Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Bereler"

Etiket:

sevmek hakkındaki yazılar:

tüm yazılar gösteriliyor, sadece bildirileri görmek için tıklayın

Okulumuzun çıkacak dergisini neredeyse tek başıma yapıyorum.Burada yayınlanmak amacıyla derlenen bir yazı çok hoşuma gittiği için paylaşmak istedim.

Ağzımızdan çıkan ilk kelimeyle yüreğimizi ısıttık,yüzünüzü güldürdük,neşeniz olduk.Bize neden cümle kurmanın ızdıraplı,çetrefilli,riskli bir yol olduğunu söylemediniz de,kelimenin mutluluğuyla avunduk yıllarca. Cümle kurmanın acemisi olduk,muzdaribi,yorgunu olduk.Bir cümle kurarak,bir kalbi kırdık.Bir cümle kurarak,bir başlangıca imza attık.Bir cümle kurarak bir filmin "SON" yazısının harflerini oluşturduk. Bir özne ve bir yüklemin yeterli olduğunu söyleyen dilbilgisi kitaplarının basitliğinin aksine,hayatımız hangi cümlelerde özne olmanın ve hangi yüklemleri yüklenmenin ağır tercih sınavlarıyla geçti.Hangi cümlede 'ben' olacaktık?Hangi 'biz'e katılacaktık?Kim için 'sen',kim için 'siz',kim için 'o' olacaktık?'-Di'li geçmiş zamanlarımıza eklenecek,'-yor' ekli fiiler belirleyecekti,'-ecek'lerimizi.Ve bizi asla ilgilendirmeyecekti,elalemin '-miş'leri.Bizim için '-dır'ların kesinliği olacaktı,gözümüzle gördüğümüz ya da gözümüzle görmüş kadar kesin olan. Kimi zaman 'gizli özne' olsak da bir 'ben' olarak var olacak,faili olmadığımız filleri üstlenecektik.Kimi zaman 'edilgen' bir fiilde gizleyecektik kendimizi.'Ben' diye yükseltecektik sesimizi,gurur duyulası cümlelerde ve kısık sesle dile getirilen bir savunma cümlesindeki yarım ağızla söylenecekti yine aynı 'ben'. İlk 'anne',ilk 'baba' kelimeleri dökülürken ağzımızdaniaklınızdan uçuverdi söylenen sözlerin geri alınamazlığı.Ve biz,müfredat lisanıyla konuşan öğretmenlerimizden bir kompozisyon konusu olarak öğrnedik,dilin kemiğinin olmadığını bir atasözü olarak. Biz, 'seviyorum' cümlesinin öznesi olmanın ağırlığı kadar, bu cümlenin söyleyicisi ve muhatabı olmanın ayakları yerden kesici başka bir ağırlığını da bizzat yaşayarak öğrenmek zorundaydık.Yürümeyi düşerek öğrendiğimiz gibi, cümle kurmanın zorlu güzergahını da, yanlış zamanda, yanlış muhatablara, yanlış kelimelerle kurulmuş cümlenin pişmanlık raporuna eklenmesiyle öğrendik.Ama dizimizdeki yaralar kadar kolay geçmedi,dilimizdeki ve kalbimizdeki yaralar. İlk cümlelerimiz kalbimizle paraleldi.Kalbimizde ne varsa, cümlelerimizde de o vardı.Sonra kalbimizi gizlememiz gerektiğini öğrendik,nerden öğrendiysek.Bu ayrışma o kadar yoğunlaştı ki, kalbimiz sızlar, cümlelerimiz yalanlarla kirlenir oldu. Hayat, cümle kurma satrancı haline geliverdi.Her kelime bir hamle, her imalı söz bir 'şah', her cevap verilemeyen cümle bir 'mat' oluverdi. O insanın içini ısıtan, yüreğine su serpen, aklını karışıklıklardan, beynini bulanıklıklardan, hayatı karamsarlıktan kurtaran cümleler azaldı. 'Seni seviyorum'lar çoğaldı ama, kalpteki sevgilerden çok daha fazla. 'Ben'ler arttı, benliklerin şımarması oranında. Hayatı, cümle kurmanın, kuramamanın, cümlelere muhatap olmanın ızdıraplı, çetrefilli, riskli yolu biçimlendirdi. 'Anne' sözcüğünün sevimliliğiyle başlayan hayat, her zaman aynı sevimlilikte bitmedi.Yapılacak hesaplar arasına, kurulan cümlelerin sorumluluğu da eklenerek verildi son nefesler.

Spacer
Spacer
 | 1 yorum var 
 | 19 Şubat 2008 15:30 

Uzak yollar, uzak ufuklar
Uzak yollar, uzak ufuklar

Uzak yollara yürüdün hep, uzak dağlarda uzak ufuklar seçtin kendine, uzak mutluluklar hedefledin, uzak yollarda yürümek istedin her zaman… Uzak gözlerde yaşadın kendini, uzak umutlarda kaybettin hayallerini. Uzaklarda yitirilmiş bir küçük insandın, bulunmayı bekleyen, seni bekleyen, senden başkası olmayan bir uzak yar, bir uzak dost bakıştı görebildiğin… Mesafeler dolusu kilometrelerde var olduğunu bildiğin ama, çok uzaktan baktığın…

Başlayıp da bitiremediğin, bir türlü sonunu getiremediğin bir iş oldu sana hayat… Öylesine yaşamaklarda, öylesine koşturmaklarda, öylesine susmalarda geçiverdi günlerin… Uzak dağlardan, gök kızılı akşamlardan, aydınlık sabahlardan kesmedin umudunu… Kendinden başlayıp kendinde biten bir hikayede bulamadın düşlerini… Hiç bir şiirden arta kalan bir mısrayı bir kıtaya dönüştüremeden, yarım kaldı şiirin. Yarım kalmışlığı ad edindin yüreğine, yarım bir şiirsin şimdi, cümleleri uzaklarda arayan… Bilseydin, bir gün uzakların hiç yakın olmayacağını, şiirini tamamlardın belki… Bilseydin var olmanın kendin olmak olduğunu, unuturdun uzakları… Bilseydin…

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 05 Kasım 2007 13:22 

Ben ölümsüz duygulara sahip olmayı hem öğrendim hem de öğrettim. Bazı insanlar sevgi, aşk vb. duyguları şaka gibi görmenin yanında onlara göre bunlar hayatta yapılmaması gereken şeylerdendir. Ama ben düşündüm de eğer birilerine karşı aşk, sevgi ve saygı duymuyorsak hayat boş ve önemsiz geliyor insana. Bence eğer hayattan birşeyler bekliyorsak ve aklımızda bir boşluk yoksa sevmeye, aşka kendimizi bırakmalıyız.Bu sayede belki içimizde bazı şeyler ölümsüzleşebilir ve o zaman insan kendini ölümsüz zanneder.

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 23 Mart 2007 17:17 

\
internette birçok listeye rastlamak mümkün. ancak buradakiler biraz daha değişik. bu siteye hayatınızda sevmediğiniz herhangi birşeyi ya da kişiyi yazıp gönderiyorsunuz. metroların kapı giriş çıkışını engelleyen insanlardan, microsoft'a, güzel bardak satmayan dükkan sahiplerinden, George W. Bush'a kadar giden (bazılarına hak vermemek elde değil) oldukça uzun listeler var.
Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 21 Şubat 2007 08:57 

Etiketler: , ,

100 değil 1000 değil 1000000 hiç değil tam 1 milyar tane labirent bulunan aşmış bir site. Labirentleri yazıcıdan çıkartma özelliği var. Bu sayede monitörünüz çizgi çizgi olmayacak :)

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 16 Ocak 2007 08:03 

Ne zaman biri çıkıp, "kadınlar çalışmamalı evde oturmalı" türünden bir şeyler söylese, mutlaka bir kıyamet kopar.
Ben de 'otursunlar ellerinin hamurlarıyla evlerinde' demeyeceğim elbette. Belki de şimdi bana gelen bu hikayenin, bu konuyla hiç bir ilgisi yok... Belki de var...

Buyrun, beraber okuyup düşünelim.

"Kapidan içeri girer girmez neseyle bagirdi:
-Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?
-Görmüyor musun? Telefonla konusuyorum.

Hiç kimsenin sevdigi sey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babasi arabayi seviyordu. Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu oldugunda. Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmiyordu. Nerelere gitsindi? Annesi kapatti telefonu. Mutfaktan tencere kasik sesleri geliyordu. Kosarak yanina gitti.
-Sana yardım edeyim mi? dedi en sevimli halini takinarak. Annesi manali manali bakti.
- Hayirdir. Bir yaramazlik filan? Bak bir de seninle ugrasmayayim. Çok yorgunum zaten...

Spacer
Spacer
 | 15 yorum var 
 | 14 Eylül 2006 10:57 

Etiketler: , ,
\
Sevmeyenlerin sevenlerinden daha çok olduğunu zannettiğim İRAN'ı sevmek için 41 neden sıralanmış...
Spacer
Spacer
 | 7 yorum var 
 | 28 Ağustos 2006 14:59 

Etiketler: , ,

Sevgili günlük ;

Sana yazmayalı nerede ise bir ay oluyor. Bu sırada çok calistim sık sık anılar ve hatıralar toparladım .Kimileri iyi kimileri kötü...

Ama sana yazmamamın asıl nedeni istememekti sanırım .Hep yazdım ve vazgeçtim .Bir çok şey yaşıyordum ama ne yazacaktım ki.

Hayat akıp gidiyor ve bir anı buraya sıkıştımak bile bazen sıkıcı oluyor. Sıkıldığım ve yapmaya zorunlu olduğum çok şey var.O yüzden zorunda olmadığımı bildiğimiçin sana yazmadım.

Şuan çok ünlü bir beyaz eşya firmasında yaptığım projeler yüzünden içim dışım beyaz eşya oldu.

Spacer
Spacer
 | 0 yorum var 
 | 15 Temmuz 2006 08:59 

bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

network siteleri

RSS Dosyası
pillikutu