Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Patikler"

Sevgili günlük,

Arkadaşlarımın aylarca “babam ve oğlum” filmini övmesine kulak asmadım, direndim ve filmi izlemeye gitmedim. Ama ben de insanım. Sabır da bir yere kadar! Gittim sonunda..

Ortalık yerde en son dokuz yaşındayken ağladığımı hatırlıyorum. Yaramaz ve söz dinlemez bir çocuk olduğum için, deliler gibi koşardım ve sık sık düşerdim. Sonra da “anneeeea” diye ağladım her çocuk gibi... Aradan onca yıl geçti ve ben, yazılı olmayan, herkesin içinde ağlamama sözleşmesini, tek taraflı bozmanın verdiği sıkıntıyla, bir sürü insanın içinde ağlamaya başladım. Genellikle ağlarken; ben, kendim ve şahsım dışında dördüncü bir kişinin bulunmamasına dikkat eder(d)im. Ama heyhat, bir sinema salonunda, beyaz perdede resimler gözümden beynime, beynimden gönlüme doğru hızla akıyor, kulağıma sözcükler takılıyor ve ben ağlıyordum. Diğer izleyenlerin üzerinde de izledikleri film, benzer etkiyi bırakmış olacak ki, oradaki herkes ağlıyordu. Güya “cool” takılacaktım. Filmi izledikten sonra, elimi çeneme koyup, “Hmm, minimalist yaklaşımlar ana temayı ön plana çıkarırken; optimist ve pesimist düşünceler kaotik bir sarmalla sentezlenerek sürrealizme yaklaşmış. Bu bağlamda izleyenin tepkileri hededir.” gibi anlaşılmaz sözcükler kullanıp kendime “entel kuntel” dedirtecektim. Ama ne oldu? Babam ve oğlum filminin neredeyse başlarında ağlamaya başladım. İlk ağlama ihtiyacının ardından önce gözlerimi yukarı çevirip içimden, “la la la la, seni duymuyorum. hem acımadı ki, acımadı ki!” dedim içimden arsızca. Ardından dikkatimi dağıtmak için olsa gerek, “yeni nesil gençlik ne yapıyor, film onları da ağlatıyor mu?” sorusuna cevap bulmak düşüncesiyle, çaktırmadan arkaya baktım. Daha sonra kaçacak bir yerim kalmadığından olacak, iki sıra önde oturan teyzenin acı hıçkırıklarına dayanamayarak ben de ağlamaya başladım. Sonra da film boyunca hep ağladım. Anneme, babama, küçüklüğümde tv’den hayal meyal duyduklarımdan hatırladıklarıma, bir devrin başlamasından bitimine kadar hep acı çekmiş insanlara, geçmişe, hatalara, zihniyetsizlik yüzünden ağır bedeller ödeyenlere ağladım, ağladım. Tüm bulara ağlarken aslında kendime de ağladığımı farkettim. Kaybettiğim aile büyüklerime ve kaybedeceklerime ağladım. Meğer ne çok gözyaşım varmış da, benim haberim yokmuş. Sonra işi abartıp ailemi her şeye rağmen çok sevdiğimi düşünüp yine ağladım. Hızımı alamayıp, neden artık “Donald Duck” gösterimde değil diye ağlamaya devam edecektim ama, ne yazık ki film bitti.

Yukarıda yazdıklarım film boyunca yaşadığım med cezirlerdi . Film hakkındaki yorumlarımı daha sonra ekleyeceğim.

Spacer
Spacer
 | 8 yorum var 
 | 06 Şubat 2006 09:17 

Yorumlar

Yazdıklarımı şöyle bir okudum da, geyik dozu fazla kaçmış. Aslında ben, sinemada hissettiğim anlık duygularımı anlatmak istemiştim.

escape  |  (0 puan) 06 Şubat 2006 12:43

bence gayet de iyi olmus..her hatırladıgımda agladıgım bır mevzuya ılk defa benı tebessum ettırecek kadar sık olmus yorumu da ayrıcada begendım..

6203478  |  (0 puan) 06 Şubat 2006 13:32

filmi sabahin 10 nunda salonda kimse yokken izledigim de acaba baska insanlarda izlediginde aglıycaklaarmı diye düsünmüstüm demekki aglıyorlarmıs...

sizenea.q  |  (0 puan) 06 Şubat 2006 23:15

Neredeyse herkes ağlıyormuş. O yüzden izlemek istemediğim bir film. İzleyen de beğeniyor ama kardeşim. Siz gidin yani.

KaRaBeY  |  (0 puan) 07 Şubat 2006 01:42

ağlamak anlamaktır düsturundan hareket ederek izleyiciye gözyaşı döktürerek birşeyleri anlatmayı deniyor çağan ırmak. türk sinemasında olması gereken filmlerin öncüsü olur inşallah.

moroccom  |  (0 puan) 07 Şubat 2006 17:28

Babam ve oğlum filminden önce çekilmiş ve gerçekten kalitesiyle adından çokça sözettirmiş filmler var. Ama konusu ve hakkında yapılan reklamlar sebebiyle babam ve oğlum, popülizmi kullanarak, halka daha çok yaklaştı. yoksa 90larda çevrilen Zeki demirkubuz'un masumiyet filmi ya da ferzan özpetek'in cahil periler filmi de hiç unutulacak gibi değildi.

escape  |  (0 puan) 08 Şubat 2006 10:48

"toplumcu gercekcilik" denilen bir akım varmış. Bir zamanlar boyle pek cok filmler yaparlarmis. Filmin merkezinde insanlar ve insanlarin gercek halleri olurmus. Sonrasında bu sanat ve sinema akımı Sinan Cetin , vb gibi hırtlar sayesinde "tukaka" ilan edilmis. Merkezine insanı alan filmler yapilmaz olmuş. Rambolar, rockyler, sex filmeleri, aptal sarisin holywood filmleri....

Derviş Zaim, Nuri Bilge Ceylan, gibi insanlar toplumcu gercekci sinemayi yeniden uretmeyi denemisler.Bu yonetmenlerin filmlerini memlekette izleyen sen ben bizim oglanken, yurt disinda onlarca oduller almis bu insanlarin filmleri. Cunku insani dogal yonleriyle anlatmislar. Bizim insanimizi...Anlatmislar..

Avrpada japonyada bu filmleri izleyenler cok etkilenmisler.

Babam ve Oglumda boyle bir anlam tasiyormsus iste. Ben izledigimde sinemada herkes halktı, cocuklar, esarpli, turbanli ablalar, tespihli abiler. Çok gürültü yapiyolardi ama yinede unuttuklari biseyleri hatirladilar . Dayanışma gibi. Karşındakini anlama gibi..Pişmanlık gibi...

İyiki de boyle oldu....

.

murat kgirgin  |  (0 puan) 08 Şubat 2006 11:44

babam ve oğlum u popüler sinema içerisinde değerlendirirsek en azından kalitenin yükselmesine katkısı olmuştur. keloglan ve karaprense karşı gibi filmlerin yapımcı ve yönetmenleri biz nerede yanlış yaptık dedikleri an bu yeterlidir. o zaman daha dolgun bir içeriğe sahip yerli film sayısında artış olabilir.

moroccom  |  (0 puan) 08 Şubat 2006 14:28

üye olunpillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Beğendiğiniz bir yazıya "tuttum" demek için başlığın yanındaki yıldıza tıklayabilirsiniz.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)
bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

son yorumlar

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

network siteleri

RSS Dosyası
pillikutu