Oturup kendi kendine düşünecek çok zamanı oluyor insanın, gereğinden fazla… Sürekli uykumu getiren bir boşluğum var, sert bir duvarla kapalı. Tırnaklarım var işe yaramaz. Güçsüz kollarım, yorgun bir ruh… Kasvetli bir gecede yolunu şaşırmış bir yabancıyım. O kadar sıcak ki, içimde derimi çıkartmayı göze alan aç gözlü bir istek. Belirsiz bir güne uyanan yaşlı bir adam, buruş buruş elleri, acı gülümsemesi ile merhaba diyor içimden. Küçük bir huzur içimi kaplıyor. Sonra mezarını kazıyor biri içimde.”zamanı gelmişti” diyor.”Ama daha zamanı değildi”diyorum. Bekliyorum. Dua ediyor küçük çocuklar ardından. Çiçekleriyle geliyor bahar, tiksiniyorum. Göz gözü görmez bir kargaşa kaplıyor içimi… Yabancı küfrediyor, en çok da kendine. Niye yaptım diyor, bulamıyor cevabını. Aç gözlü istek yerini eyleme bırakıyor. Önce sırtımdan başlıyor. Her darbede sallanan sandalyem gıcırdıyor. O da yavaş yavaş bana ayak uyduruyor Bir öne, bir arkaya, bir öne, bir arkaya, bir öne… Amansız bir çatışma başlıyor. Gölgelerde saklanmış bir av oluyor kalbim. Küçük oklar birer birer gömülüyor.
Canımı acıtan boşluğum
Boşluğumun paslı, yosun tutmuş zincirleri
Kırıp gitmek için elverişli
Bir o kadar bağlı kılıcı olduğun duruma
Yazmak kadar acı
Hissetmek kadar kötü
Paylaşmak kadar gereksiz…
(bilgisayarımda saklıyordum ne zamandır bu şiir-yazı karışımı cümleleri... ben yazmadım. kimin yazdığını da bilmiyorum. doğrusu bilmek de istemiyorum.)
yani yalnız değilsin....
yalnızlığı seçmelisin!