Levye, kürek, tornavida, çekiç, spatula, fırça...
Araçlar, bir işi yapmak veya yapılmasını kolaylaştırmak için
kullanılırlar. Beklentilerimizi yerine getirmek ve ihtiyaçlarımızı
karşılamak için araçlara ihtiyaç duyarız.
Fakat, araç sahibi olmak tek başına yeterli değildir. O aracı
kullanmayı bilmek, amacına uygun bir şekilde kullanmak gereklidir.
Herkes bir anda testere sahibi olabilir, ama marangoz olamaz.
Bu, eğitim, zaman ve kişisel çaba gerektirir.
İslam felsefesinin özündeki gerçek, herşeyin üzerinde gerçek -
mutlak güç ve hüküm sahibi, bir ve tek olan Allah'ın varlığıdır.
O Allah, insanlara seçme ve inanma yeteneğini, iradeyi vermiştir.
İnsan, Allah'ın yolu olan "hak" ile, şeytanın ve nefsin yolu olan
"batıl" arasında seçim yapar.
Bilginin ve gücün gerçek sahibi Allah ise, insan kendi aklıyla
yaratıcının varlığı hakkında hüküm verebilir mi?
Burada normal bir insan ya inanır, ya da reddeder.
İnsanın akıl, mantık, felsefe, pozitif bilimler gibi araçlarla Allah'ın
varlığını sorgulaması mantık dışıdır.
Çünkü bu, Allah'ın sıfatlarına aykırıdır. Böyle bir akıl yürütme, insan
aklının ve gücünün Allah'ı kavramaya yeterli olduğu düşüncesine
dayanır.
Bu, Allah'ın insan karşısında acziyetini, gücünün ve hükmünün
zayıflığına işaret eder...
Ki, böyle bir varlığın "Allah" olarak tanımlanması ise mantık dışıdır.
Sonuç olarak, insanın kendi iradesiyle Allah'ın varlığını reddetmesi
normaldir. Fakat Allah'ın varlığını sorgulaması mantık dışıdır.
Çünkü, insanın böyle bir çıkarımda bulunması, iddiasına konu olan
varlığın kendisinden üstün olmasını reddetmesi anlamına gelir.
Böyle bir varlıktan "Allah" diye bahsedilmesi bizzat kavramın
özüne ters düşer.
İşte o Allah, insanları kendi tercih ettiği yöne sevketmek için elçiler
ve eserler gönderir. Bunlar, peygamberler ve kitaplardır.
Allah'ın, insan hayatını düzenlemeyi amaçlayan emir ve yasaklarının
bütününe "din" denilir.
Din, insanın "Allah'ın rızasını kazanmak" için başvurduğu yoldur.
Din, bu amaca hizmet eden araçtır.
Din anayasa gibidir, kendi başına bir yaptırım gücü yoktur.
İnsan, bu kanunlara uyarak yaşar, yaşamını buna göre düzenler.
Tıpkı, her eline kürek alanın usta olmaması gibi, her din mensubu
insan da "iyi bir birey" olamaz.
Dine inanmak, sadece araca sahip olmayı ifade eder.
Voltmetre ve osiloskop sahibi birisini "elektronik mühendisi" diye niteleyemeyeceğimiz gibi; din mensubu birisini iyi ahlaklı, erdem sahibi biri olarak iddia edemeyiz.
Böyle yanlış bir düşünceye sahip olursak şu olur.
Din mensubu birinin günah işlediğini gördüğümüzde, dinin kutsallığını, semavi niteliğini ve iyi özelliklerini (iyiliğe yönlendirme özelliğini) tartışmaya açmış oluruz.
Bu, sonu gelmeyen birçok tartışmanın basit nedenidir.
Dinin sadece araç olduğunu hatırladığımızda, bu tartşmaların ne kadar anlamsız olduğunu farkederiz.
Bununla birlikte, insanlar, toplumlar ve devletler İslam'ın gereklerini hakkıyla yerine getirdiklerinde refah, huzur ve barış içinde yaşamışlar, diğer topluluklara örnek olmuşlardır.
Ne zaman ki yaşamlarından dini kuralları çıkarmışlar, işte o zaman rezalet ve sefalete sürüklenmeye başlamışlardır.
Onun içindir ki, İslami yaşam biçiminden uzaklaşmış olan müslüman bireyler - toplumlar - devletler, ateist, putperest ve müşrik olanlardan daha pis, rezil ve aciz durumda olagelmiştir.

