Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 22dakika.org'da: "... ve Terra Nova İptali Görür"

FRANSIZ BELGESEL SİNEMASI

ÖNSÖZ
Fransasız belgesel sinemasını konu alan bu çalışmamızda, ilk olarak sinemanın Fransa da ortaya çıkma sürecini ve bu sürecin akabinde gelişmeye başlayan belgesel sinemayı ele almaya çalıştık. Yine Fransız belgesel sineması ile sinema filmleri arasında keskin bir ayrım olmadığı için Fransız sinemasında gelişen akımların, belgesel filme yansımasını, diğer yandan bu incelemeyi elimizde ki sınırlı kaynaklardan dolayı bu dönemsel durumlardan çok yönetmenler bazında incelemeye çalıştık. İncelememizin son kısmına ise Belgesel Sinemacılar Birliği’nin düzenlediği “1001 Atölye” kapsamında Türk ve Fransız yönetmenlerin, Fransız Kültür Merkezi’nde “Belgesel sinema” üzerine yaptıkları bir söyleşiyi ekledik.

FRANSADA SİNEMANIN DOĞUŞU

Fransa da sinemanın doğuşunda anımsanacak en önemli ad eğer “praxinoscope” ve optik tiyatro deneyleriyle görüntülerin hareketi ve yansıtılmasıyla 1880lerde uğraşan emile Reynaud’yu bir yana koyacak olursak, kuşkusuz lumiere’ler dir. Onların çektiği ve halka gösterdiği kısacık filmler aynı zamanda sinemanın tarihinde başlatıyordu. Çekilen ve gösterilen filmler çok kısa süren bir iki dakikalık belgesellerdi: “ la sortie des usines lumiere/ lumiere fabrikasından çıkış”, le gouter du bebe/ bebeğin maması”, querelle enfantine/ çocuk kavgası”, “la sortie du port /limandan çıkış”, larrivee d’un train en gare/bir trenin gara girişi” gibi…kısa senaryoya dayanan filmler yaptılar.
Lumire’ler yapıntıyla ilgilenmediler, doğayı ve olayları olduğu gibi yansıtmayı tercih ettiler, alıcı yönetmenleri dönemin merak edilen Rusya, Osmanlı Mısır gibi ülkeleri gezip , ilginç görüntüler saptadılar, bunlar gezi ya da haber filmleri türünün böylece ilk örnekleri oldu. Ve bu girişim bunlarla sınırlı kaldı.

FRANSASIZ BELGESEL SİNEMASI

Fransa da Lumierre kardeşlerin çektiği belgesel niteliğinde ki filmlerden sonra, otuzlu yıllarda ortaya çıkmış olan avant-garde akım ağırlığını ikinci dünya savaşı ve sonrasında da sürdürecektir. Luis bunuelin tere sans pain (ekmeksiz toprak,1932) Jean Vigo’nun , zero de conduite (hal ve gidiş sıfır,1933) ve l’atalante(1934) ve Benoit levynin la maternelle(anaya dair1932) filmleri birer belgesel olarak değerlendirilebilir. Ancak savaşla birlikte, işlenen konularda bazı değişiklikler meydana gelmiş ve daha olumlu gerçeklikler gözler önüne serilmeye başlanmıştır.”
“Yine Fransa da ilk ortaya çıkan belgesel filmler gerçekçi gelenekten ürünler vermiştir.gerçekten var olan madde ve doğaya, gerçekçi bir yaklaşım fransada ki avant garde film üreticileri tarafından gelmiştir. Onlar film kamerasının hilelerini bir kenara bırakarak, Parislilerin ve fransanın kırsal yaşantısını görünümlerini sunan çok sayıda kısa film çalışmalarında bulunmuştur. Onlar çocuk masumluğunun ötesinde bir şey yapmadıklarını düşünmektedirler. Zengin ve yoksular arasındaki belirgin karşılaştırmalar ile çağdaş şehir sahnelerinin gözlemlerini bir arada sunmaktadırlar. Çöp kutularının karıştırılması ile makinelerin ritmik hareketlerinin içerdiği görüntüler yer almaktadır. Sanat için sanat anlayışıyla yapılan filmler karşı konmaktadır. Bunlar arasında en iyiler olarak “Marche des Machines, Menilmontant ve Emak Bakia” sayılabilir. Bunlar arasında yalnızca bir kişi, cavalcanti ve bir film, “ rein que les heures”, diğer filmlerden daha üstün olarak gerçek belgesel niteliklere sahiptir.
Dört hafta süren çekimler “şehir yaşantısındaki gün” ele alındığı bu ilk film, Berlin filmini çeken Ruttmann’ın önceli olmuştur. Rein que les heures pariste geçen bir günde, zamanın geçişinin betimlenmesi olarak hatırlanmaktadır. Aynı karakterler, değişik zamanlarda ve değişik görevlerde görünmektedir. Bu şehir yaşantısının ekran üzerinde yaratıcı bir biçimde vurglamının ilk girişimidir.
Modern bir bakış açısında değerlendirildiğinde yapıda bazı hantallıklar olduğu düşünülebilir. Bu durum özellikle kurguda belirgindir. Flaherty’nin yönetimindeki duyumsal pastoral yapısının tersine, bize gerçekliğin yorumlanmasının olanaklarını bize sunmaktadır. İnsan oğlunun uzak adalarda tek bir amaçla doğaya karşı savaşımını yerine insanoğlunun şehrin gürültüsüne karşı yaptığı mücadele anlatılmaktadır. Cavalcanti’nin tam bir toplumsallaştırma gerçekleştirme oluşturma konusunda başarısız olduğu düşünülebilir. Şehrin görüntüsünün ekrana taşınmasında bazı noksanlıkların olduğu söylenebilir. Ancak, Rien que les heures en azından modern deneyimden yararlanmış bir film olarak karşımız çıkmaktadır. Bu bize tanıdık olan etrafımızdaki bildik olguların ortaya konmasıdır.
Gün doğumuyla birlikte şehrin banliyölerindeki uyanışı tanıklık ederiz. Geceyi eğlenerek geçirenler evlerine dönmekte ve işçiler işe gitmek için evlerinden çıkmaktadır. Zihinler ve pencereler yavaş yavaş açılmakta, şehrin yoğun trafiği vurgulanır. Makineler günlük işlevlerini yerine getirmeye başlamışlardır. Gün ortasında yemek yenecektir. Ve sınıfların birbirine olan karşıtlıklarının karışımı ortaya konur. İş yerlerine geri dönülür. Bu arada dışarıda yağmur çiselemeye başlamıştır. Gece olmaktadır. Zengin olsun, yoksul olsun, şehir çalışanlarının büyük bir bölümü eğlence yerlerini doldurmaktadır.
Yine bu türdeki senfonik yapıdaki belgesel yapımlar içinde diğer Fransız grubların yaptığı: Aurenche’nin “pirates du rhone” ve Alexandre’nin betimleyici ve ağır başlı filmi “Une monastere” sayılmalıdır. Lod tarafından, daha basit olarak tasarlanan “La vie d’un Fleuve” ve daha ilgin olan sesin hayalli kullanımın uygulandığı “Le mil” sayılabilir”
“Fransa da uzun metrajlı filmler ile belgesel yapımlar arasında İngiltere de olduğu kadar keskin bir ayrım bulunmamaktadır, bunu temel nedeni, uzun metrajlı filmlerin henüz tam olarak endüstrileşmemiş olması. Diğer yanda bu dönem içinde François Campauxun bir ressamın yaşantısı ve çalışmasını konu alan Matisse(1946) tarım bakanlığının Dimitri Kirsonav’a yaptırdığı sesiz filmler içinde en iyi hatırlanan Menilmontant (1924) ve Mortres Mosisons(1948) gibi filmler hükümet tarafında o dönem desteklenmiştir. Yine 1948 yıllıdan itibaren belgeseller için devletin düzenli olarak para ayırmaya başlaması, bu alanda önemli ürünlerin çıkmasını sağlamıştır. Ancak yinede yapılanlar fazla tatmin edici olmamıştır.
Savaşın hemen bitiminde resmi bir film olan Le journal de la resistance (1945) haber- gerçel yapısında olan bir yapım olarak karşımız çıkmaktadır. Yine bu dönem içinde Painleve Jean Gremillon, Louis Daquin, Pierre Planchar ve diğerleri bu alanda önemli ürünler ortaya koymuştur. Bataille du rail (1946) bu dönem içinde yapılmış başarılı bir yapımdır. Rene Clement tarafında yönetilen bu film, savaş öncesinde belgesel çekimiyle uğraşmış yönetmenin en önemli yapımlarından biridir.” 1947 yılı yapımı Les Maudits (lanetliler) filmi ise bir alman deniz altısından kaçış öyküsünü anlatmaktadır. Clement , her iki örnekte de profesyonel olmayan oyuncuları kullanmış ve bu yöntemle ne denli başarılı olabileceğini göstermiştir. Gremillon un le 6 juin a I’aube (tan vakti 6 haziran 1946) filmi Normandiye istilasını anlatan bir öyküye dayanmaktadır. Öykü şiirsel bir anlatımla kurgulanmıştır. Mercanton un la Revolution de 1848 (1949) filmi de başka bir dönemin ruhunu taşımaktadır. Tony Leenhardt’ın Reconstruction des ponts routiers (köprü yollarının yapımı) filmi köprü yapmında, Camus’un, reconstruction du port du haure filmi ile birlikte yeniden oluşumun daha belirgin görünümleri sunulmaktadır. Andre Gilet’in, Genissiat (1948) filmi Rhone üzerindeki hidro elektrik santralı ele almaktadır. Eli Lotar ve Jacques Prevert tarafından gerçekleştirilen Aubervilliers (1946) filmi ise toplumsal konuları ele alması açısından ilgi çekmektedir. Bu filmde Parisin gece kondu semtlerindeki yaşam, ayrıntılarıyla betimlenmektedir. Ancak herhangi bir sonuca ulaşılmaması, filmin tatmin edici oluşunu önlemektedir. Yannick Bellon un Goemans(1947) filmi ise tamamen farklı bir oluşum üzerine oturtulmuştur. Fransa’nın batı kıyısında küçük bir ada üzerinde deniz yosunu toplayıcılığıyla uğraşan ve köle gibi çalışan insanların yaşadığı dram ele alınmaktadır. Savaştan hemen önce film çekebilmek için resim sanatçılığını bırakan Georges Rouquir ise bundan farklı bir yöntem uygulamaktadır. Le Tonnelier (fıçıcılar 1945) filminde, bir köyde fıçı imalatıyla uğraşan bir kişinin kısa ve hoş çalışması sunulmaktadır. Le Charron ( araba sürücüsü) filminde ise daha şiirsel ve düşündürücü bir hava hakimdir. Farrebique (1947) aynı gelenekten gelmektedir fakat daha sağlam bir yapıya sahiptir. Köy yaşantısının bölgesel çalışması; doğumlar evlilikler ve ölümler, ürün yetiştiriciliği ve hasatlar, bir ailenin varlığı etrafında anlatılmaktadır. Bu, iyi çekilmiş ve güzel görüntülerle donatılmış bir filmdir. Ailenin oyunculuğu basit ve inandırıcıdır. Rouquer, Farrebique den daha sonra Painleve ile birlikte l’qeuvre scientifique de Pasteur (Pastör’ün bilimsel eseri) filmi üzerinde çalışmış ve bunun ardından Farrebique geleneğine uygun “Le sel de la tere” (toprağın tuzu) filmini gerçekleştirmiştir. Painlive ve Dr. Comandon, Jean Dragesco ve diğerleri gibi bilimsel film yapımcıları , Fransız film yapımı konusunda yeni bir film yapımı görünümünü temsil etmektedirler. Lirik yapıda olağanüstü bir kesinliğe sahip olan bu yapı nitelik yapı açısından yüksek bir seviyeye sahiptir. Painleve “L’assansin de l’eau douce” (tatlı suyun katileri,1947) gibi popüler film alanında başarılar elde etmeye başlamıştır. “La vampire “(1945) filminde ise bir vampirin davranışları bilimsel açıdan incelenmektedir.bu yapımda Marnau’nun insan vampirinin anlatıldığı, sesiz bir melodram olan “Nosferatu” (Dracula,1922) filmine benzer sahneler yer almaktadır. Sanat üzerine yapılan filmlerin sayısı da artmaktadır. Bunlar arasında Lucot’un “Rodin” (1942) Jean Lods’un Maillol (1944) sayılabilir. Bunlar I.D.H.E.C okulu tarafından gerçekleştirilmiştir. Aubusson (1946) Campaux’un, Matisse ve hepsinin ötesinde Alain Resnais’in, “Guernica” (1950) filmleri de bu alanın önemli yapımlarıdır. Jean Epstein birleşmiş milletler için, bu kurumu hayal kırıklığına uğratan les feux de la mer (denizin ateşleri,1948) adlı filmi yapmıştır. Bunu tersine olarak Nicole Vedresin uzun metrajlı Paris 1900 (1946-7) filmi, 1914 dönemine kadar Paris yaşantısının bir derlemesini sunmaktadır. Aynı yönetmenin “La vie commensce demain” (hayat yarın başlıyor) filmi ise atom çağının kehanetlerini ve sorunlarını yorumlamak için yapılan bir girişim niteliğindedir. Ancak karmaşık kurgu ve amatör kamera röportajları nedeniyle teknik açıdan başarısız olarak kabul edilmiştir. Özellikle Sartre, Gide, Picasso ve Le Corbusier ile yapılan röportajlarda bu eksiklik göze çarpmaktadır. Alain Gibaud, “Transport Urbains” (1949) filmlerinde fotoğraflı el yazmaları kullanılarak geçmiş çağların ruhu yansıtılmaktadır. Ekonomik koşuların zorluğu Fransa’yı da belgesel film üretimi konusunda etkilemiştir. Film endüstrisinin dışında bağımsız belgeseller üretmek hiçte kolay olmamaktadır. Dağıtım alanlarının sınırlı oluşu, durumu iyice zorlaştırmıştır. Fransız belgesel yapımcıları koşullarının ağırlığı nedeniyle çareyi yurt dışına gitmekle bulmuştur. Cavalcanti bu alanda ki yeteneğini Fransa dışında kullanan yönetmenlerden yalnızca birisidir. Fransız sinema tarihine bakıldığında pek çok yetenekli ve bilgili insanın yurt dışında çalışmayı tercih ettikleri görülür. Ancak savaş dönemi toplumsal ve politik birlik belgesel alanında da önemli ürünlerin ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur.”

Spacer
Spacer
 | 1 yorum var 
 | 24 Aralık 2007 08:51 

Yorumlar

konu olarak neden fransız belgesel sinemasını seçtin. 1930'larda gerçekten de -dünyada- olduğu gibi propaganda aracı olarak kullanılmıştır. 1950'lere kadar bir daha doğamayacaktır. 70'lerden sonra ise "yeni sinema" akımı ile yükselişe gececek ve bir ekol haline gelecektir. Ama meraklısına faydalı bir yazı olmuş.........

Ampouble  |  (0 puan) 24 Aralık 2007 12:30

üye olunpillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Beğendiğiniz bir yazıya "tuttum" demek için başlığın yanındaki yıldıza tıklayabilirsiniz.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)
bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

son yorumlar

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

network siteleri

RSS Dosyası
pillikutu