Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "El yapımı"

Etiket:

padişah hakkındaki yazılar:

tüm yazılar gösteriliyor, sadece bildirileri görmek için tıklayın
\

Görünümü dambılı yada gülleyi andıran , ama kinetiği ve ağırlık merkezi bakımından çok farklı olup , nevi şahsına münhasır yeni bir spor ve kuvvet aleti Girya...

Rus kökenli olan bu kulplu gülle benzeri alet , ağırlıklı fitness benzeri bir çalışma mantığını barındırıyor... Türkiye ' de bu sporun en önemli uygulayıcısı ve uzman eğitmenlerin başı Murat Şinikçi , 10 yıldır hiç yılmadan tüm kitlelere sevdirme yolunda çalışmalar yapıyor...

\

Aslında Girya bizim için pek de yeni bir nitelik taşımıyor... Çünkü Osmanlı Padişahları ve ordudaki askerler seferler öncesi benzer bir güç aletiyle antrenmanlar yapıyor ve kendilerini formda tuttarak zor geçecek mücadele dolu savaş günlerine hazırlıyorlardı...
\

Günümüz yaşamında stres dolu hayatımıza tazelik getireceğinden hiç şüphe duymadığım Girya , kendi içinde bir çok avantajı da beraberinde getiriyor... Çünkü diğer egzersiz araçlarına nazaran çok az yer kaplıyor , her yaştan sporcular için ama özellikle küçükler için farklı ağırlıkta çeşitleri bulunabiliyor... 4 -8 -16 kilogram gibi ağırlıkları sıklıkla tercih edilirken , bu miktarlar küçükler için daha az miktarlarda olabiliyor...

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 26 Temmuz 2010 17:24 

osmanlı arması
osmanlı arması
biraz eski bir bildiri olucak ama; 31 ekim 1912 de doğan ve osmanlı devletinin yıkılmasının ardından amerika ya sürgün edilen son şehzade osman ertuğrul efendi 31 ağustos 2009 yılında vefat etmiş.2004 yılında türkiye vatandaşlığını alan son şehzade almanca ingilizce fransızca ve türkçe yi çok iyi biliyor,ispanyolca ve italyancayı anlayabiliyormuş.haberin ayrıntısı ve haber videosu için burayı tıklayın.
son şehzade osman ertuğrul efendi
son şehzade osman ertuğrul efendi
Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 03 Mayıs 2010 12:23 

geçenlerde bir arkadaşımın önerisiyle gazeteci ve yazar hıfzı topuz'un ocak 1999'da remzi kitabevi'nden çıkan "Taif'te ölüm" isimli tarihi romanını okudum.

mithat paşa
mithat paşa
kitap kısaca, iki kez sadrazamlık yapmış Mithat Paşa’nın, Osmanlı imparatorluğunu çağdaşlaştırmak,sağlamlaştırmak için yaptığı çalışmaların, uğradığı haksızlıkların ve dönemin gaflet içinde olan yöneticilerinin hayatlarından önemli olan kesintileri bize sunuyor.
kitap hakkında şurada epey bir bilgi verilmiş. ilgilenenler bakabilir.
Kitabı okurken son osmanlı sultanlarından 2. abdülhamit hakkında bilgi toplamaya başladım ve ilgimi çeken değişik yorumlara rastladım.
sözgelimi mustafa kemal onun için :""Abdülhamid'in idare tarzı azami müsamahadır. "(Kaynak : Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı , sf 327 , Mustafa Armağan) derken, Enver Paşa, Beylerbeyi Sarayı’nda hapis olan sabık sultanı ziyaretten dönerken Talat Paşa’ya ağlaya ağlaya şu itirafta bulunur: “Başımıza ne geldiyse bu adama yaptıklarımızdan geldi ve daha ne gelecekse o yüzden gelecek.
yine günümüz tarihçilerinden prof.ilber ortaylı ise;"Dünyanın son hükümdarı , son evrensel imparator 2.Abdülhamid Han'dır." demiş.
II. Abdülhamit
II. Abdülhamit

bu araştırmalarım sırasında 2. abdülhamit'in fotoğrafçılıkla da ilgilendiğini öğrendim.
şurada bu konuda bir yazı var.
derken üye olduğum bir gruptan Abdülhamit'in tüm fotoğraf albümlerine ulaşabileceğim bir link yolladılar. oh ne âlâ...
biraz daha araştırınca 2.Abdülhamit'in ABD kongre kitaplığına hediye ettiği (tarihini bulamadım) 36 adet fotoğraf albümü( albümde 1200'den fazla fotoğraf var) olduğunu ve bunların bir abd üniversitesinin sitesinde sergilendiğini öğrendim. linke tıkladıktan sonra karşımıza çıkan arama kutusuna "ABDUL-HAMID 2 COLLECTION" yazıp tıklayınca albüme ulaşılabiliyor.
örnek fotoğraflar:
beyoğlu
beyoğlu

sirkeci limanı
sirkeci limanı

son olarak Abdülhamit'in boğaz köprüsü projesini yaptıran ilk kişi olduğunu biliyor muydunuz?...
II. Abdülhamit'in köpRü pRojesi...
II. Abdülhamit'in köpRü pRojesi...

( umarım asparagas değildir, zira net ortamında her yazılan doğru olamayabiliyor!)
bakalım bu yazıdan sonra kitabı kimler okuyacak, ya da önceden kimler okumuş?
selamlar/sevgiler/saygılar

Spacer
Spacer
 | 8 yorum var 
 | 03 Eylül 2008 14:38 

\

Dönemin (1780) tutulan en öndeki şairi Sünbülzade Vehbi efendi'dir. Padişahı zaman zaman öyle haşlar ki, artık o dönemin kudretli padişahı bundan bizâr olur. Şairi çağırıp "Bre çelebi billah bizi muzdarip ittün. Seni af edebilmem içün öyle bir şiir yazasun ki ilk mısrayı duyduğumda kızıp cellat diye bağıram, ikinci heceyi duyunca da bol bol ihsanda bulunam. Aksi takdirde yedikulenin soğuk ve sessiz zindanları senin mekanın olur.." der. padişahtan korkan Sünbülzade, çar naçar kabul edip evine çekilir.
Sünbülzade can havliyle o gece hemen bir şiir yazar;

Azm-i hammam edelim sürtüştürem ben sana,
Kise ile sabunu, rahat etsin cism ü can..

Spacer
Spacer
 | 1 yorum var 
 | 26 Mart 2008 11:27 

YAVUZ SULTAN SELİM ihanetin karşılığının ne olması gerektiğini çok güzel izah etmiş.
Şöyleki;
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafet yapmış, Kuşlar
Çarşısı'nı geziyormuş.

Avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli,
eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.

Bir ara gözü kekliklere ilişir padişah'ın.

Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, 'Tane işi satış fiyatı 1
altın' yazıyor.

Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik
daha var ki, fiyatı; 300 altın.

Spacer
Spacer
 | 2 yorum var 
 | 19 Mart 2008 13:14 

Padişahın ruyasi
Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür.
Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.
Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
-- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki,
padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve
gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a
çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır.
Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir
dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan
bir ceset gözlerine batar, sorarlar;
-- Kimdir bu?
Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.
Ayyaşın meyhusun biri işte!..
-- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık
komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır.
Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar...
Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem
şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli
kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir
cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını
gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!..
Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :
-- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...
Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır.
Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
-- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması,
paklanması var. Tekfini, telkini...
-- Merak etme ben beceririm.
Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den,
en azından Fatih Camii'nden...
-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur.
Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin.
Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola
koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur
ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş;
ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında.
Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur
dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama,
vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar,
musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli
vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
-- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik
cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi
dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah
garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim
sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.
Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi
metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar...
Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.
Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...
Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar
nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin;
elindekini avucundakini verir
satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
-- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
-- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.
Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.
Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben
menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal.
Hucceti islam okurdum...
-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep
uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında
durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya...
Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle
böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.
inan cenazen kalacak ortada...
-- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını
kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla
bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
-- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra;
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?

Spacer
Spacer
 | 5 yorum var 
 | 06 Ekim 2007 17:12 

\

\
Günümüzde böyle güzelliklere rastlamak gerçekten çok zor. Belkide ismini çok az kişinin duyduğu bu kişi OSMAN diye öyle bir marka yaratmışki inanamazsınız. Osman markası Ocak ayında 2005 li yıllarda Sedef Calarkan tarafından tasarlanmaya başlandı.Ölye ilginçlikler güzellikler varki örneğin bluetooth kulaklık takan padişah, notebook kullanan padişah. Sedef çalarkan'ın sitesini BURADAN gezebilir ve diğer harika çalışmlarına göz atabilirsiniz.
Spacer
Spacer
 | 3 yorum var 
 | 06 Temmuz 2007 14:14 

osmanlı'dan geliriz de t-shirt 'ümüz olmaz mı ?
olur!

"Niyetin ister hayır olsun ister şer, sarayın kapusuna tîzortünle gel" buyurmuş ârifler.
Fîlhakîka ol kâideye harfîyyen uyar bu haramzâdeler.

İşte buradan görebileceğiniz site mehter marşı eşliğinde esprili yönlenlerle osmanlı temalı t-shirt(tîzört) satıyorlar. Siteyi espirili ve flashlı siteleriyle tanınan trafo yapmış.

Spacer
Spacer
 | 21 yorum var 
 | 11 Ekim 2006 16:59 

bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

network siteleri

RSS Dosyası
pillikutu