bu işi bitirelim artık... kötü günler için sakladığım bir kaç örneğim vardı onları çıkartmak zorunda kalacağım için üzgünüm... (kısaca) baştan açıklamam gerekirse, durum şu: Sayı değil değer önemlidir. 500.000 kelime (her şeye ayrı bir kelime olduğu için fazlaca ve gereksiz yere) dışarıdan alınmış kelimelerle şişirilmiştir (ki ingilizcedeki latincenin, fransızca gibi dillerin etkisi yadsınamaz). Zamanında bir yerde okuduğum makaleden, aklımda kalan çok güzel bir örnekle açıklayayım: Türkçe'de az sözcük olması dil bakımından fakirlik değildir, aksine bir hayal gücü zenginliğidir. Örnek olarak düş kelimesini kök olarak ele alalım. Ve kökten türetmeyle bakalım neler yapabileceğiz? Çocuk yere düştü, Gölgesi yere düştü, Sevgili aklıma düştü, Paranın değeri düştü, Arabanın hızı düştü, Adam yollara düştü, Ben şüpheye düştüm, Zavallı hapishaneye düştü, Kadın kötü yola düştü, Kabine düştü, İş başa düştü, Asker esir düştü, Kuşatılan şehir düştü, Sen de çok üstüme düştün, Bana da bu sözü söylemek düştü, Kızın ardına düştün, Dedem şehit düştü. İşte bunca önerme yetmezmiş gibi bir de "Kadın düşük yaptı", "Adam düşkünler evine sığındı" gördünüz mü bir kelime kullanılma biçimine göre kaç anlama birden geliyor hadi (-y) bakalım dream kelimesinden ingilizler de bu kadar anlam üretsinler de göreyim. yaaaaa demek ki neymiş. sayı değil iç yapı ve kurallar bütünü olan dil'de bir kelimeye kaç anlam verilebileceği önemliymiş...
Çocuk girdi yaşına şapka ister başına...
bildirgeç'i seviyorum...