Aslında namazın böyle bir reklama ihtiyacı yok.
Hiçkimse de, bu reklamı gördükten sonra kalkıp namaza gitmez.
Ama ben kendi senaryomu yazayım...
Farklı yerlerde, farklı şeylerle meşgul farklı insanlar...
Kimi zenci, kimi beyaz, kimi asyalı...
Kimi çalışıyor, kimi eğleniyor, kimi oturmuş düşünüyor...
Yüzlerindeki ifade ise, sıkıntı, keder, umutsuzluk, yalnızlık...
Birden ezan sesi duyuluyor.
Herkes, o an ezan sesinin geldiği yöne dönüyor.
Herkesin yüzündeki ifade, bir yolculuğa çıkan, bir hedefe yönelen
bir şekle bürünüyor. Herkes abdest almaya gidiyor.
Hemen ardından, herkesi alınları yerde, secdedeyken görüyoruz.
Ve secdeden oturuşa giderken görüyoruz aynı yüzleri.
Bu kez, herkesin yüzünde aynı ifade, teslimiyet, güven, huzur...
Bizlere küçükken namaz kılmamız tembihlenirdi.
Sureler ezberletilirdi. İnancımızı sadece biçimsel olarak algıladık.
12-13 yaşlarımda namazı bıraktım. Yanlış olan birşeyler vardı.
Eğer birşey aklıma yatmıyorsa, herşeye rağmen bırakacak kadar inatçıydım.
O anki halimi "öfkeli kominist" olarak adlandırıyordum,
yanlış olan herşeye, herkese, her olaya öfke duyuyordum.
Bu yolda "benden ileride" olan arkadaşlar, aile zoruyla bayram namazına giderken,
ben beş yıl kadar süreyle bayram namazlarına bile gitmedim.
Üstelik, annemin el öptürmeme tehdidine rağmen...
Halbuki o arkadaşlara oranla daha evine-ailesine bağlı biriydim.
Sonra zaman değişti, mekan değişti, koşullar değişti.
İslamın göründüğünden çok farklı olduğunu,
İnsanların göründüğünden çok farklı olduğunu,
Olayların göründüğünden çok farklı olduğunu gördüm.
Eski günlerimi düşünüp, binbir çelişki içindeki hallerime şaşırıyorum şimdi.