aa nedemek gitmeyin izlemeyin filan. dünyalar savaşı çıkartmayalım bildirgeçte.
benzerleriyle karşılaştırırsak hepsinden üstün bir film olduğu kesin. film başlangıcıyla birlikte çok sürükleyici bir şekilde ilerliyor. ben en büyük boy mısırımından ilk yediğimdeki "çok tuz atmiş eşşolaşek" dediğim anı ve sonrasında mısır paketinin dibini karıştırdığım anı hatırlıyorum, arası su gibi geçmiş. spielberg filmi kendine yakışan bir şekilde çekmiş. özel efektleri minimumda tutup izleyicinin hayal gücüne çok yer bırakmış. ve bunu çok başarılı birşekilde yapmış. filmde hiç birşey abartı değil, herşey tam ayarında.
beni kızdıran ise, bu filmin gerçekten bir klasik olabilecek potansiyeli varken bunun heba edilmiş olması. spielberg'in "Close Encounters of the Third Kind"a dağıttığı aile kurumu ile ilgili problemleri devam ediyor. son dönemlerindeki filmlerinde görebileceğiniz aile hassasiyeti bu filmde hat safhada. zaten filmin en büyük sorunuda bu. aile herşeyin göbeğine oturunca, karakterler ve film tek boyutlu bir atmosferde gelişiyor. film aile dışında hiç birşeyi sorgulamıyor. ne insanlığı çöküsü, ne aslında zavallı canlılar olduğumuz, nede yaptığımız hatalar falan filan.. spielberg'in oluşturduğu bu konsepti dünyalar savaşından söküp başka bir platforma oturtsanız aynı şekilde iş görür. mesela uzaylılar yerine nazi'leri koyup tom cruise'uda scientologist yerine yahudi yaparsanız film hiç birşey kaybetmez. bu belki hikayenin evrenselliği açısından iyi bir durum gibi görülebilir ancak bizim peşinde olduğumuz asıl konsept "dünyalar savaşı" olunca bu film için nekadar kötü bir özellik olduğu ortaya çıkıyor. ve filmdeki bütün sorunlarda bu aile odaklanmasından çıkıyor. kimsenin ölmemesi, hikayenin sanki haftasonu macerası yaşamış bir adamın sıcak yuvasına dönmesi gibi sonlanması. spielberg'in filmi aileye odaklayıp aynı zamanda dünyayıda kurtarmak istemesi ve bunun altını doldurmadan bir anda yaparak berbat bir finalle filmi noktalaması..
tabiki h.g.wells'in orjinal konseptine bir lafımız yok. bizim sorunumuz güncellerenerek uyarlanan yeni konseptte.
bunların dışında mantiken kafamızı kurcalayan ama olmasada olur dediğimiz bazı falsolarda yok değil. örneğin uzaylıların yüz binlerce yıl önce toprağın altına uzay gemisi gömmesi gibi. dünyada kazmadığımız taramadığımız yer kalmadı. böyle bir şeyi keşfedemememiz zor. ayrıca yüzbinlerce yıl öyle bir teknolojisi olan uzaylıların gezgenimizin şartlarında ölmeyeceklerini araştırmamış olmamalarıda bir diğer mantıksızlık. biz bile bu zayıf teknolojimizle bir başka gezegene robot gönderdiğimizde ilk önce insanın yaşayabileceği şartları araştırıyoruz. üstün teknolojili uzaylının bunu ihmal etmesi aptallığın evrensel bir promlemo olduğunu gösteriyor hehe. uzaylıların gelişi başka birşekilde olsa bakteri senaryosu daha sağlam olabilirdi bence.
sonuçta güzel bir film, eksilerinin yanında filmi başarılıda yapan pek çok artısı var ve izlemeye kesinlikle değer. neyse neticede bunların hepsi "bence".
son olarak bir film "gitme" demek çok ayıp. mesela ben ms&mrs smith'e gittiğime çok pişman oldum (zaman akybı açısından) ama yinede gitme demem, diyemem..
ben.