Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan sinepil.org'da: "Dedemin İnsanları (2011)"

sizce en güvenli nükleer santral ne kadar güvenli olabilir? izleyin ve görün....

Spacer
Spacer
 | 30 yorum var 
 | 01 Haziran 2006 16:14 

« önceki yazı
Ölüm tüneli

Yorumlar

Afedersiniz ama tamamen yanlış yönlendirme yapan bir video.
Nükleer santral dışına yapılması gerekli olan betonarme "dome" 747 boeing jet düşüşüne dayanacak şekilde dizayn ediliyor.
Çakal carlos 1982 de fransadaki bir nükleer santrale füzeli saldırı düzenledi, ne oldu sizce. Evet hiç bir şey olmadı.

sendorm  |  (1 puan) 01 Haziran 2006 16:25

bu tür* örgütlerin çevreye,insana çok da önem verdiklerini düşünmüyorum. gerginlikle beslenelim, olay çıkaralım, bir şeylere isyan edelim..vs gibi amaçları olduğunu düşünüyorum. : )

daha bir kaç gün önce üniversitemizin şenlik alanında konserlerin ücretsiz olması için eylem yapan bir grup öğrenci vardı. bunlar baştan sakin sessiz takılırken, bir anda kapılara yüklenmeye başladılar. güvenlik hemen paketledi, otobüslere doldurdu tabii. dikkatimi çeken nokta, otobüsün penceresinden zafer işareti yapmalarıydı. bu işaretin ülkemizde neyin simgesi olduğunu hepimizin çok iyi biliyoruz.

olayın en enterasan kısmı ise aynı ekibin, bir sonraki gün "Sinop ve Nükleer Santral" konulu bir stand için imza toplamalarıydı.

samimiyetten yoksun geliyor bana bu tür eylem ve tepkiler. amacı suyun üzerinde değil de, derinlerde bir yerde gibi...

(karşıt görüşlerle polemiğe girmeyeceğim.baştan söyliyeyim.) ;)

esatergun  |  (0 puan) 01 Haziran 2006 18:02

greenpeace mi karşıyız? uygulamalarına mı? yoksa " böyle bi arkadaş geldi bize böyle böyle dedi, öyle yapmasın o " çakal karlosun attığı rus yapımı bir omuz füzesi o betona çatapat gibi kaçmış olabilir,747 kadar etki etmeyeceğide aşikar elbet, her santralin de o kalınlıkta betonla kaplandığını sanmıyorum, bakın çernobile; buhar, reaktör kazanının kapağını fırlatıp radyo aktif malzemeyi açık havaya saçtı... yani herşey standartlarda ve güllük gülistanlık değil, kaos yaratmaya çalışan yok, uyanık olmaya davet eden var bence!!! çakal karlos bir çatapatı betona sürttüyse, bir başka çakal da hedefe gümletir, o zaman kaç 747 gücünde çata patlar o beton, delinipde kaç megatonluk bir patlama olur ozaman bildirgeç'e bildiririsiniz...
not: parmaklar ile victory ( zafer işareti) yapmak belirli bir gruba maal edilemez, örneğin o işaret (parmaklarla yapılan v işareti) ülkemizi yıkmak isteyen adi ve şerefsizlerinde kullandığı haksızca ve adice sergiledikleri bir işaret olabildiği gibi, green peace gibi dünya barışı ve korunumu ile ilgili eylem yapan bri grup tarafından da kullanılabiliyor, yani parmağını her V yapan terörist olmadığı gibi, zafer işareti de esasında barışın simgesidir...
ayrıca ülkemizin nükleer silaha sahip olması için bir nükleer santrale ihtiyacı yok, ülkemizde domuzlar körfezi krizinden bu yana jüpiter füzeleri var,bunlar öyle kolay konular değil...

emsvizyon  |  (0 puan) 01 Haziran 2006 22:46

yukarda neyi nasıl anlattığım belli. polemikten uzak duruyorum. zira belirttiğiniz bütün karşıt görüşlerin açıklaması aslında bir önceki yorumum okunduğunda ve anlaşılmak istendiğinde yanıt buluyor.

gerçekten çevre için bir şeyler yapmaya uğraşırken, başkalarının ekmeğine yağ sürüyor, ideolojik emellere hizmet ediyoruz(sunuz)!

esatergun  |  (0 puan) 01 Haziran 2006 23:27

hangi ideoloji? birbirmizi tanımadan insanlara böyle ithamlarda bulunmkatan, yalakalık yada şakşakcılıkla suçlamaktan kaçınalım lütfen!!! ben hayatım boyunca hiç bir ideoljik saçmalığın yada grubun yaveri vs'si olmadım, yoruma açtığım paylaşım tamamen çevreci ve bilimsel yaklaşımdan ibarettir,herhangi bir siyasi vb ilginin odağında değildir, benim anlattıklarımda çok net... insanlar lastik gibi biryerlere bri şeyler çekmek istediğinde olay farklı boyutlara varabilri, artniyet aramaktansa iyi niyetle yaklaşmak herzaman daha akıllıca ve iyidir...

emsvizyon  |  (0 puan) 01 Haziran 2006 23:37

öncelikle arkadaşlar daha önce de belirttiğim gibi kişisel tartışmaları lütfen mesajlaşma fasilitesi ile yapalım. Konuya geri dönmek gerekirse, nükleer santral konusunda gevşek davranmak şu an ki standartlar çerçevesinde imkansız. 747ye dayanacak kalınlıkta betonla kaplamak zorundasın. Bunun 10 cm yukarsı aşşağısı gibi bir şey söz konusu değil. Standart çok açık ve net.
Çernobil daha önceden nükleer denizaltı faciası yaşatmış bir mühendisin çabasıyla olmuş bir kazadır. Öncelikle çernobilin bugün itibari ile lisans alması imkansız. Zira beton dome'u yok. İkincisi, amca sistemi test etmek için kontrol devresini kapatıyor. Sonra otomatik olarak devreye girince, kablolarını söküyolar. Sonra acil koruma devresi çalışınca onun da kablolarını söküyorlar. Discovery channelda bunun güzel bir belgeseli vardı tavsiye ediyorum. Çernobil olası bir nükleer santral kazası senaryosu değildir. "Çernobil oldu bak nükleer santraller güvenli değildir" demek, gözü kapalı ve kolları olmayan birinin 200 km/s hızla giden bir arabayla kaza yapmasından ötürü arabalar güvenli değildir demekle aynıdır.

Son olarak nükleer santraller bomba gibi patlamazlar. Zira kritik mass denen birbirini tetikleyecek kadar kütle miktarı hiç bir zaman bir nükleer santral içinde bulunmaz.
Daha başka detaylar da var, wiki incelenebilir.
Bence ülkemizde nükleer enerjiye karşı olunmasının tek nedeni "ne olduğunu bilmemek". Atom enerjisi ülkemizde hiroşima, nagazaki ve çernobil olarak biliyor. Asıl problem burada.

sendorm  |  (0 puan) 01 Haziran 2006 23:59

sendorm verdiğin bilgiler için teşekkürler. ben nükleer fikrine karşı değildim. ama bu yazdıklarını okuduktan sonra bilinçsizce bir yaklaşımda olduğumun farkına vardım.

çok teşekkürler.

esatergun  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 00:51

belkide biliniyordur,çernobilin reaktörü değil buhar kazanı patladı... ülkemize bir reaktör gerekliliği belki 25 yıl öncesinden vardı, şimdi çok geç kalındı ancak rüzgar gücü,güneş enerjisi,dalga ve akıntı enerjilerini en verimli şekilde geliştirip teknoloji ve enerji üretmek söz konusuyken,istihdamsızlık bilimsel gelişme açlığı ve beyin göçü söz konusuyken,trenler bir bir kaçarken,bilinçsizlikten yakınmak elbette doğal...

emsvizyon  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 00:54

hayır. polemiğe girmicem.

esatergun  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 01:20

greenpeaceciler de sıcak bakıyor artık nükleer enerjiye.

goreno  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 13:24

bu teknoloji bizim bilmediğimiz bir teknoloji. eğer geleceğimizi böyle bir teknolojiye bağlarsak gelecek nesilleri şimdiden karanlığa mahkum etmiş olacağız.

öyle 3-4 tane nükleer santralle sorunlarımız çözülmeyecek malesef. binlercesini kurmak zorunda kalacağız, tanesi milyar dolarlar olan bu santrallerin maliyetini hesaplamak için para birimlerini biraz zorlamanız gerekecek. torunumuzun torunu bile, bilmeden belimizi bağladığınız bu teknolojinin parasını ödemeye devam ediyor olacak.

bu işin tekniği ve teknolojisi bizde olmayacağı için kontrolü tamamen yabancıların elinde olacak. düğmelere biz basacağız ama bakımı, tamiri, hammaddesi vb.. konusunda yabancılara muhtaç olacağız.
geçen kış, zamanında ceplerini doldurmak için bu ülkeyi rus ve iran doğalgazına bağımlı hale getiren politikacılarımızın ektiklerini, bu iki ülkenin gayet keyfi kesintileriyle soğukta yakıtsız kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalarak biçtik. hatta anlaşmaların bize hiç bir hak tanımadığı, tamamen tek taraflı olarak bağımlı olduğumuzu, harcamadığımız miktarların bile parasını ödediğimizi öğrendik. krizde ilk önlem olarak sanayimizin gazı kesildi ve onun yerine 4-5 kat pahalı acil durum kaynakları kullandırılarak bunların parası devlet tarafından ödendi. ayrıca iran ve rusyayla bozuşursak soğukta ve elektiriksiz kalacağımızı da öğrendik. bunlardan ders almamız lazım. nükleer konusunu başımıza sarmak isteyenlerde bu doğalgazcılardan farklı değil.

bir reaktörün en masraflı yanıda biraz önce bahsettiğim bakım kısmı, bu işi yabancılar yapacak ve yaptığımız sözleşmelerle çooook uzun yıllar onların tekeline bırakmak zorunda kalacağız.
mesela gelecekte santraller konusunda yeni bir teknoloji, standart, yenilik, eklenti çıkacak ve biz bunları satın alıp santrallerimizi güncellemek zorunda kalacağız ve bunlar hiç ucuz olmayacak. malumunuz satanın amacıda para kazanmak, eh biz bağımlı hale geldikten sonra sömürsünler sömürdükleri kadar.

reaktörde bir nevi yakıt olarak kullanılan zenginleştirilmiş uranyum'u dışarıdan almak zorunda kalacağız. çünkü uranyum zenginleştirme teknolojisi satılamıyor ve sadece bir kaç ülkenin tekelinde. iran ile yaşanan nükleer krizin nedenide bu.

batının eskiyen nükleer teknolojilerini bizim gibi geri kalmış ülkelere pazarlamaya çalıştıkları ile ilgili çok ciddide iddialar var. son zamanlarda nükleer konusunu bu kadar çok konuşuyor olmamızın nedenide yabancıların el altından uyguladıkları reklam kampanyaları olabilir. malumunuz kendini en hızlı satan insanlarımız genelde basın sektöründe iş bulurlar.

nükleer santrali yapanların anlaşma aşamasında bağlayıcılığı olan garantiler talep ettikleri, bunun temelinde aksi bir durum olması durumunda bütün sorumluluğu o ülkeye devrettikleri söyleniyor.

ayrıca bu teknoloji hala çok yeni sayılır, hala güvenemeyiz. ilerde bunlar çok demode olup başka bir sisteme geçmek zorunda kalıp bu ülkeyi nükleer çöplük halinede getirebiliriz. sorumluluk açısından nasıl bir toplum olduğumuz ortada.

santrallerin füze çarpsa, uçak düşse zarar görmeyeceği iddiaları ise çok komik. özellikle teknoloji çağında yaşayan insanların buna kanması beni gerçekten şaşırtıyor. ilerleyen teknoloji o betonu delecek bombayıda yapacaktır, hatta ona gerek kalmayarak o santralleri havaya uçurmanın çok daha kolay yollarınıda bulacaktır, bundan emin olun. yeterki o santraller hedef haline gelsin.

son olarak; bu toprakların kaynakları kullanılarak, bağımsız bir enerji üretmeyi hedeflemek yerine, bu ülkeyi dış kaynaklara bağımlı hale getirmeye yönelik girişimlerde bulunan herkesi bu ülkenin çıkarlarını korumayan, art niyetli ve hatta vatan haini olarak değerlendirebiliriz. bunları desteklen cahil insanları ise bilinçlendirmeliyiz.
unutmayınız ki enerjisini kendi üretemeyen ülke bağımsız değildir. bu tarz teknolojileri pazardan patates alır gibi de alamayız. hemen yatırımımızı yapıp bu ülkenin şartlarına en uygun teknolojileri üretme adına çalışmalara başlamalıyız. yoksa bunun vebalini torunlarınız başta olmak üzere bu ülkenin gelecek nesilleri ödeyecektir. o yüzden "aabiii nukleer santral çoook kuuuul, bizede kursunlar" gibi şapşal zihniyetinden sakınmalıyız.

aptal[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 14:55

bilerek mi yaptın bilmiyorum ama bir yazı içersinde bu kadar fazla çelişkiyi ben daha önce görmemiştim.
Enerjisini kendi üretemeyen ülke bağımsız değildir diyorsun, akabinde de nükleer santral kurmayalım diyorsun.
İrana ve rusyaya bağımlıyız doğalgaz yüzünden fahiş fiyatlar veriyoruz diyorsun, nükleer santral kurmayalım diyorsun.
Neymiş efendim füze çarpsa uçak düşse zarar görmeyeceği "iddiası". İddia değil bu çakal carlos attı bu füzeyi 82 de. Hiç birşey olmadı. Uçak henüz kimse düşürmedi. Ama standart bu hususta çok açık sertleştirilmiş beton 747 düşmesine dayanacak şekilde dizayn ediliyor. İlerde onu da delecek füze bomba yapılırmış. İyi tank da üretmeyelim o zaman, nasıl olsa zırhı delecek birşey yapılacak. Hayır anlamadığım 104 nükleer santralli ülkeye saldırı düzenleyen adam neden ikiz kulelere girdi de bu santrallere girmedi. Garip işte bulutlar vapurlar gibi birşey olsa gerek.

nükleer enerji yeni bir teknoloji diyorsun, bindiğimiz arabalar da yeni teknoloji 5-6 yıl önce yapıldılar çünkü. Parası olan 2006 modelini alıyor sıfır teknoloji.
Arabanın tarihi de şunca on bin yıllık insanlık tarihinde 100-200 yılı geçmez. Ha hala ilk üretilen arabaları kullandığımızı düşünüyorsan şaşırıyorsun. Aynı şekilde halen ilk yapılan nükleer santrallerdeki teknolojinin kullandığını düşünüyorsan şaşırıyorsun. Hem de çok. İlk nükleer santral 1960 da yapıldı bu arada. 50 yıldır kullanılan ve sürekli gelişen bir teknolojiye yeni diyorsun, cidden süper. 10 yıl öncesinde cep telefonu yoktu. Cep telefonları da mı yeni teknoloji. Internetin tarihi nükleer santrallerden yeni, o da mı yeni teknoloji. Uçağa da binmemen gerek zira o da yeni. 100 yıl falan.

1000lerce nükleer santral kurmamız gerekecek diyorsun. Aynı mantıkla 100bin tane de kömürlü santral kurmamız bir o kadar da hidroelektrik santral kurmamız gerekecek senin mantığın ile (anlamadım o kadar enerji ile ne yapacağımız, şu anki tüketimin 100 katı üretimden sözediyorsun) her dereye santral kurarsın artık. Veyahut her metre kareye bir rüzgar gülü.

Yapmayın etmeyin gözünüzü sevim. Olayı vatan hainliğine bağlayabilmiş olmanı anlayabilmek için ne yapmam gerektiğini ise açıkçası bilmiyorum. Kafamı 3 gün duvara vursam sence başarır mıyım.
Nükleer santral bir tercihtir kimisi ister kimisi istemez. Arz ediyorum istirham ediyorum. gidin şurayı okuyun. Lütfen abicim. İngilizceniz yoksa kursuna gidin öğrenin ama okuyun.
Harika bir ironi de sözkonusu, nükleer teknolojiyi istemiyorsun zira teknolojik olarak dışa bağımlı olacağız diyorsun. Sen teknolojiyi kullanmaya başlamadan zaten üretmen mümkün değil. Alacaksın kullanacaksın geliştireceksin, dışa bağımlılığını sonlandıracaksın. İşin ucundan başlamadan gökten zembille teknoloji inmesini mi bekleyecez.

Normalde bu kadar sert yazılar yazmam. Tartışmaya da son derece açık bir insanımdır ama desteksiz sallamalara dayanamıyorum. Hele önyargılı yalan yanlış bilgilere hiç dayanamıyorum.

sendorm  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 17:46

sevgili aptal.
yazin gayet guzel. Ama eksik olan bir sey var gibime geliyor: O da alternatif. Hic bir alternatif ortaya koymamissinki!
bu toprakların kaynakları kullanılarak, bağımsız bir enerji üretmeyi hedeflemek demissin. guzel demissin.
guzel ama nedir o bagimsiz enerji?
komur mu? baraj mi? ruzgar mi?
Dun aksam bbc'de bu konu ile ilgili bir program izledim.
Programin basliklari:
-insanlarin dunya'ya hediye ettikleri karbon dioksit orani 20 yil icerisinde ikiye katlanacakmis.
-Yirmi yil icerisinde ise insanoglunun enerji ihtiyaci ikiye katlaniyor soylediklerine gore.
-cin, ulke olarak, kurmayi planladiklari komur'e endekslenmis enerji uretimleri ile dunya'yi kirleten birinci ulke durumuna gelmeyi planliyor.
-tehlikesiz ve temiz enerji olanaklari: ruzgar ve solar enerji. Ama insanlarin ihtiyaci olan uretimi karsilayabilmekten cok uzak.
-petrol ve dogal gaz tukenmek uzere. zaten dunyadaki ekolojik sistemin icine eden enerji uretme yontemi.
-Nukleer enerji ise bilinen enerji uretme yontemleri arasinda dunya'ya zarari en az olani.

ap  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 17:48

ben şahsen buradaki atışmalar arasında bile çok şey öğrendim. iyi-kötü yorum yazan tüm arkadaşlara teşekkür ederim.

bilgiyi paylaşmak aklın zekâtıdır..
NetCini  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 18:46

sendrom canım içi, yorma kendini benden sana malzeme çıkmaz. öfken seni okadar kör etmişki ne anlattığımı anlamadığın gibi gereksiz yere paragraflar boyu kusmuşsun. yazık, enerji israfı diye buna derim ben işte.

öncelikle belirtmeliyim ki bu kadar çok düz mantık kuran birini görmemiştim. ben genelde kereste mantığı derim buna ama sana böyle birşey demiyeceğim, görüyorum ki sadece heyecanlı kafası karışık bir arkadaşımızsın.

"bilerek mi yaptın bilmiyorum ama bir yazı içersinde bu kadar fazla çelişkiyi ben daha önce görmemiştim.
Enerjisini kendi üretemeyen ülke bağımsız değildir diyorsun, akabinde de nükleer santral kurmayalım diyorsun.
"

evet diyorum, nedenlerinide yukarıda yazdım, benim tekrarımı neden yaptın anlamadım.

"Neymiş efendim füze çarpsa uçak düşse zarar görmeyeceği "iddiası". İddia değil bu çakal carlos attı bu füzeyi 82 de. Hiç birşey olmadı. Uçak henüz kimse düşürmedi. Ama standart bu hususta çok açık sertleştirilmiş beton 747 düşmesine dayanacak şekilde dizayn ediliyor. İlerde onu da delecek füze bomba yapılırmış. İyi tank da üretmeyelim o zaman, nasıl olsa zırhı delecek birşey yapılacak."

tank havaya uçtuğunda vereceği zararla bir nüklüer santral havaya uçtuğu zaman vereceği zararı ayırt edebilecek zeka düzeyine sahip olduğunu düşünüyor ve böyle talihsiz bir karşılaştırmayı heyecanına veriyorum.

"Hayır anlamadığım 104 nükleer santralli ülkeye saldırı düzenleyen adam neden ikiz kulelere girdi de bu santrallere girmedi."

bunu söylediğine göre ya 911 olayları olduğu sırada bahçede misket oynuyordun ve hiçbirşeyden haberin yoktu yada kendine destek bulma çaban düz mantığın ve cehaletinle birleşip ortaya garip bir hayal dünyası yaratmış.
ikiz kulelere uygulanan terorist eylemin amacı bir mesajdı ve bu mesaj için en uygun objeler seçildi; ikiz kuleler ve pentagon. daha fazlasını merak ediyorsan araştır öğren, kendini şapşal durumuna düşürme.
her halukarda teroristlerın nukleer santral yerine başka bir hedef seçmesi sana bir dayanak noktası yaratmaz. bugün başka birşey seçerler yarın nukleer santral seçerler. ayrıca işin savaş boyutu var. savaş durumunda ilk hedef olacak nukleer santrallere saldırı yapılınca neler olacağını tahmin edebilmen lazım.

"nükleer enerji yeni bir teknoloji diyorsun, bindiğimiz arabalar da yeni teknoloji 5-6 yıl önce yapıldılar çünkü. Parası olan 2006 modelini alıyor sıfır teknoloji.
Arabanın tarihi de şunca on bin yıllık insanlık tarihinde 100-200 yılı geçmez. Ha hala ilk üretilen arabaları kullandığımızı düşünüyorsan şaşırıyorsun. Aynı şekilde halen ilk yapılan nükleer santrallerdeki teknolojinin kullandığını düşünüyorsan şaşırıyorsun. Hem de çok. İlk nükleer santral 1960 da yapıldı bu arada. 50 yıldır kullanılan ve sürekli gelişen bir teknolojiye yeni diyorsun, cidden süper. 10 yıl öncesinde cep telefonu yoktu. Cep telefonları da mı yeni teknoloji. Internetin tarihi nükleer santrallerden yeni, o da mı yeni teknoloji. Uçağa da binmemen gerek zira o da yeni. 100 yıl falan.
"

işte kocaman bir paragraf dolusu düz mantık daha. nukleer santral teknolojisini tanktan sonra arabalarla kıyaslıyorsun. şaka yaptığını düşünecem ama galiba yapmıyorsun. araba gibi bir teknolojiyi nukleer santral gibi ileri düzey bir teknolojiyle karşılaştırmak bile saçmalık.
2006 arabanın sıfır teknoloji olduğunu söylemeni şaka olarak kabul edeceğim çünkü en düşük zeka düzeylerinde bile beklemeyeceğim bir mantık yapısı bu.
yinede okadar bilgisiz olduğunu düşünerek araba-nukleer karşılaştırması için sana birşeyler yazayım; araba teknolojisi bu kısa sürede yüzmilyonlarca üretilip fazlasıyla tecrübe edildi, denendi ve geliştirildi. peki şu ana kadar dünyada kaç santral yapıldı? 200-300?
araba teknolojisi dünya genelinde bir çok ülke tarafından geliştiriyor ancak nükleer teknoloji sayılı ülkelerin tekelinde. bir araba saat bazında kısa sürelerde üretilebiliyor ama bir santral yapmak yıllar alıyor. yani 50 senede 200 santral yapıldıysa milyonlarca araba üretildi. 200 santral 5-6 ülke tarafından enerjilerinin %5'ini karşılamak için denendiyse arabalar milyarlarca insanın tarafından %100 olarak denendi. ayrıca arabalarda kullanılan motor, güvenlik, aero dinamik, elektronik, elektrik gibi teknlojiler bir çok farklı alanlardada kullanılıp geliştirilen teknolojiler. bunu daha uzatabilirim ama heralde gereksiz çünkü buraya kadar anlamdıysan devam etsemde birşey farketmez.
gördüğün gibi cahil cesaretinle saçmaladığın bir şeyi açıklamak paragraflar alıyor. ama senin için sorun yok tabi, uydurmak kolaydır nasıl olsa. nükleer santrali uçakla, cep telefonuyla karşılaşmak gibi zekanı zorlamaya devam etmişsin ancak onlarada tek tek açıklama yapmayacağım. araba üzerine yazım hepsine cevap verebilecek nitelikte diye düşünüyorum.

1000lerce nükleer santral kurmamız gerekecek diyorsun. Aynı mantıkla 100bin tane de kömürlü santral kurmamız bir o kadar da hidroelektrik santral kurmamız gerekecek senin mantığın ile (anlamadım o kadar enerji ile ne yapacağımız, şu anki tüketimin 100 katı üretimden sözediyorsun) her dereye santral kurarsın artık. Veyahut her metre kareye bir rüzgar gülü.

ne yapacağımızı söylemedim, sadece nükleer santralin olumsuz yönlerinden bahsettim ve kendi sorunlarımızı çözecek teknolojiyi kendimizin üretmesi gerektiğini söyledim. ama belliki heyecanın bunuda anlamana engel olmuş ve eski teknolojileri savunduğumu filan sanmışsın.

"Yapmayın etmeyin gözünüzü sevim. Olayı vatan hainliğine bağlayabilmiş olmanı anlayabilmek için ne yapmam gerektiğini ise açıkçası bilmiyorum. Kafamı 3 gün duvara vursam sence başarır mıyım.
"
şu ana kadar yazdıkların gösteriyor ki şöyle 100 sene filan kafanı duvara vursan cahil cesaretin ve düz mantığın senin yakanı bırakmaz gibi.
Doğalgaz konusunda itiraz ettiğin bir nokta mı var? yoksa bu ülkeyi %70 oranında iran ve rusyaya bağımlı hale getirmiş olmanın iyi birşey olduğunu mu düşünüyorsun?
Nükleer konusunda da söyledim işte; teknoloji olarak %100, kaynak olarak %100 dışa bağımlı olacağız. bunlara açıklamalı bir itirazını göremedim? bunlara verilerle itiraz etmediğin halde mi savunuyorsun? kafanı duvara vurmaya devam.

"Nükleer santral bir tercihtir kimisi ister kimisi istemez. Arz ediyorum istirham ediyorum. gidin şurayı okuyun. Lütfen abicim. İngilizceniz yoksa kursuna gidin öğrenin ama okuyun."

oo işte burası harika: "bir tercihtir". ne tercihi kuzum? düşük bel yada yüksek bel kot pantalon giymeyi mi tercih ediyorsun? sarışınları yada esmerleri mi tercih ediyorsun? yoksa tatlı yiyecekle tuzlu yiyeceği mi tercih ediyorsun? nükleer santralden bahsediyoruz, şeklini şemalini beğendiğin için yada hoşuna gittiği için "benim tercihim nükleer santral" diyemessin. bu tercih işi değildir güzelim, bakkaldan ciklet almıyorsun. saçmalanın sınırlarını aşmış durumdasın şu anda. aynen devam sol şerit senin.

"Sen teknolojiyi kullanmaya başlamadan zaten üretmen mümkün değil. Alacaksın kullanacaksın geliştireceksin, dışa bağımlılığını sonlandıracaksın. İşin ucundan başlamadan gökten zembille teknoloji inmesini mi bekleyecez."

şov devam ediyor. hiç bir konuda bilgin yok değil mi? bir teknolojinin nasıl geliştiğinin, bilimin nasıl ilerlediğinin? oturduğun yerden uyduruyorsun değil mi?
evet nükleer santrali yaptırınca açar içine bakarız, nasıl yapmışlar kurcalarız öğreniriz haha. üzgünüm ama şu an itibariyle bu sitede gördüğüm en şapşal insan olma başarısına eriştin, hatta şöyle söyliyeyim senin kadarını hayal bile edemizdim.
yinede sende bir cansın, senide cahil bırakmamak lazım; teknoloji geliştirmek için araştırmak, öğrenmek, bilgi birikimi yapmak, deneyler yapmak, uzun yıllar harcamak lazım.öyle senin sandığın gibi bir cihazın içinı kurcalayarak gelişmez teknoloji. pazardan nükleer santral alış verişi yapılarak da gelişmez, önce bilim adamı yetiştireceksin sonra üreteceksin. öyle alıp kurcalayıp hazıra konamassın.

"Normalde bu kadar sert yazılar yazmam. Tartışmaya da son derece açık bir insanımdır ama desteksiz sallamalara dayanamıyorum. Hele önyargılı yalan yanlış bilgilere hiç dayanamıyorum."

bu senin son yazın, bende yazımın sonunda yer alsın istedim, nasıl komik oldu haha.

bak cahil cesaretinle kıçından uydurduklarına cevap vermek için bukadar yazmak durumunda kaldım. birde bana okadar öfke yapmışsın, ben yine iyi niyetliyim. belki kendini nekadar komik duruma düşürdüğünü görüp öyle yalandan wiki linki verip bol işkembeden sallamak yerine araştırıp öğrenme yolunu tercih edersin buda benim hesabıma bir sevap olarak geçer. bir kişiye dahi cehaletini yenme konusunda ilham verebilsem yeter bana.

hadi naş.

aptal[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 21:49

bütün yazıları okumadım ama sanırım tartışılmaktadır...

@sendorm'un çernobil faciası ve nükleer santral hakkında "nükleer santral bomba gibi patlamaz" söylediklerine harfiyen katılıyor ve altına imzamı atıyorum.
ayrıca eklemek istiyorum.
MR(Magnetic Resonance) gerçek ismiyle NMR(Nuclear Magnetic Resonance).
2. dünya savaşı sırasında atılan atom bombasından etkilenen(ruhsal ya da fiziksel) milyonlarca insanın zihninde `nükleer` sözcüğünün ölümcül olduğu bilinci oluşması, mühendislerin NMR cihazının adını MR diye değiştirmesine sebep olmuştur.
aynı bilinç günümüzde de devam etmekte ve nükleer santrale karşı çıkmaktadır.
faydaları şudur, zararları budur söylemlerinden sonra nükleer santrale karşı çıkan arkadaşlarımın veya çevrecilerin(ki okuduğum bir yazıda greenpeace üyesinden biri nükleer santrallere de okay vermiştir.greenpeace üyesinin ismini bilen varsa yazssın lütfen.sallıyorum gibi olmasın.) hiçbir şey söyleyemediklerini gördüm.
yani başına nükleer getirilen herşeyin zararlı olduğu bilinci öyle bir oluşmuş ki `nükleer` ne yapsa da imajını düzeltse diye düşünüyorum.

alper.karabulut@kivvi.com
trancemaster  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 22:40

sevgili ap,
alternatif konusunda haklısın. ancak bu benim üzerinde konuşabileceğim bir şey değil. konuşursam komik olurum. bu bizim bilim adamlarımızın işi. nukleer konusunda karşı çıktığım noktalarda temel olarak teknik detaylar değil zaten (bu yazının sonunda neye karşı olduğumu tekrar özetledim).

bugün kullandığımız teknolojileri üreten insanlar zamanında hazır teknolojiler ihtiyaçlarını karşılamadığı için yenilerini araştırıp geliştirdiler.
bu bizim için çok iyi bir örnek olması gerekirken bunu nasıl görmezden gelebildiğimize şaşırıyorum açıkçası. atatürk bize "benim manevi mirasım ilim ve akıldır" demiş ama biz bunu başkalarının teknolojisini satın almak olarak uyguluyoruz.

böyle devam edemeyiz, başkalarının teknolojilerine harcadığımız parayı artık kendi teknolojimizi geliştirmeye kullanmamız ve sorunlarımız için başklarından medet ummak yerine kendi çözümlerimizi kendimiz üretmeliyiz. yoksa emin olun gelecek nesiller global dünyada kendi ülkelerine olan inançlarını fazlasıyla kaybetmiş olacaklar. bize olan öfkeleri bizim bizden önce bu ülkeyi inşaa edenlere duyduğumuz saygıyı onlara aktarmamızada engel olabilir. çünkü böyle giderse biz onlara dedelerimizin bize bıraktığı gibi güzel bir miras bırakamayacağız.

ayrıca maddeler olarak sıraladıklarına katılıyorum. bunlar dünyanın çözmesi gereken sorunlar, ancak hepimiz biliyoruz ki bunların çözümlerinin üretilmemesinin başlıca nedeni bu dünyayı yöneten insanların bu sistemden hala fazlasıyla para kazanıyor olmaları.

nükleer ile yazdığın maddeyi ise ayırıyorum. bildiğim kadarıyla şu anda dünya üzerinde enerji ihtiyacını ağırlıklı olarak nukleer'den karşılayan bir ülke yok. amerika bile bildiğim kadarıyla sadece enerji ihtiyacının %5'ini nukleer'den sağlıyor. bu ülkelerin bukadar harika olduğunu iddia ettikleri bir teknolojinin kullanımını neden %50'lerin üzerine çıkarmamış olmasıda ayrı bir nokta. yani nukleer birinci derece enerji kaynağı haline gelip uzun süreler kullanılmadan fayda ve zararları konusunda çok kesin konuşamayız gibi.

sonuç olarak benim nukleer'e karşı olma nedenlerim ortada. bu teknoloji bizim öz be öz teknolojimiz olsa büyük ihtimalle farklı değerlendiriyor olurdum. ancak bizi bağımlı hale getirecek ve sıkıştığımız zaman ne yapacağımızı bilmeyeceğimiz, geliştiremeyeceğimiz bir teknolojiye çocuklarımızın, torunlarımızın vebalini bağlayamayız. buna harcayacağımız hesap makinemizin hanelerinin yetmeyeceği paralar ve ülkenin dört bir yanına bomba gömmüş olmamız da üzerinde düşünülmesi gereken diğer konular.

son olarak bu konuda tamamen hissiyatım olan bir konuyuda buraya yazmak istiyorum. eğer bildirgec okadar uzun ömürlü olursa torunlarım bunun tutup tutmadığını buraya yazabilirler :)
bence bizim gibi az gelişmiş ülkeleri mantar tarlası gibi nukleer reaktorlerle doldurup hem korkunç paralar kazanıp sömürü düzenlerini devam ettirecekler hemde bu sayede dünyayı yönetmeye devam edecekler. kendileri içinse daha temiz, ucuz ve kullanışlı teknolojiler üretecekler.

aptal[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 02 Haziran 2006 22:42

aptal arkadaşım, düz mantık kurdum ki daha kolay anlayasın diye. Halen anlayamamışsın.
Daha ötesi beni aşıyor. Hala konuşabilmekte olduğundan, verdiğim linkteki ingilizce nükleer enerji nedir yazısını okumadığın veyahut okuyamadığın sonucunu ulaşıyorum. Tömer'in güzel kursları var tavsiye ediyorum.
Bir taraflarından bilgisizce ahkam kesenlere gıcık olduğum kadar, söylenen sözü anlayamayan ve sürekli cevap yetiştirenlere de gıcık olmaktayım. Bu yüzden sana daha fazla mesaj yazıp da cevabınla burayı kirletmene mani olacağım. Her türlü küfrünü mesaj fasilitesi ile bana ulaştırabilirsin. Buralara hönkürme bir daha. Saygılar sunuyorum.

sendorm  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 00:39

tabi tabi sendrom, eminim öyle olmuştur haha. umarım her önüne gelene işkembeden destekli sakat düşüncelerinle saldırmama konusunda iyi bir ders olmuştur bu sana.

canım benim, senin envayi çeşidini yolcu ettik buralardan, hepside yamulduğu noktada senin gibi "okuduğunu anlamıyorsun ühü ühü" diye ağlayarak uzadı. bak yazıklarının cevapları ampul gibi duruyor yukarıda, söyleyecek birşeyin yoksa gargara yapma artık, yeterince maymun etmişsin kendini daha neyin vurkaçını yapmaya çalışıyorun.

hadi bakalım voltanı aldın, seni yolundan daha fazla alı koymayalım.

ayrıca rica ediyorum, öyle küfür filan da etmem. hiç huyum değildir.

not: ingilizce biliyorum, ordan sana ekmek çıkmaz güzelim. ayrıca konu hakkında bilgisiz canların hepsi senin gibi bir veri sunmak yerine "git oku" derler. biliriz ki bunun asıl nedeni kendi bilgisizlikleridir haha.

aptal[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 01:45

aptal, ufak bir yanlışı düzeltmek istiyorum. şu anda abd'de toplam 103 nükleer reaktörde abd'nin enerji ihtiyacının %20'si karşılanıyor ve nükleer enerji abd'nin 2. en büyük enerji kaynağı. mayıs 2006 itibariyle dünya üzerinde 30'dan fazla ülkede toplamda 441 tane nükleer reaktör çalışmaktaymış ve 27 tanesi daha 11 farklı ülkede inşa halindeymiş.

2004 yılında dünyadaki enerji üretiminin %16'sı nükleer reaktörler tarafından sağlanmış. 2005 yılında ise nükleer enerjide başı çeken ülkeler: fransa, %78.5; litvanya, %69.6; slovakya, %56.1; belçika %55.6; ukrayna, %48.5; isveç, %46.7; güney kore, %44.7; bulgaristan, %44.1; slovenya, %42.4; macaristan, %37.2; finlandiya, %32.9. toplamda ise 16 ülke yıllık enerji üretiminin en az %25'ini nükleer reaktörlerden sağlıyormuş.
kaynak

bu tabloya bakacak olursak toplam enerji ihtiyacını %80'lere varan oranda nükleer enerjiden sağlayan ülkeler var ve bunun en büyük sebebi birim başına üretilen enerji maliyetinin alternatif yöntemlere göre oldukça düşük olması ve tabii reaktör düzgün işletiliyorsa çevreye bir zararının dokunmaması.

bugün avrupa nükleer enerjinin gerekliliğini kabul etmiş durumda olmalı ki avrupa'nın enerji ihtiyacının 1/3'ü yine nükleer reaktörlerden sağlanıyor. bünyesinde nükleer reaktör bulundurmayan avrupa ülkeleri de nükleer enerjiye yeşil ışık yakmış ve komşularından nükleer enerji alımı yapmaya başlamıştır. sadece üretmekle kalmayıp komşularına ürettiği enerjiyi satan fransa ve almanya ise önümüzdeki 10-20 yıllık planlarında daha fazla nükleer reaktör yapmayı düşünüyormuş.

asya'da ise çin ve 90'larda nükleer enerjiye ciddi yatırımlar yapan hindistan bünyesindeki 22 reaktörü de artırmayı planlıyor. uzakdoğu'da ise japonya 53 aktif reaktörün dışında 3 tane inşa halinde, 12 tane de proje aşamasında reaktöre sahipmiş. güney kore de 18 aktif reaktörün üstüne 10 tane daha yapmayı hedefliyormuş. (2003 verileri) kaynak

nükleer reaktörlere pek sıcak bakmayan ingiltere, 2010 yılına kadar projelendirdiği rüzgar güllerine 1 milyar pound ödeyerek ancak genel enerji ihtiyacının %5'ini üretebileceğini öngörmüş. oldukça pahalı.

bu tabloya bakacak olursak 441 tane aktif ve eminim ki onlarca aktif olmayan reaktör dünyanın muhtelif yerlerini mayın tarlasına çevirmiş durumda. komşularımızdan bulgaristan ve ermenistan'da olabilecek nükleer bir facianın sonuçlarını tahmin etmek hiç de zor olmaz.

şayet türkiye çok zengin bir ülke olsaydı enerjinin en pahalısını üretir (enayilik mi orası tartışılır) kendi sınırları içinde daha risksiz yöntemleri denerdi. fakat bu şartlarda türkiye'nin diğer yöntemlerle enerji sorununa daha fazla dayanabileceğini ummak iyimserlik olur.

bet3 ~izlenimsel betimlemeler blog kardeşliği ~blogger en asil duygunun insanıdır
passion  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 02:43

cevap vermeme kararıma rağmen yine de yerinde duramamışsın.
Tamam canım gecenin köründe vaktimi ayırıp bir bir cevap yazacam sana.
Lakin biliyorum bunlara da bir kulp takacaksın. Anladığım kadarıyla amacın bilgi paylaşmak değil, hakaret etmek.

Başlayalım, lakin bir daha cevap verecek değilim. Artı olarak burada kendimi ispat etmek gibi bir kaygım da yok. Kaçtı ağladı ne dersen de. Pek umurumda olacağını da sanma.

Zaten burada tek de değilim verdiğin bilgimsilerin yanlış, eksik olduğu buraya yazılmakta. Tahminimce her uygun vakti olan ve common sense den nasibini almış kişi de bunu yapacaktır.
ingilizce bilmene sevindim hadi şeytanın ayağını kır da verdiğim linki oku. Burada 2 saat uğraşıp cevap bulmaya çabalamaktan daha hayırlı olacaktır senin için.

Öncelikle tartışma usulünden bahsedeyim. Karşındakine cahil, heyecanlı, kafası karışık vs tarzı bilimum sıfat yakıştırmak, özellikle karşındakini tanımıyorsan üslup değildir. Amacının bilgi paylaşımı olmadığı aşikar. Bunları niye yazıyorum birşey başardığını sanıp da aynı hareketlere devam etme diye. Ama edeceksin. huylu huyundan vazgeçmiyor.

"tank havaya uçtuğunda vereceği zararla bir nüklüer santral havaya uçtuğu ", nükleer santraller asla havaya uçmaz, kritik kütlenin altında nükleer madde bulundururlar. Daha önce yazmıştım bunu zaten, okumak ne güzel bir niteliktir. Tank orada örnektir. Teknolojinin anti-teknolojisinin üretilebilme ihtimali olmasından ötürü ilerlemesinin kesilmesinin yanlış olması ile alakalıdır.

"ikiz kulelere uygulanan terorist eylemin amacı bir mesajdı", hadi ya.
"savaş durumunda ilk hedef olacak nukleer santrallere saldırı yapılınca neler olacağını tahmin edebilmen lazım." savaş durumunda kimse nükleer santrali hedef seçmez. Dünyada atom bombası hatası bir kez yapıldı, bir daha olacağını düşünmek korku teorisyenlerinin işi. Ay saldırırlar diyerek bir teknolojiden vazgeçmek ise yine oldukça yanlış bir mantık. Ülkenin kendini kısıtlamasından başka birşey değildir.

2006 üretimi arabalarda sıfır teknoloji ürünler vardır. Misal virajlara girildiğinde dönüş yönüne uygun dönen farlar sıfır teknolojidir. Park sensörleri sıfır teknolojidir. Bilgisayarlardan örnek vereyim yeni çıkacak olan core duo 2 ler sıfır teknolojidir. Intel sürekli sene başı teknoloji yenilemekte, kimse de senin yaptığın gibi yurtdışının kölesi oluyoruz, bizi kullanıyorlar demiyor. teknoloji böyle birşey kendin üretmeye başlamadıkça, dışarıya bağımlı olmak zorundasın.

"yani 50 senede 200 santral yapıldıysa milyonlarca araba üretildi. 200 santral 5-6 ülke tarafından enerjilerinin %5'ini karşılamak için denendiyse arabalar milyarlarca insanın tarafından %100 olarak denendi." 200 yapılmamış bir üstümdeki mesajda yanıtın verilmiş anlaşıldığı üzere. 5-6 ülke kullanmıyor nükleer enerjiyi ve %5 lerini karşılamıyor. Argümanında kullandığın tüm bilgimsiler yanlış.

"gördüğün gibi cahil cesaretinle saçmaladığın bir şeyi açıklamak paragraflar alıyor.", cahil değilim, cesaretli de pek sayılmam. Paragraflar dolusu yalan yanlış alıyor evet.

"ne yapacağımızı söylemedim, sadece nükleer santralin olumsuz yönlerinden bahsettim", tebrikler çok üreticisin. Hergün kahvelerde bu ne olacak bu memleketin hali diye tartışan onlarca amca var. Onlar da senin gibi herşeyi eleştirip bir adet yapıcı öneri getiremiyorlar. Senin farkın bundan bir marifetmiş giib bahsetmen. "bunuda anlamana engel olmuş ", de eki ayrı yazılır (burada senin yaptığın gibi bir tartışma üslubu örnekliyorum, konuyla alakası olmayan, saçma sapan kulp bulmaca üslubu, evet bu da oldukça yapıcı).

"100 sene filan kafanı duvara vursan cahil cesaretin ve düz mantığın senin yakanı bırakmaz gibi." yine konuyla alakası olmayan, hakaret niteliğinde gereksiz bir yorum.

"Doğalgaz konusunda itiraz ettiğin bir nokta mı var? yoksa bu ülkeyi %70 oranında iran ve rusyaya bağımlı hale getirmiş olmanın iyi birşey olduğunu mu düşünüyorsun? ", elbette ki hayır ve işte sırf bu yüzden bu bağımlılığın üstümüzden kalkması için nükleer enerjiye geçilmesini mantıklı buluyorum. Bunu nasıl kendi argümanını destekleyen birşeymiş gibi yazıyorsun onu anlamıyorum işte.

"Nükleer konusunda da söyledim işte; teknoloji olarak %100, kaynak olarak %100 dışa bağımlı olacağız. bunlara açıklamalı bir itirazını göremedim?", teknoloji diyorum, üretmek diyorum, çalışmazsan nükleer tu kaka dersen asla elde edemezsin diyorum. Oho okumuyorsun ki.
"kafanı duvara vurmaya devam.", gereksiz yorum.

"oo işte burası harika: "bir tercihtir". ne tercihi kuzum? düşük bel yada yüksek bel kot pantalon giymeyi mi tercih ediyorsun?" Evet nükleer enerji kullanıp kullanmamayı tercih ediyorum. Önüme veriler gelir, riski şudur lakin getirisi de şudur deniyor. Risk-yarar analizi yapıyorum. Makul görünüyor ve tercih ediyorum. Evet nükleer bir tercihtir ve bunu bilgili, okumuş insanların yapması gerekir.

"saçmalanın sınırlarını aşmış durumdasın şu anda. aynen devam sol şerit senin." gereksiz yorum. O kadar çok gereksiz söz öbeği var ki. Hepsini belirtmeye gerek duymuyorum artık. Amacın bilgi paylaşımı değil de, laf ebeliği yapmak, hakaret ego tatmini vs olduğunun göstergeleri.

"şov devam ediyor. hiç bir konuda bilgin yok değil mi? bir teknolojinin nasıl geliştiğinin, bilimin nasıl ilerlediğinin? oturduğun yerden uyduruyorsun değil mi?
evet nükleer santrali yaptırınca açar içine bakarız, nasıl yapmışlar kurcalarız öğreniriz haha.", hayır üstadım önce kurulum yapan şirketin mühendisleri gelir. Genelde bu tip sözleşmelerde, eğitim verilmesi zorunluluğu da olur. Bu şekilde orada çalışacak kalifiye iş gücü ve teknik eğitim de alınmış olur. Sen orada arka bahçene kulube yaptırmıyorsun, teknoloji satın alıyorsun. Adamlar gelip kurup sonra da bu büyülü birşey siz dokunmayın sadece biz kontrol edebiliriz mi diyecekler sanıyorsun. Şu anda hacettepe nükleer enerji bölümünde asistanlık yapan insanlar o bölgelere kaydırılma hazırlığı içindeler.
"üzgünüm ama şu an itibariyle bu sitede gördüğüm en şapşal insan olma başarısına eriştin, hatta şöyle söyliyeyim senin kadarını hayal bile edemizdim." gereksiz yorum.

"bu senin son yazın, bende yazımın sonunda yer alsın istedim, nasıl komik oldu haha." gülme nasıl bir didaktik tartışma üslubudur bunu da anlayamadığım için buraya ekledim. Amaç bilgi paylaşmak ise gülücüklerin bununla ne alakası var.

"hadi naş.", oldu canım.

Başka bir yazın da var da kasamadım açıkçası.
Sözün özü dediğim gibi kişisel problemleri mesajlaşma fasililetesi ile çözmeye çalış. Şapşal, cahil vs bana mesaj olarak yaz. Buranın amacı bilgi paylaşımıdır. Kimsenin kimseyi bozmak, laf sokmak gibi bir gayesi yok. Benim yok açıkçası.

Hadi sevgiler saygılar.

sendorm  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 04:47

sevgili passion,
ah %20'ye oranla %5 biraz hafif olmuş. ya rüzgarla yada başka birşeyle karıştı muhtemelen. neyse kaynaksız konuşmanın cezası olsun bu bana, verdiğin veriler için çok teşekkürler.
dağılan sovyet ülkeleri benim için birer istisnaydı ama %50'lik söylemime karşılık %78'lik fransa utanç kaynağı olmuş benim için, resmen yan yatmışım. bu konudaki veribankam leyla olmuş meğersem. hemen güncelliyorum.

bu veri hatası dışında söylemlerimde bir değişiklik yok. hala teknolojisi bize ait olmayan, bizi dışarıya bağımlı yapacak böyle ileri teknoloji ürünlerine karşıyım.

bitişik avrupa ülkelerine oranla türkiye'nin etrafı açık bir yarım ada olduğunu da göz önünde bulundurmak lazım heral. yani avrupanın zorunlu tercihleri bizim gibi daha çok coğrafi imkanı olan farklı tarabyalarda avantajlı olmayabilir.

bu açıdan ingilterenin rüzgara yaptığı yatırımda dikkat çekici. son nukleer santralini 80'lerde yapmış olan ingiltere 1 tanesi hariç bütün nukleer reaktörlerini 2023 yılında kapatacak ve henüz yenilerini yapma konusunda bir karar almış durumda değil. ingiltere'nin sadece nükleer atık masrafı £70.000.000.000 civarındaymış.
hazır paradan bahsetmişken bir reaktor'un bize kaça mal olacağı konusunda bir bilgimiz yok. malesef ingiliz ve amerikalılarda bu tespit edilemeyen maliyet konusunda pek sıkıntılılar. washington post'a dediğine göre yeni model 1400 megawatt'lık bir reaktör'ün maliyeti 2,6 milyar dolarmış ve 6,5 yılda tamamlanıyormuş. artı bakım masrafları var. atıkların imha edilmesi, sigorta, ömrü tükenince kaldırılması gibi rakamlar tam bir piyango, hesaplanamıyor ve reaktorun yapım parasının bir kaç katına çıkabiliyor.
Amerikalılarda aynı dertten muzdarip ve yeni santral yapma konusunda pek istekli değiller.

bunlarda şu siteden alıntı.
" Dünya Nükleer Endüstrisinin Durumu Raporu"na göre, son dönemde, gelişmiş ülkeler arasında yeni nükleer santral planı olan yalnızca Finlandiya ve Japonya var.

Atıcı, "1986'dan beri - Finlandiya hariç- Batı'da hiçbir reaktör siparişi olmadı Mevcutların ömrünün tükenmesini bekliyorlar; yenilerini yapmayacaklar. ABD, Fransa gibi ülkelerin nükleer enerji şirketleri, kendi ülkelerinde yapamadıkları santralleri Türkiye'ye pazarlamaya çalışıyorlar

Dünya Nükleer Endüstrisinin Durumu Raporu"na göre, son dönemde, gelişmiş ülkeler arasında yeni nükleer santral planı olan yalnızca Finlandiya ve Japonya var.

1986'dan beri - Finlandiya hariç- Batı'da hiçbir reaktör siparişi olmadı Mevcutların ömrünün tükenmesini bekliyorlar; yenilerini yapmayacaklar. ABD, Fransa gibi ülkelerin nükleer enerji şirketleri, kendi ülkelerinde yapamadıkları santralleri Türkiye'ye pazarlamaya çalışıyorlar"

yukarıda passion'un düzelttiği yanlış verilerim yakın bir gelecekte gerçek olacak galiba :)

nukleer'in daha ucuz olduğu, çevreyi kirletmediği gibi söylemler biraz pazarlama amaçlı yalanlar gibi.

aptal[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 06:25

aa sendrom, hani sen gitmiştin canım? ahaha

aptal[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 06:54

yahu bu adamlar o kadar gelişmiş teknolojilerine rağmen nükleer atıklarını ortadan kaldıramayıp bizim gibi azgelişmiş ülkelerin sahillerine bırakıyor. bizim nasıl çözüm üretemeyeceğimizi tahmin etmek bile istemiyorum.

aptal'ın dediklerinin çoğuna katılmakla birlikte ben olayın bilimsel tarafını geçtim. buna karşı olmak için birkaç gün ana haber izlemek, dönüp yakın tarihimize bakmak dahi yeterlidir.

- noldu tuzla'daki atıklar, unuttunuz demi
- milyarlarca dolarlık harcama sonucu gelen karun hazinesi? kime ne ceza verecekleri umrunuzda bile değil, hiç gündeminize bile gelmedi
- izmit depremi'nde tek suçlu veli göçer miydi? yoksa hepsi tek tek yargılanıp cezalarını çekti mi?
- tema gibi çevreci kuruluşların kurucuları bile kar hırsı için çevreye zarar vermekte tereddüt etmiyorsa....

siz bu ülkede birşeyin para için geleceğinizi satmayacak kaç örnek göstereceksiniz? ve bunu yapanların gerçekten cezasını bulacağını düşünüyor musunuz? olası bir felakette en fazla haftalarca "unutmayacağız" diye bir manşetimiz olur.

yüzsüzce yalan söylüyorlar teknolojiye ayak uyduruyoruz diye. hayır efendim ellerindeki eski sistemleri az gelişmiş beyinlere kakalamaya çalışıyorlar. birileri de iktidar hırsı için bu yalana, kendi halkına söylenilen yalana ortak oluyor. iki anahtar sallayana, cennet vaat edene inanan sürü buna mı inanmayacak nasıl olsa!

Chudo  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 10:56

öncelikle yukarıda yazılanları "hızlıca" okuduğumu belirteyim; kaçırmış olduğum yerler olabilir.

nükleer santrale (ya da genel olarak nükleer enerjiye) karşıt görüş bildiren arkadaşlar, aynı ihtiyacı daha ucuza, daha kolay, daha verimli olarak karşılayacak bir öneri sunmamışlar gördüğüm kadarıyla.

nükleer enerji, dünyadaki çoğu gelişmiş ülke tarafından kullanılırken ve bu alanda yeni çalışmalar ve yatırımlar yapılırken bizim (ki her zaman bir şey üretemediğimizden, bir tüketim toplumu olduğumuzdan yakınırız) bu ve benzeri girişimlere soğuk bakmamızın sebebini anlayabilmiş değilim.

israil ve amerika'nın, iran'ın nükleer silaha sahip olmasını dünya için bir tehdit olarak görmesine benziyor bu olay. neden? amerika'nın elindeki nükleer gücü geçiyorum, israil'de de aynı şekilde bir güç mevcut. peki neden kimse, bir "tehdit unsuru" olmayıp bizzat "tehdit" olan bir abd ya da israil'in karşısına dikilip de sesini çıkarmıyor bu konularda? mesela greenpeace... haydi, bu dünyaya en çok zarar veren ülke abd. dolayısıyla en çok eylemi (bu arada greenpeace eylemden başka ne yapar? biri bana anlatsın lütfen) abd'de yapın. önce onu bu işlerinden vazgeçirin, sıra diğerlerine gelir ne de olsa.

belki de "kurulu düzen"in bir parçasıdır greenpeace. bilemiyorum, baskın güçler gp'yi, diğer ülkelerin girişimlerini engellemek için kullanıyor olabilirler. Böyle diyorum çünkü yukarıda bahsettiğim gibi, "ses var görüntü yok" anlayışıyla bir şey olmadığını görüyoruz.

ülkemiz şu an enerjiye ihtiyaç duymakta. ileride de çok daha fazla ihtiyaç duyacak. bunu bir şekilde sağlamamız lazım. Ha, hidroelektrik santralleri yapmamalı mıyız? tabii yapmalıyız ama her yere değil. ayrıca bu bize yetmeyecektir.

rüzgar enerjisi konusunda ülkemizin verimli bir yer olduğunu düşünmüyorum. en azından, ilk aşamada yatırım yapılabilecek bir alan değil. ona gelene kadar daha ucuz ve verimli kaynaklara yönelmemiz gerek.

son olarak, artık türkiye için bir şeyler yapılırken, "bu şuna zararlı, bu böyledir, şunu yaparsanız bu olur" gibi ortalık ve kafa karıştırıcı bağırışmalardan ziyade, yapıcı ve sorun çözmeye yönelik fikirler ortaya çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.

gemeaux  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 11:53

şu bildiriyi de hatırlarmak isterim bu tartışmaların arasında.

11  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 13:00

aşağıda türkiye'nin enerji potansiyeli ve mevcut kullanım ile ilgili bazı bilgiler var. herkesin dikkatle okumasını tavsiye ederim.

TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 40. OLAĞAN GENEL KURUL ENERJİ KOMİSYONU RAPORU

Bu gün için işletmede olan 136 santralin kurulu gücü 12620 MW. ‘tir. Bu gün toplam hidroelektrik potansiyelimizin 127 milyar kWh kabule göre % 35,6’sını,192 milyar kWh kabule göre ise % 23,6 ‘sını değerlendirebilmekteyiz. Halen işletmede olan 136 hidroelektrik santralimiz bulunurken bu sayı İspanya için 1200 adettir.

Türkiye güneş enerjisi yönünden oldukça zengin bir ülkedir.Türkiye’nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2.640 saat ( günlük otalama 7,2 saat ) olup ,ortalama ışınım şiddeti 1.131 kWh/m.2-yıl olduğu tespit edilmiştir.Türkiye ısısal güneş enerjisi üretimi açısından Çin,ABD ve Japonya’dan sonra dünyada dördüncü sırada yer almaktadır.Ancak elektrik enerjisi üretimine ve doğrudan klimalandırmaya yönelik önemli bir çalışma bulunmamaktadır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgar ile ilgili potansiyel tespit çalışmaları ve Türkiye rüzgar atlasına yönelik çalışmaların ancak Batı Anadolu ayağı tamamlanabilmiştir. Ülkemiz rüzgar potansiyeli karada ve denizde olmak üzere 25.000 MW. Olduğu tahmin edilmektedir.Bu gün için bu potansiyelin ancak 22 MW’ı değerlendirilebilmiştir.2005 yılı rüzgara dayalı elektrik enerjisi üretimi ise 56 milyon kWh. Olarak gerçekleşmiştir.Oysa 20.000 MW.potansiyele sahip Almanya bu potansiyelinin 16.600 MW.’lık kısmını değerlendirdiği bilinmektedir.

Türkiye güneş enerjisi yönünden oldukça zengin bir ülkedir.Türkiye’nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2.640 saat ( günlük otalama 7,2 saat ) olup ,ortalama ışınım şiddeti 1.131 kWh/m.2-yıl olduğu tespit edilmiştir.Türkiye ısısal güneş enerjisi üretimi açısından Çin,ABD ve Japonya’dan sonra dünyada dördüncü sırada yer almaktadır.Ancak elektrik enerjisi üretimine ve doğrudan klimalandırmaya yönelik önemli bir çalışma bulunmamaktadır.

Ülkemizde biyokütleden ( hayvansal atık kaynaklı ) 2,8 – 3,9 milyar m.3 biyogaz üretilebileceği tespit edilmiştir...... Bu günler itibariyle EPDK’dan alınmış lisansların üretime dönüşmesi halinde Ülkemizde biyogaz ve çöp gazından üretilecek elektrik enerjisinin toplam kurulu gücü ; 21,58 MW.’a çıkabilecektir.Toplam üretim ise; 157,5 milyon kWh.’i bulabilecektir. Yine Türkiye bu gün 450.000 ton/yıl biyodizel üretim kapasitesine ulaşmış bulunmaktadır.

Ülkemiz jeotermal enerji potansiyeli açısından dünyadaki zengin ülkeler arasında yer almaktadır.Türkiye’de toplam 1000 civarından sıcak ve mineralli su kaynağı ve jeotermal akışkan çıkan kuyu noktası vardır. Biline jeotermal alanlarımızın % 95’i ısıtmaya ,% 5’lik bir kısmı ise elektrik enerjisi üretmeye uygundur.Halen 20,4 Mw. brüt kurulu güce sahip bulnmaktayız. Türkiye jeotermal enerji ile kısa vadede 500.000 konutun ısıtılmasını sağlıyabileck bir potansiyele sahiptir.Şu anda jeotermal potansiyelimizin ancak % 2’sini değerlendirebilmiş durumdayız.

Türkiye’de dalga enerjisi ölçümlerini yapacak ilk rasathane 2005 yılında Karadeniz Ereğli’de denize indirilmiştir.İki yıl sürecek olan ölçümler ile Karadeniz’in dalga haritası çıkarılacaktır.Turizm, balıkçılık ve kıyı tesisleri dışındaki kullanıma uygun 1/5’lik kısımdan yaklaşık yaklaşık 18,5 milyar kWh./yıl dalga enerjisi elde edilebileceği hesaplanmıştır.

2005 yılında Türkiye’de üretilen elektrik enerjisinin yaklaşık % 45 inin döviz ödenerek ve bazı ülkelerin tek taraflı inisiyatifine bağlı sözleşmelerle, yaşanan son doğalgaz kesintileri bu konunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Bilimsel çalışmalar ışığında ülkemizde % 30'lara varan enerji tasarrufu potansiyelinin yaklaşık % 10~15'lik bir bölümü hiçbir harcama gerektirmeyen, yalnızca bilinçlendirme, yönlendirme çalışmaları ile kazanılabilecek bir oran/büyüklük olarak önümüzde durmaktadır.

Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalar sonucu, sanayi, bina ve ulaşım sektörlerinde yıllık enerji tasarrufu potansiyelinin yaklaşık 3 milyar dolar olduğu tespit edilmiştir.

Bugün resmi açıklamalara göre elektrik dağıtım şebekelerindeki kayıp ve kaçak oranı yüzde 20’leri bulmaktadır. Başka bir deyişle üretilen elektrik enerjisinin beşte biri bakım onarım ve yenileme yapılmadığından tüketime sunulmadan yok olmaktadır.

Kayıp ve kaçakların azaltılmasına yönelik yapılacak yatırımlarla bu oranın AB ülkelerinin ortalaması olan yüzde 6’lar seviyesine çekilmesi mümkündür. Bu sayede yüzde 15’ler seviyesinde yapılacak bir tasarrufla hem elektrik enerjisi kullanımı bu denli lüks bir tüketim olmaktan çıkacak hem de nükleer santral macerasının gerekçeleri ortadan kalkacaktır.

bu verileri torunlarınızda bilecekler ve emin olun bu ülke mevcut potansiyelinin %20 'sini bile kullanmazken neden onların bile sırtında yük olacak borçların altına girerek bu ülkeyi yabancı tekeline sokarak nükleer çöplük haline getirme çabası içinde olduğunuzu onlarda soracaklar.

kaynak

aptal[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 14:44

buda TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI'nın nukleer enerji konusundaki görüşleri;

Bugünlerde yeniden gündeme getirilen nükleer santral kurma hazırlıkları, ülkemizin “enerji ihtiyacı”ndan kaynaklı tartışmalar olarak ifade edilse de, nükleer enerjinin siyasal bir tercih olarak dayatıldığını yakın tarihimizden çok iyi bilinmektedir.

Ülkemizde Nükleer Santral konusu ilk olarak 1970’li yılların başında gündeme getirilmiş ve 1976 yılında Akkuyu için yer lisansı onayı alınmıştı. Diğer bir girişimde 1996 yılında Hükümetin kamuoyundan gizleyerek Resmi Gazetede “Muhtelif Malzeme Satın Alınacaktır” ilanıyla başlayan ve yolsuzluk soruşturmaları ile devam eden traji-komik çabalar olarak belleklerimize yer etti.

Geçen 35 yıllık süre içinde nükleer lobilerin santral kurma girişimleri dönem dönem yoğunlaşarak devam etse de mızrak çuvala sığmamış, ülkemizin mevcut enerji kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması yönünde bilim insanlarının, çevre ve meslek kuruluşlarının haklı itirazları, nükleer santralin yarattığı çevresel, teknik ve mali sorunlar ile atıklar ve güvenlik kavramları üzerinden dünyada yaşanan örnekler toplumsal duyarlılıkları arttırmış ve dönemin iktidarları geri adım atmak zorunda kalmışlardı.

Nükleer Santral tartışmaları geçmişten bugüne hep aynı senaryo ile gündeme getirildi. Mevcut kaynaklarımızın yetersiz olduğu, nükleer santral kurulması yönünde adımlar atılmaz ise mevcut talebin karşılanamayacağı ve enerji krizinin kaçınılmaz olduğu ısrarla vurgulandı.

Nükleer Santral kurulmasını gündeme getiren uluslar arası sermayenin yerli sözcülerince toplumsal tepkileri güçsüz kılacak önemli bir gerekçe yaratılmalıydı. Bu nedenle “Eğer Nükleer Santral yapılmazsa karanlıkta kalacağız” söylemi her tartışmanın önüne bilinçli olarak konuldu. Uluslar arası nükleer lobilerin baskılarına kimi milliyetçi-islamcı reflekslerle, kimi ise yolsuzluklarla beslenen neo-liberal politikalarla evet diyen kesimlerin beklentileri farklı da olsa buluştukları yer ülkemizi sonu olmayan bir felaketin içine sürüklemek olacaktır.

Şimdi Nükleer Santrali yeniden “enerji krizi”nin çözümü olarak öne süren Hükümet, 35 yıldır karanlıkta kalma senaryoları ile kamuoyuna söylenen yalanlara rağmen ülkemizin karanlıkta kalmadığını, bundan sonra da nükleer santral olmadan karanlıkta kalınmayacağını bile bile toplumu kandırmaya hazırlanıyor. 1990 Yılından bu yana elektrik enerjisi üretiminde kullanılan kaynaklar ve oranlarını gösteren tablo, enerji sektöründe yaşanan politikasızlığın en açık ve çarpıcı belgesidir.

Bugün bu tablonun sorumlusu olan sağ siyasal iktidarlar, ülkemizin en yaşamsal hizmet alanında IMF ve DB gibi kuruluşların direktiflerine uygun olarak sermayeye karlı alanlar yaratmak adına kendi doğal kaynaklarımızı yok saymışlar, neo-liberal politikaların uygulanması için sektörün merkezi yapısını tahrip etmişler, bu yolla Türkiye’yi bir yandan enerji alanında daha dışa bağımlı hale getirirken milyarlarca dolar zarara uğratılmasına neden olmuşlardır.

Tüm dünya ilk yatırım ve işletim maliyetleri çok yüksek, 35-40 yıllık ekonomik ömürleri boyunca sıkça arıza ve güvenlik sorunları yaşayan, atık sorunlarına çözüm bulunamadığı bu pahalı enerji üretiminden vazgeçerken, deprem kuşağında olan ve Çernobil kazasında radyosyonlu çayları, fındıkları sorumsuzca yediren Marmara Depreminde, İkitelli’de ve yakın zamanda “hızlı tren” adı altında yaşanan Pamukova tren faciasında yönetim ve işletme krizleri yaşayan Türkiye’de NÜKLEER SANTRAL KURULAMAZ….

Çevresel faktörler, yüksek maliyetler (Nükleer; Kuruluş maliyeti:2000 $/KW, İşletme+Yakıt: 1.78 cent/kWh, HES Kuruluş maliyeti :1200-1500 $/kW, İşletme: 0.2-0.5 cent/kWh )(hes: hidro elektrik santral) ve dışa bağımlılık dışında, karşı çıkılmasında en önemli nedenlerden biri olan yenilenebilir yeterli kaynaklarımız varken, dünyada demode olmuş nükleer teknoloji ürünü santralların Türkiye’ye pazarlanmasına karşı çıkılması gerekmektedir. Ülkemize Nükleer Santral satmak isteyenlerin İran’la girdiği büyük hesaplaşmanın nedenlerini iyi analiz etmek gerekmektedir

Gerek kuruluş, gerek hammadde, gerek işletme gerekse atık saklama sorunları ve yeterli yenilenebilir kaynaklara sahip olmamız nedeniyle tamamen dışa bağımlı nükleer santrallara karşı olmakla, nükleer alanda bilimsel gelişmeyi desteklemenin ayrı şeyler olduğunu önemle vurgulamak gerekmektedir.

Devletin, yeni yatırımlar yapmayarak ve elindeki enerji santrallarını da özelleştirerek çıkmakta olduğu enerji sektöründe, DSİ ve EPDK tarafından yürütülen HES projelerinin özel sektör yatırımlarına açılması prosedürünün yavaş işlemesi, zaten uzun olan yatırım süresini daha da uzatmakta ve HES yatırımlarını geciktirmektedir. Dolayısıyla tüketim artışına paralel yeni enerji yatırımları yapılmadığı taktirde ufukta enerji krizlerinin olduğu, bu nedenle şimdiden belli lobilerin ve tröstlerin tek çare olarak nükleer santrallar olduğu fikrini yavaş yavaş kamuoyuna empoze etmeye başladığı görülmektedir.

Türkiye’nin, üretilen tüm elektrik enerjisinin 2004 yılında %39’u, 2005 yılında yaklaşık %45’i doğalgazdan üretilerek, al ya da öde gibi ve gaz tedarikçilerinin tek taraflı inisiyatiflerine bırakılmış doğalgaz sözleşmeleri ve uluslararası tahkim kıskacında, enerjide tamamen dışa bağımlı hale getirildiği ve bu kıskaçtan uzun yıllar kurtulamayacağı anlaşılmaktadır. Norveç gibi dünyanın 4. büyük doğalgaz ihracatçısı bir ülke bile, ürettiği elektrik enerjisinin %99.5 ini HES dan elde ederken, Avrupanın 2. HES potansiyeline sahip Türkiye’nin, ürettiği elektrik enerjisinin %45’ini doğalgazdan üretmesinin hesapsız, bilinçsiz ve kasıtlı enerji politikalarının sonucu olduğu görülmüştür.

(hes: hidro elektrik santral)

raporu tamamı.

aptal[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 03 Haziran 2006 14:46
emsvizyon  |  (0 puan) 22 Mart 2007 01:21

yazıları hiçte okumadım ..en iyisi nükleer başka çözüm yok

sav
zaganet  |  (0 puan) 25 Aralık 2007 20:38

üye olunpillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Beğendiğiniz bir yazıya "tuttum" demek için başlığın yanındaki yıldıza tıklayabilirsiniz.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)
bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

son yorumlar

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

network siteleri

RSS Dosyası
pillikutu