Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan hafif.org'da: "delilerde talim var"


Etiketler: 

“(A) ŞARKISI”

Aşağıdaki dizeler, aslı binlerce satırdan oluştuğu söylenen bir şarkıya aittir. Bu şarkının derlenmesi, şarkının ilk ortaya çıktığı dönemden yaklaşık yüz yıl kadar sonra olmuştur. Adı “(A) Şarkısı”dır ve “(A)” yerine yerleştirilecek sözcük cevaplamanızı istediğim ilk sorudur.

Sorunun ikinci bölümü ise aşağıdaki dizelerde “(B)” yerine yerleştirilecek sözcüktür.

Et kokusundan hep duvarlara dayandılar
Asaletlu Pierre L’Ermit otağın önünde oturuyordu.
Kral Tafur birçok adamlarıyla çıkageldi.
Bunlar bin kişiden çoktular, açlıktan bitmişlerdi.
Asaletmaab! Rahmet’i Rahman aşkına bize yol göster,
Zira açlıktan, zayıflıktan ölüyoruz. “ dedi.
Pierre cevap verdi : “ Cebin olduğunuzdandır. “dedi.
“ Haydi, şurada ölmüş yatan “(B)”i toplayınız,
Tuzlar, pişirirsiniz, pekâlâ yenir onlar. “
Kral Tafur : “ Doğru söylüyorsunuz “ dedi.
Otaktan ayrıldı, avenesini çağırdı.
Toplandıklarında on bin kişiden fazlaydılar.
“(B)” yüzüldü, barsakları çıkartıldı,
Etlerinden haşlama ve kebap yapıldı.
Bunu gören putperestler pek korktular.

Evet,

Soru–1: “(A)” neresidir? Patagonya mı, Afrika’da gözlerden uzak bir köy mü, yoksa başka bir yer mi?

Soru–2: Ateşte kızartılarak yenilen “(B)”ler kimlerdir? Aztekler mi, Zulu kabilesi mi, misyoner batılılar mı, yoksa başka bir halk mı?


 | 12 yorum var 
 | 06 Eylül 2008 15:36 

Yorumlar

"“(a)” yerine yerleştirilecek sözcük cevaplamanızı istediğim ilk sorudur."

Bu nasıl bi anlatım abi yaa. Yani "a" yerine yerleştirilecek sözcük bir soru öyle mi?

[(a) yerine yerleştirilecek sözcük]* [cevaplamanızı istediğim]** [ilk]*** [sorudur]****

*nesne ****yüklem

- Ne sorudur?
- "(a)" yerine yerleştirilecek sözcük

Bu halde "a" nın yerine gelecek sözcük soru sözcüğü olmalıdır. (ne, neden, niçin, nerede, nasıl, kim vs gibi)

Bir de yazını genel olarak değerlendirdiğimde "a" ve "b" harfleri yerine geçebilecek sözcükleri sorduğunu anlıyorum ki bu sözcükler cevap oluyo zaten.

Yaa offf şimdi;
1- "a" ve "b" soru mu, cevap mı?
2- "a" yı göremedim. Hani nerde?

Kimse ben oynarken elime konuşmasın. Biz tarihe tanıklık etmek için ifade vermeye geldik. Baş, başaltı, müselles, kapış serbes'te sıramızı savdık.
UVERCANKi |  (-1 puan) 06 Eylül 2008 16:10

Merhabalar,
Haklısın, soruyu daha dikkatli sorabilirdim. Anlaşılacağını düşünmüştüm.
"a" yazının başlığında var. "a" yerine bir sözcük, biraz daha fazla ipucu verecek olursam bir şehir adı gelecek.

Y. Aksungur
Yetkin Aksungur |  (1 puan) 06 Eylül 2008 17:48

kasmaya gerek yok, hayatı daha randımanlı kullanmak lazım.

ufucuk |  (1 puan) 06 Eylül 2008 22:30

Cevaba ilişkin bir ipucu görsem niye kasıldığınızı anlamaya çalışabilirdim ancak yukardaki sözleriniz yapıcı bir eleştiri gibi gözükmüyor bana.
Yok eğer amacınız gerçekten hayatı "randımanlı" kullanmaksa birazcık merak asla kasmaz insanı.
Ama başardınız, daha fazla uzatmadan cevabı açıklıyorum.
"A" denilen yer Antakya, "B" ise Türkler...
Evet Haçlı seferleri sırasında Antakya uzun bir süre haçlı kuşatması altında kalıyor. Sadece kuşatılan Türkler ve diğer Antakyalılar için değil, kuşatan konumundaki büyük haçlı ordusu için de zor bir süreçtir bu kuşatma.
Haçlılar beslenme yönünden kaledekilere göre çok daha olumsuz koşullarda olduğu için büyük bir açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar ve bunun sonucunda ölmüş Türk askerlerinin etlerini yemeye başlıyorlar.
"Chanson Antioque" yani "Antakya Şarkısı"nda "fetva"nın nerden geldiğini görmek mümkün...
Kastıysam affola...

Yetkin Aksungur

Y. Aksungur
Yetkin Aksungur |  (0 puan) 08 Eylül 2008 13:10

amaç neydi burda?

Xas |  (0 puan) 08 Eylül 2008 16:38

Her şeyden önce kendimi, amacımın dünya halklarını hristiyan Müslüman diye ikiye bölerek provokasyon yaratmak, sonra da birbirlerinin üzerine salıp olası bir cihat başlatmak ve bunun için de bütün hristiyanların aslında yamyam olduğunu ispat etmek olmadığını söylemek zorunda hissetiğim için üzgünüm.
Böyle düşünmediğime inanmayanlar www.yetkinaksungur.blogcu.com adresine bakabilirler.
Bugüne kadar onlarca dergide yazı yazdım, öykülerim, şiirlerim yayımlandı, basılmış bir kitabım, basılmaya hazır kitap dosyalarım var, bir derginin Ankara temsilciliğini yapıyorum, başka bir derginin basın yayın kurulunda çalışıyorum ve yaklaşık 20 yıldır yazı yazıyorum. Muhtemel ki Xas gibileri için hayatları kadar bir deneyim bu süre.
Bu süreç içinde elbette çok eleştiri aldım, birçok yazım beğenilmedi vs. vs. Ama her eleştiride bir çap vardı, nedeni nasılı sorgulanan ve çoğunlukla daha güzel yazmaya iten bir çaptan söz ediyorum.
O çap ancak emeğe saygı duyan insanların sahip olacağı bir çaptır ve dünyayı internetten ibaret gören xas gibilerin asla ulaşamayacağı bir rakımdadır.
Xas gibilerin o çapa asla ulaşamayacaklarını tahmin etmek, onların hayatı sadece usb bellek ya da facebook ya da bedava mp3’ten ibaret görmelerini anlamakla mümkün değildir. Onca emek harcanarak yazılmış ve üstelik ilginç olduğu konusunda 20 yılın verdiği bir tecrübenin kefaletini arkasına alan, ve dahi ne demek istediği ilkokul çocuklarının bile anlayabileceği düzeyde bir yazının, “amaç neydi burda(dikkatinizi çekerim burada bile değil, burda” gibi çapsız, sığ, emek düşmanı, laf olsun diye söylenmiş bir yanıtla karşılanması yeter de artar bile…
Çap demiştim, evet herkes çapı kadar yazar…

Y. Aksungur
Yetkin Aksungur |  (-1 puan) 08 Eylül 2008 21:27

sevgili @yetkin aksungur,

şunun şurasında 18 ağustos'tan beri bildirgeç üyesi olduğunu görüp kısa bir dost tavsiyesi vermek isterim:

bildirgeç'te hiç ummadığın yazılara, yorumlara ve sonuçlara hazır ol. yani herhangi bir mantık, adalet ya da hakkaniyet arama lütfen. çünkü "çok tutulan yazılar"dan da zamanla farkedeceğin üzere, insanlar genelde yurtdışında yapılmış/yazılmış makale ya da "tutorial"ların resimlerinin kolajlanması ile yapılmış "patates-baskı-yazılar"a yoğun bir ilgi-sevgi-alaka gösterirken, kişilerin nispeten de olsa daha yoğun emek sarfederek yazdıkları içten yazılar aynı etkiyi göstermiyor. (bunu birine ak - birine kara demek için değil, terazinin kefesinin ne yana çektiğini anlaman için yazıyorum; gelinim sen anla.)

insanlarla empati kuralım şimdi de biraz:
gün içerisinde bir uğraş içerisinde canı sıkılan @x kişisi gelip yazını hasbelkader tıklıyor. sonrasında a şarkısıydı, asalettu, tafurdu derken beyin kayıyor bir noktada. sonrasında refleks olarak "sen de yorum ekle ey x" yazısını farkediyor ve "babiş ne dedin sen anlamadı ben?" tadında bir yorum ekliyor. şimdi sen şanslısın ki yazın biraz daha zor anlaşılıyor. daha yoruma açık ve daha anlaşılır bir yazı olsaydı bambaşka yorum çeşitleriyle tanışacaktın (akraba tadında, evet). örnek vermek istemiyorum şu aşamada; elimde belgeler var lâkin dikkatinize.

yani çok çok uzun lafın kısası, hani şöyle "sükunet içerisinde yazılar yazayım, insanlar ona vasıflı katılım göstersin, eleştiriler seviyeli, yazılar daha bir özenli, türkçemiz-de-türkçemiz-güzel-de-güzel kullanılsın ki okurken sinirlenmeyelim, sonrasında birer ufak yağmur damlasının birleşip okyanusu oluşturduğu üzere bizler de birleşip bir (okuyan-us) oluşturalım, hayat bayram olsun" istiyorsan bildirgeç'in gerçekten de birinci tercihin olmayabileceğin ihtimali üzerinde durman gerektiğinin farkına varmaya şiddetle davet ediyorum seni. zira sonun bir hiddet sonucu patlamaktır, ufak bir örneğini de hemen dördüncü yorumunda gördüğümüz üzere.

imza: bir dost...

binbir |  (2 puan) 09 Eylül 2008 11:40

Sayygıdeğer binbir;
Çok teşekkür ederim bu tavsiyeniz için. Geç olmadan farkettim zaten. Sizin bu yazdıklarınızdan sonra ortalıkta sadece babiş'lerin olmadığını görünce sevinmeye bile başladım.
Haklısınız bu site birinci tercihim olmamalı, zaten değil.. Blog sayfamda da yazıyorum, başka sitelerde de, dergilerde de...
Evet, çok kısa sürede ipe sapa gelmez eleştiriler alınca hiddetlendim, dikkat etmem gerekiyor. Ama adalet ve hakkaniyetin diğer başka güzelliklerle birlikte herkesin ortak paydası olması için yazmak da fena fikir değil diye düşünüyorum... Kaldı ki sizin yukardaki sözleriniz bile hakkaniyetin henüz ölmediğini gösteriyor.
Saygılarımla...
Yetkin Aksungur

Y. Aksungur
Yetkin Aksungur |  (0 puan) 09 Eylül 2008 13:17

zeka küpü yüce insan yetkin aksungur;

sadece 3 kelimelik bir sorudan benim yazarın hayattaki duruşu hakkındaki düşüncelerimi şöylece gözlüğünün üstünden bakarak çözmen bende zaten üstün bir şahsiyet olduğun izlenimi bırakmıştı.

sonra yazdığım iki üç yazıya bakıp bunların benim bütün hayatım boyunca ortaya çıkardığım ve çıkarabileceğim herşey olduğunu anında keşfettin! "çap"ımı, "çap"ımın potansiyelini, deneyimlerimi, hatta dünyayı internetten ibaret gördüğümü elinin tersiyle ortaya koydun! o anda anladım senin ne kadar muhteşem bir kişi olduğunu. kalbim küt küt attı, gözlerim açık kaldı.

...işin doğrusu sadece biraz güldüm.

şimdi, öncelikle bildirgeç ana sayfasına giriyoruz ve de gözlerimizi yukarı kaydırıyoruz. "internet, tasarım, popüler kültür, teknoloji, mimler ve mucizeleri" yazıyor değil mi ey yetkin hazretleri?
bu bizde siteyle ilgili bazı fikirler uyandırıyor. senin gibi onlarca dergide yazmış, bilmemkaç basılmaya hazır kitabı olan (ve belli ki bunu söylemeyi çok seven) bir insanın ihtiyacı olmaz ama ben biraz kopya vereyim: "burası teknoloji ve internet ile ilgili popüler konulara ağırlık veren bir site olabilir".

ikinci aşamada "yazı gönder" linkine tıklıyoruz. "soru sor" diyen mavi kısmın altında ne yazıyor? "yanıtını yıllarca araştırıp bulamadığınız sorularınızı bildirgeç'in dahilerine sorun." sen tabiiki de benden daha iyi bilirsin ama, olur ya hani, belki diyorum; burası insanların sitenin konusu kapsamında cevabını aradıkları soruları yazdıkları bir yer olabilir mi?

ha şimdi çıkıp "ama burada ruhumuza zenginlik katacak her türlü bilgi parçacığı diyor bu yazı benim içdünyama ışık saçtı" diyenler olacaktır. günlük bölümü diye fısıldayayım onların da kulaklarına.

ey çapı güneşe eşdeğer yetkin, bu bilgiler ışığında bana bir kez daha aydınlanma hakkını bahşeder misin acaba; bu siteye "facebook" ya da "usb bellek" hakkında yazı yazmak ve benim "çap"ım arasındaki ters oran nereden geliyor? hadi herşeyi geçtim. "kitabın basıldı" diye mi insanları bu şekilde göz ucuyla bir bakış sonucu yargılama hakkına sahip olduğunu düşünüyorsun, yoksa eftirik dergisinin bilmemneresi editörü olduğun için mi?

ey okyanuslardan "derin" ulvi insan, bir cevap ver de öğreneyim bu sitenin soru cevap bölümünde "haçlı seferlerine dair halk şarkıları" temalı yazıya "ne ki şimdi bu?" tepkisi vermek beni sığ bir insan mı yapar? yemek dergisine bmw'nin son modelindeki beygir gücünü soran mı şebek durumunda yoksa bu durumdan dumur olan mı? buna bir de soru soran kişinin aslında gerçekten cevap almak için sormadığını ekleyeyim ben gerisini de sen hesapla.

ben yine "emek göstererek yazmaya" da "yabancı sitelerdeki tutorial"ları kendi yorumumu katarak yayınlamaya da devam edeceğim. şu an ilk sayfada ingilizce kaynağı anlayamadığını belirtip yardım isteyen birinin sorusu olduğu düşünülürse pek yanlış birşey yaptığımı da zannetmiyorum. üstelik yazılarımın başlıklarına bakıp hödük hödük konuşmak yerine kendilerine şöyle bir bakan olursa Türkçe'yi doğru kullanmaya oldukça dikkat ettiğimi farkeder. ama işte, hayat zalim. insan bir harf hatası yapıyor; sonra burnu stratosferde, 20 yıllık yazarlık tecrübesine rağmen (ne büyük tecrübeyse) daha iki dakika önce doğru dürüst cümle kuramadığından pardon etmiş tipler "çap"ın hakkında ileri geri konuşuyor.

Xas |  (1 puan) 09 Eylül 2008 18:37

Sas’mısın Kas’mısın her kimsen şunu bil ki bu satırlar senin çapsızlığına harcayacağım son zamanım olacak. Senin gibi çapsızlarla, terbiyesizlerle uğraşmaya ve çok değerli zamanımı öylece tüketmeye Hiç niyetim yok.
Bundan sonra istersen hala boğazında kalmayı başarabilmiş diğer komplekslerini kus, abuk subuk tarzancanla istersen son terbiyesizliğinin destanını tekrarla dur, seni unuttum gitti.
“Stratosfer”e gidip kitap yazacağım, “eftirik” dergilerinde çalışacağım ve senin gibi yozlaşmış; aklı fikri hinliğe, bedavacılığa alışmış ve doğal olarak bolca çevre kirliliği yaratanlara inat, bu ülke nasıl kurtulur diye kafa patlatanlarla beraber mesai yapmaya devam edeceğim.
Senin de fazla suçun yok aslında, onu da teslim etmem gerekir, on yılların kiri pasından oluşmuş bir kişiliksin sen. Ama Nasrettin hoca’nın dediği gibi hırsız da suçlu elbette her şeyi düzene atmak yetmiyor.
O kadar çapsızsın ki şu satırlarımı bile ulvi bir çaba göreceksin biliyorum ama napıyım söylemek zorundayım.

Y. Aksungur
Yetkin Aksungur |  (-1 puan) 09 Eylül 2008 21:23

en çok boş teneke kutunun tangırdadığını söylerler,
kendi sesin rahatlatıyor olmalı seni,
yalnızca duymak istediklerini duyuyor,
ve yalnızca duymuş olduklarını biliyorsun.

----

muhtemelen, anlamını (gayet tabii) hemen kavrayacağın bu hoş dizeleri sana ithâf ediyorum sevgili yetkin. ömrü hayatında belki de adını bile duymadığın bir adam söylüyor bunları. güzel insan james hetfield. merakımı mazur gör fakat birkaç nokta var aklıma takılan.

----

ne demek istediği ilkokul çocuklarının bile anlayabileceği düzeyde bir yazının, “amaç neydi burda(dikkatinizi çekerim burada bile değil, burda” gibi çapsız, sığ bla bla..

koyulaştırdığım kısım bana nedense rıfat ılgaz'ın unutulmaz eseri hababam sınıfının sinema versiyonundaki hürrem hoca'nın tepkisini hatırlattı. ve pek ziyadesiyle epeyce kahkaha attım zaat-ı muhterem arkadaşım. diyalog şöyleydi : - lütfen hoca hanım. - lütfen demekle ne demek istediğinizi anladım. benden kaçmaz. bu sözün altında ne olduğunu çok iyi biliyorum ben. sizin gibi adına layık bir şahsın çok iyi kotarabileceği "hafıza" etkenini yadsıyarak halkın ve türkiye'nin ortak değerlerinden biri olan atasözlerimizden birini hatırlatmak isterim. - öküz altında buzağı aramak. siz benden daha iyi bilirsiniz tabii ki (?) umarım yazıları mecmualarda yayınlanmış, arz-ı endam eylemiş yazılarıyla milyonları olmasa da bir avuç insanın gönlünü fethetmiş bir zaat olarak parantez içinde soru işaretinin anlamını biliyorsunuzdur.

----

tarzancanla istersen son terbiyesizliğinin destanını tekrarla dur, seni unuttum gitti.

siz unutmazsınız. ama xas birkaç saat geçmeden sizi unutacaktır. eminim. türk argosunda 'sallamamak, takmamak' gibi ifadelerle vuku bulan 'önemsememek' eylemini aslında en güzel kasımpaşa felsefesi anlatır. elbette size çapsız gelecektir bu sayın yetkin. yalnız izin verin de hafiften anlatayım şu konuyu. sonra önemsemedi demeyin. bu olayın temeli "hiç takmamaktır" yani bir dolu saçma sapan kelam eyleyip sonra da - hıh ben seni unuttum gitti demek değildir. zaten takıyorsun abi ? kaldıramıyorsun görüyorum yani ? der karşındaki haklı olarak. bir diğer 'çaplı' örnekse 'aptal' örneğidir. kim aptaldır ? x kişisi y kişisine bir gün aptal demiş ve y kişisi x kişisine dönüp daha ağır laflar etmiş ise efendim y kişisi 'gerçekten' (esastan, harbiden, ciddiden, derinden derine, şüphesiz etc.) aptaldır. bu durumda amiyane tabirle kimin ne mal olduğunu görebiliyoruz efendim. sizin pek değerli vaktinizden çalarak bizim gibi insanlara özel bir çaba ve peygamberüstü bir sabırla açıklama yapmanıza hiç gerek yok.

----
dip not (hatta deep not) : siteni gezdim sevgili yetkin. sırf meraktan. fazla amatörce. yıllardır hiç mi bi' şey öğrenmedin yahu ? birkaç tavsiye. new york times, wall street journall gibi gazatelerin sitelerini gez sadeliği öğren. yazılarını kalınlaştırıp yayınlama. insanlara hipermetrop muamelesi yapma. yaptıklarına "benim" damgası vurmana gerek yok, yaptığın iş iyi ise zaten karşılığını alırsın. huzur içinde kal. el salla ! amerikan halkı seni seviyor !

sectumsempra !
The Dominique |  (1 puan) 09 Eylül 2008 22:38

lan yazmıyım yazmıyım diyorum olmuyo.
ne demişler? herkesin tuttuğu kendine (bırakana iki katı olayına girmiyorum).
şimdik yukarıdaki 3 dize şeyi yazıp dünya tarihinde bir dönüm noktası yarattığını mı zannediyorsun ulvi insan yetkin? bak benim eski yazılarımda bir yerlerde memik yanık bey'le bir kapışmam olmuştur, adam olgunlukla bütün eleştirilere yanıt vermiştir. şahsımca kendisi hala bilgisayar bilimi ve kitap yazma konusunda "fıs" tır ve "fıs" olarak kalacaktır ama adam da üslup ve adap var.
20 bilmem kaç sene dirsek çürütmüşün be anam önce insanlara nasıl hitap edeceğini öğren. şimdi şu yukarıda "amaç neydi burada?" yazısına verdiğin cevapla gözümde "fıs'ın önde gideni" ve "gereksiz insan" imajı yarattın ama ben kalkıpta bunu cümle alem içinde seni tanımadan etmeden beyan edersem edepsizlik etmiş olurum değil mi(?) şimdi bakınızı benim ne kadar üslup lu yazdığıma ve bir ders çıkarınız(?) yazdıklarım hoşuna gitti de mi lan?
heh işte, demek ki neymiş,The Dominique abimizin bahsettiği üzere çok tangırdamamak lazımmış, yoksa bildirgec ahalisi ayarı verirmiş.
hadi bakim. yaz bloğuna 3-5 bişi daha, rahatla.
bu arada yukarıda yazdıklarım seninkiler kadar gereksiz olmuştur umuyorum.

ufucuk |  (-1 puan) 09 Eylül 2008 23:26

üye olunpillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)
bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

pilli ilan

son yorumlar

pilli ilan

reklam

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

RSS Dosyası
pillikutu