltta..musa'yı beğenmiyoruz ama harry potter elindeki küçük çubuğu kullanmanın yanısıra,bi de o sihirli kelimeleri söylemek zorunda kalıyodu.leviosa'yı hatırlıyorum sadece.iki kelimeden oluşuyodu aslında:bilmemne leviosa..yeni yapılanların ilkini indirmişler suya.vapurun bu kenarlarında oturmayı zevkli hale getiren etkenlerden biri de odur;ayaklarını kaldırıp demir parmaklıklara yaslarsın.yeni vapurlarda bu alan daha genişmiş.bu asi oturuşu terkedip,hanım hanımcık oturmak zorunda kalıcaz.açıl susam açıl..işte..sadece sözcüklerden kaynaklanan sihir.ali baba da kırk haramiler de inanmıştı sözüklerin gücüne..gerçi şimdi sözcüklere bile gerek kalmıyo.sen hiçbişey yapmıyosun,o seni hissedip açılıyo.ne sensör ne ben söyliyim.ali baba,bu teknoloji seni küçük düşürmek için mi gelişiyo..iskeleye yanaştık..güzin miydi o..yüzünü görmeyince çıkaramadım.otobüste de merveyle karşılşmıştım.boyacıköylüler şehirde..nerden mi aklıma geldi bu sihirli kelimeler falan.akşam filmi izleyip yatınca aklıma dilime gelen kelimelerden.beterböcek.iki beceriksiz hayalet,kendilerine yardım etsin için azılıkötülükçü bir hayaleti çağırırlar.onun hapsolduğu maket kasabadan kurtulabilmesi için ismini üç kez tekrar söylemeleri gerekmektedir:beatlejuice,beatlejuice,beatlejuice...

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 05 Ağustos 2008 22:05 

aşiyanı geçip bebeğe yaklaşırken geliyo aklıma.hep sonradan gelir aklım başıma.ahmet kaya.ne güzel şarkıdır.dinledin mi.türkçenin yüreğe bu kadar dokunan başka sesi olmamıştır.yine unuttum bakmayı diye vahlanıyorum.gerçi tam önüne bi ağaç dikmişler.büyür günden güne.kapatacak önünü.göremiycek veli denizi.bi gece elimde bi testere.taş yumuşuycak.martısı kanatlanacak velinin.süzülecektir boğaz üzerinde..istanbulun daha orta yeri var mı.adam duvara dönmüş.yuh diyorum.sen de de.şeker ahmet paşanın resimlerinden bahseder,bi kaç da şairden..ben seviyorum,siz de sevin der.ben de seinfeld i çok severim.sen de sev...radyoda bi kadın.galiba fiona apple.hold me tight,not to tight diyo.bana sıkıca sarıl,ama çok sıkı değil,gibi bi şey galiba.köpeğin ılk uzmanı olduğunu söyleyen şairi düşünüyorum.ılığı yakalayabilmek..biraz edepsiz bi hikayeden bahsedicem sana .askerdeyiz.gazino denen yerde.yanımda bi arkadaş var.nasıl olmuşsa tvye nicole kidman çıkmış.-kral tv ve benzeri kanallar dışında hiç bi şey seyredilmezdi-.yanımdaki arkadaş aaaa diyerek ağzını yukarı doğru açmadan önce şunları söyledi.ne karı be,ağzıma işesin bu karı benim.bi erkeğe bunları söyletebilmiş olmasına saygı duymuştum.o günden sonra nicole kidman benim için en önemli kadın figürlernden biri olmuştur...biraz belden aşağı edebiyata girince daha fazla gülüyo be insan...

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 04 Ağustos 2008 07:08 

bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

network siteleri

RSS Dosyası
pillikutu