Etiket: rüya
rüya hakkındaki yazılar:
lüsid rüya (kişinin, rüya görürken, rüyada olduğunu bilmesi) nasıl görülür ve bu rüyayı görürken yapabilecekler hakkında türkçe bilgi.
lüsid rüya (kişinin, rüya görürken, rüyada olduğunu bilmesi) nasıl görülür ve bu rüyayı görürken yapabilecekler hakkında türkçe bilgi.

Geceleri uyurken istemdışı gördüğümüz şeylere "rüya" diyoruz. ister rüyada yaşadıklarımız, isterse rüyayla gerçek arasındaki zaman farklılık arzediyor. gerçekte yaşadığımız bazı kayda değer şeyleri (ister acı, ister tatlı) bilinçaltımıza itiyor ve görmezden geliyoruz. işte geceleri vücudumuzdaki rahatlama ve gevşemeden dolayı, bilincimizi kaybediyor gibi beynimizdeki bilinç kapılarımızı da aralıyoruz ve orada saklı duran herşey rüya alemine akıyor. sabah kalktığımızda bazılarını (ki genelde bu uyanmaya yakın görülen rüyalardır) hatırlıyor, bazılarını hatıramıyoruz. artık bu derde son veriyor japon bilimadamları. geliştirdikleri alet sayesinde gece yada gündüz farketmez, gördüğümüz rüyaları bu alete bağlanarak kaydedebileceğiz ve sonra bunu izleyebileceğiz.

....GÜNDÜZ RÜYASI GÖREN ÇOCUKLAR...
Çocuğun dış dünya ile bağlantısını kurduğu fantaziler vasıtasıyla koparmasıdır. Çok anormal bir davranış değildir hatta bazen çocuğun imgeleme yeteneğini artırabilmesi için gereklidir. Evinizde yada çevrenizde kendisinin astronot, kral ya da masalımsı bir kahraman olduğunu iddia eden , kendi başına oyunlar oynayan(apartman binası, kale yapan, denizden midye çıkaran vs.) çocuklar görmüşsünüzdür. Bu gündüz rüyaları daha çok çocuğun hüsranlarının ya da şaşkınlıklarının basit bir çıkış yolu olabilir. Elde edemedikleri şeyleri rüyalarla elde ederler(gerçek yaşamda sevgi, eşya, giyim, arkadaş, yiyecek, seyahat, başarılı olma ve kabul edilme gibi arzu ve isteklerin yerine getirilememesi ile ya da gerçeklerle yüzyüze gelmekten korkup, özgüvensizlik yaşadığı durumlarda).

bir iş görümesinde karşılaşabileceğiniz en zor soru ne olabilir bunu hiç düşündünüzmü !?
bir keresinde internet üzerinde insan kaynakları sitelerinden bir siteye bir CV hazırlayıp aktif işverenlerin okuması için CV mi aktif hale getirdim
bir süre sonra bir iş yerinden mülakat için cağrı geldi.
randevu yerine 15 dk önceden gittim
çünkü bu tarz davranışlar +artı puan olarak değerlendirileceğini düşünüyordum.
iş yeri sekreterinin karşısındaki sandalyede otururken çay içermisiniz sorusuna verdiğim cevap
içimden {{ ya çay üzerime dökülürse gibi düşük bir olasılık olsada , heran her şey olabilir. diyerekten }}
hayır teşekür ederim cevabından sonra
açılan kapıdan çıkan benden önceki adayın
etrafa gülümseyerek olumlu bakışları veya diğer taraftan elinden geldiğince olumlu bir imaj çizmeye çalışan sıradan birinin gidişini izlerken

bilindiği gibi lusid rüya ya da açık rüya (lucid dreaming), gören kişinin rüyada olduğunu farketmesi ve rüyasına hükmetmesi olgusuna verilen isimdir. lusid rüya ile ilgili bunca program yazılmış olması bile (ki bunlar yalnızca ücretsiz olanları) revaçta bir deneyim olduğunu gösteriyor.
Padişahın ruyasi
Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür.
Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.
Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
-- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki,
padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve
gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a
çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır.
Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir
dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan
bir ceset gözlerine batar, sorarlar;
-- Kimdir bu?
Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.
Ayyaşın meyhusun biri işte!..
-- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık
komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır.
Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar...
Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem
şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli
kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir
cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını
gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!..
Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :
-- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...
Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır.
Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
-- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması,
paklanması var. Tekfini, telkini...
-- Merak etme ben beceririm.
Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den,
en azından Fatih Camii'nden...
-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur.
Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin.
Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola
koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur
ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş;
ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında.
Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur
dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama,
vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar,
musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli
vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
-- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik
cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi
dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah
garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim
sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.
Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi
metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar...
Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.
Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...
Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar
nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin;
elindekini avucundakini verir
satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
-- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
-- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.
Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.
Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben
menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal.
Hucceti islam okurdum...
-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep
uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında
durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya...
Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle
böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.
inan cenazen kalacak ortada...
-- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını
kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla
bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
-- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra;
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?
bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.