
645 yıl sonra Kapitülasyon geri döndü!
Sevgili AKP hükümetini kutlayalım.
Bir dakika! Birisi yıllar önce bunun olabileceğini bize söylememiş miydi: " ... İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır... Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.."
- aptal
- 29 yorum var
- 23 Haziran 2006 16:58
« önceki yazı tangasını satan hatun |
sonraki yazı » adobe ve google el ele |
Yorumlar
şahsen hükümeti desteklemiyorum ama kösteklemiyorum da. 6 ay önce kanun çıkartıldığında hiç kimse kapitülasyonlar sona erdi dememişti. kaldırılınca neden kapitülasyonlar geri geldi deniliyor. kaldı ki dünyanın hemen hiçbir ülkesinde yabanci kökenli yatırımcıya değerli kağıt alım satımında vergi yok. temettülerde var, ancak alım satımda yok. gelişmekte olan bir ülkede böyle kanun çıkartırsan adama gülerler, netekim güldüler de. olay köpürtülüp siyasete meze yapılacak, normaldir ama Atatürk'ün adını bu işe karıştırmak Atatürkçülüğün yıpranmasına sebep olur. son olarak böyle gazete haberleri anasayfaya değilde günlük kısmına girse daha iyi olur.
doğru söylüyorsun her açıdan. "atatürkçülük" de "akp iktidarını eleştirmek" de o kadar üzerinden popülizm yapılan şeyler oldu ki, bence bunlardan bahsetmemek daha doğru bir şey olur.
bu ara moda zaten her konu üzerinden biraz laiklik birazda atatürkçülük serpiştirerek hükümeti eleştirmek.... :)
bir saniye beyler/hanımlar, biraz derin olalım, bırakın lütfen populistmiş öyleymiş böyleymiş demeyi, eldeki konuya odaklanın,
Maliye, piyasalarda yaşanan dalgalanmayı, yabancılara vergi teşviki vererek çözme yolunu seçti. Dün şaşırtan bir kararla tüm yatırımcılara yüzde 15 olan stopaj Türkler için yüzde 10'a indirildi, yabancılara ise sıfırlandı.
Bu ne demek? Yabancı yatırımcı bu ülkede neden yatırım yapar? kara kaşı kara gözü için mi? Böyle olmadığını hepimiz biliyoruz... O zaman yabancı yatırımcıya teşvik diye sunulan her şeyin, bu ülkeyi parça parça satmak olduğunu da hesap edebiliyoruz demektir.
ne zaman pazar olmanın iyi bir şey olmadığını öğrenecek insanlar?
Ne zor şey başkasının icad ettiği oyunda oynamak değil mi?...
alakaya cay demlemek tadında oldu bu haber...yabancı yatırımcıyı çekebilmek için bazı vergi avantajları yıllardır mevcut zaten...Yıllardır Türkiye' ye yatırım yapmak isteyen (fabrika vs...)her kuruluş belli bir süre vergi indiriminden yararlanabiliyor. Hafızamızı tazelemek gerekirse (gerçi Türkiye' de kimse yakın tarihi sevmez ama). Cumhurbaşkanı Sn. Demirel döneminde Ford' a fabrika kurmak için Kocaeli' de orman arazisinin bedelsiz olarak tahsis edilmesi polemik konusu olmuştu; hatta Cumhurbaşkanımız "Gerekirse Çankaya Köşk' ünün bahçesini veririm" (gerçi köşkün bahçesinin tahsisi biraz zor olurdu malum tapu işlemleri vs:)) demişti. O yıllarda kimse çıkıp kapütülasyonlardan bahsetmemişti. Şu an Ford ürettiği araçları dünyaya ihraç edip ihracat rekorları kırıyor (bilmem hatırlatmama gerek var mı mayıs ayında Türkiye tarihinde ilk defa otomotiv ihracatı tekstil ihracatının önüne geçti).
Meraklsına not: Bu mantıgın izdüşümünü aşağıdaki konularda da görebilirsiniz
1)Annan planı öncesi "Kıbrısı sattınız" nidaları (Ben hala devir teslim işlemi görmedim...en son KKTC başbabakanını Almanya dünya kupası açılışlarına çağırmış, İngiltere KKTC başbakanı ile resmi temasta bulunmustu bu daveti ve teması 10 sene önce söyleseydiniz insanlar ağızlarını bırakıp başka organlarıyla gülerlerdi.
2)Yabancılar mülk satınalma yoluyla Türkiye' yi ele geçirecekler iddiası Bu mantıga göre Almanya' nın bir kısmına istediğimiz an sahip olabiliriz bilmem Sadece Hamburg' daki 2500 civarındaki restoranın 1/3' ü Türkler' e aittir ev ve arazilerden bahsetmeye gerek bile yok...dünyada bu şekilde işgal edilip parçalanan ülke var mı? (tamam kabul bu soru zor oldu ne de olsa biz Türkler tarihi özellikle yakın olanını sevmeyiz)
3) Gümrük birliğine girdiğimiz yıllarda ( bak bu da yakın tarih oldu tüh) otomotiv sanayinin rekabet edemeyip batacağından söz ediliyordu şu an otomotiv sanayinin durumu ortada
4) Daha da geriye gidersek
70 lerde zenginlerin arabaları geçecek diye boğaz köprüsü inşaatlarına karşı çıkılmıştı
60 larda ilk Türk otomobiline benzin konması unutulduğu için zamanının darbe uzantısı olan yönetimi tarafından proje rafa kaldırılmıştı zaten o yıllarda biribrimizi kesip ilerde ülke yönetiminde söz sahibi olacak parlak beyinleri hapiste işkenceden geçirip "Guguk Kuşu" filmindeki Jack NICHOLSON gibi lobotomiye maruz kalmış bir halde salata haline getirip (bu salata operasyonu 70 lerde ve 80 lerde de tekrar edilmişti ta ki memlekette aklı başında adam kalmayana kadar) iktidarı beceriksiz kadrolara bırakıyorduk ne gerek vardı otomobile dimi?(Devrim otomobili hala çalışıyor biliyor musuznuz?)
50 lerde Vatan ve Millet caddeleri için bu kadar geniş yola ne gerek var uçak mı inecek denmişti
1915 lerde Skoda İstanbulda otomotiv üretim fabrikası kurmak için arazi alıp inşaat başlatmıştı fakat hammallar işsiz kalacaz diye inşaatı yakmışlardı (Türkiye 1910 larda bir otomobil fabrikasına sahip olsaydı şu an az dünya çapında 3 otomobil markamız olurdu),
matbaa çağa ayak uyduramayan kafalar yüzünden ülkeye 200 yıl geç girmişti bilmem şimdi neden bu kadar az gazete, kitap, dergi okuduğumuzun sebebini anlayabildiniz mi?
Ufff ben yoruldum saymaktan biz Türklerin genlerinde var galiba bu statükoyu muhafaza edip, değişimden korkup, her olayda Atatürk' ü kalkan olarka kullanmak.
hmm, sayın ordoabchao...
kimsenin değişimden korktuğunu sanmıyorum, konu, memlekette sanayinin gelişmesini istememek değil, bu sanayiyi kimin geliştirdiği, bundan kimin fayda sağladığı, birileri fayda sağlarken kimin kıç çatalından ter damladığı.
açık olayım mı?
yabancı sermaye/yatırımcı = fayda sağlayan
yerli emek = kıçından ter damlayan / sömürülen / yoksullaşan (umarım sadece fiziksel emekten bahsettiğimi düşünmüyordur kimse...)
batan = memleket
devletçilik diye bir kavram vardı... içini oyup, başka malzeme koydular, insanları şaşırttılar... öcü yaptılar onu...
pardon da kıçımıza giren zaten o otomotiv endüstrisi dediğimiz şey değil mi? açtılar o kadar yolu fabrikayı da ne oldu? osmanlı döneminde atlarla sarıyerden atıyorum taksime kadar gelen birisi şimdi de aşağı yukarı aynı vakitte ulaşıyor. bu mu teknolojik gelişme. terörden daha fazla can aldı trafik bu ülkede ama toplu ulaşım ve demiryolu denildiğinde onlar komünist işidir diye sırt dönmedi mi zenginleri seven çankaya şişmanları? hala saf saf otomotiv diyorsunuz. ne kadar otomobil, o kadar trafik, çevre kirliliği, petrol tüketimi ve buna bağlı olarak dışa bağımlılık demek.
gelelim kapütülasyon mevzusuna. yine hükümet iş başına geldiğinden beri ekonominin aslında iyiye gitmediğini, mal mülk satışından gelecek sıcak parayla kalkınmanın olmayacağı defalarca yazıldı. pardon da hükümet geldiğinden beri yeni yatırımlara mı yelken açtı, dev sanayi hamleleri mi yaptı? tek yaptığı bugüne kadar bu ülke adına övünülecek kuruluşları üstelik şaibeli şekillerde yabancı sermayeye peşkeş çekti be bunun adına da ekonomik istikrar dedi.
hadi bakalım bir dahaki sıcak parayı çektiklerinde ne taviz verecek ya da nelerini satacaklar görelim!
hala saf saf otomotiv diyorsunuz. ne kadar otomobil, o kadar trafik, çevre kirliliği, petrol tüketimi ve buna bağlı olarak dışa bağımlılık demek.bi dakka bi dakka ne yani bu mantıkla şimdi bu satırları yazarken kullandığımız bilgisayar ithal olarak ülkeye geliyor dolayısı ile bu bilgisayarı satın almak için dışarıya döviz ödüyoruz, içinde kullandığımız programa para ödüyoruz, zaten bu bilgisayarlar elektrik kullanımını arttırıyor elektrik üretmek için dışarıdan doğalgaz alıyoruz, dolayısı ile ne kadar cok bilgisayar kullanırsak o kadar dışa bağımlı oluyoruz zaten gençlerin çogu bilgisayarı porno sitelere girmek, oyun oynamak için kullanmıyor mu? ne kötü olmuş bu bilgisayarın ülkemize girmesi yaaa keşke hiç girmeseydi dışa bağımlılığımızı arttırmış durduk yerde tüh tüh...hala saf saf bilgisayar diyorsunuz. ne kadar bilgisayar, o kadar ithalat, yurtdışına para çıkması ve buna bağlı olarak dışa bağımlılık demek. sözler tanıdık geldi mi?eminim matbaa ülkeye girerken de aynı sözler sarfedilmiştir...şimdi kim saf saf konuşmuş oluyor??? (uff yazarken bile kendimden utandım yaa yazması bile kötü)
(hoş bu elektrik - doğalgaz çarpık ilişkisi de değişimi reddeden bir takım gerizakılılar yüzünden oluyor hala nükleer enerjiye tamamen karşı olup rüzgardan elektrik üretmeyi tavsiye edenler var yarın iran atom bombası yapıp tehdit oluşturunca mollalar geliyor diye bagırmaya baslarız rasyonel bir kafa hem nükleer enerjinin hem de rüzgar enerjisinin kullanılması gerektiğini söylemeli yeter ki kullanım amaçları doğru olsun)
Çankayanın şişmanları toplu taşımaya komunist işi deyip hayatlarının hatasını yaptılar diye otomotivden mi vazgecelim bu nasıl bir mantıktır anlamadım at arabası falan deniyor ya??? otomotomobil de yaparsınız, tren yolu da yaparsınız, metro da yaparsınız. Sırf otomobil ile paralel olarak tren yolu veya metro ( bir kaç sene içinde maslak-pendik arası raylı sistemin tamamlanacak oldugunu hepimiz biliyoruz..gönül isterdi ki kısır tartışmalar yerine keşke raylı sistem 30 sene önce yapılsaydı gerçi o zaman anlattığım gibi birbirimizi kesiyorduk)
Bu arada otomotiv sanayisinden kaç aile ekmek yiyor farkında mıyız? Tabi canım yol yok tren yok diye otomobil de olmasın dimi ne gerek var hem otomobil alınca benzin de almak gerekiyor..kapatalım fabrikaları cevre kirliliği de azalır...otomotivden ekmek yiyenler de köylerine dönüp kendileri ekip kendileri yerler dışa bağımlılığımız da azalır böylece...sen ben bizim oğlan ekip biçip yeriz....
dedim ya türklerin genlerinde var bu statüko olayı bu konuyu kendi adıma burada kapatıp tekrar yazı yazmamaya karar verdim tartışma değişik yönlere sapmaya başladı büyük beyinlerin tartışması gerektiği gibi sistemleri tartışacağımız yere küçük beyinler gibi kişiler tartışmak zorunda bırakılıyoruz.
sevgiler
Ortada çok net olan bir durum var: hükümet önlem almak zorunda kaldı. Demek ki önceden öngörülemedi. Peki koca bir devlet mekanizması neden ileriyi göremedi? Bunun sorumlusu cumhuriyetlerde -benim bildiğim kadarı ile, ki dünyanın büyük çoğunluğuda böyle düşünüyor- hükümettir.
Peki sorumluluk alan var mı hükümet kademesinden?
Sadece bu hükümet sorumlu olmamakla birlikte, son yirmi yılda ekonomimizin sorunu yapısal deyip dururuz. Yani devlet vergi toplayamaz.
Evimizi düşük bedelden gösteririz, devlet kamulaştırmaya gelince de: "Koca devlet malımı üç otuz paraya elimden aldı!" deriz. Fiş istemezsem kaça olur diyen bizler, devletin hali ne böyle deriz.
Suçlu kim? Bu memleket Nasreddin Hoca fıkrası tam anlamıyla, herkes haklı.
Suçludan vaz geçtim, aramıyorum, ama sorumlu, idarenin kendisi olmalıdır. Hükümettir. Tarzlarını hiç sevmiyorum, seviyorum; mesele bu değil.
Bir tanecik oyum var, oyumun benimki ile aynı değerde olmasından üzüntü duyduğum çok fazla insan tanıyorum, ve fakat sorumluluk alabilen insanları o kademelerde görmek istiyorum, bütün isteğim bu.
PS. Devleti seviyorum, onu biz oluşturuyoruz; bütün hükümetlere muhalifim, çünkü onlar politikacılar.
ülke meselelerini moda olarak gören, yabancı gelsin bizi kurtarsın, yabancı gelsin bana iş versin, yabancı gelsin devletime para kazandırsın diyen gençler ışık hızıyla dalmışlar yazıya. tabiki onları bukadar içi boş ve cahil bıraktığımız için bu davranışları normal. bu yazı uzarsa bunların benzerlerini çok göreceğiz.
bu habere gelince; hiç yenilir yutulur yanı yok. öyle "6 ay önce kanun çıkartıldığında hiç kimse kapitülasyonlar sona erdi dememişti. " gibi gerzek yaklaşımları kaldırabilecek gibi birşey de değil.
çok da detaylı yazmak istemiyorum ama bilindiği gibi son yıllarda gibi ülke ekonomisi üreterek kazanmak yerine yabancıların sıcak parası üzerine oturtuldu. işte bu olay bu açıdan çok can alıcıdır ve bir başlangıçtır. bu ülkenin ekonomisinin ne kadar dışa bağımlı hale geldiğinin göstergesidir. yabancı parasını biraz oynatınca ekonomi yerinden oynamış ve bizimkiler koşa koşa onları kandırmak için tavizler vermeye başlamışlardır. bundan sonra yabancı "bak paramı çekerim, ekonomin altüst olur" diye bizden her türlü tavizi alacaktır. yaklaşan kaos ortamında bu tavizlerin sadece para odaklı olmayacağınıda tahmin etmek güç değildir.
işin en ilginç yanı atatürk'den aldığım bir referansın (ki gençliğe hitabedir bu) bazı insanları rahatsız etmiş olması. bunu anlamak çok güç. dikkat edilirse aralarında yazıyı okumayıp direk atatürk'e atlayanlar var. halbuki kendisinin ismi bile geçmedi, sadece hitabesinden bir alıntı yaptım.
edit: ah yazdıktan sonra chudo'nun yazısını gördüm ve her ne kadar benzeri şeyler yazmış olmak beni tekrar etmiş durumuna düşürse de sevindim. chudo, öpüyorum gözlerinden.
hadi canım sende, bu ülkede hükümet mi var?
otelleri yumurta satmak için tehdit eden birileri aklıma geldi, kel ve fodul, hadi canım hadi canım, propagandayı desteklemiyorum ama yapmadan da duramam.
"dedim ya türklerin genlerinde var bu statüko olayı bu konuyu kendi adıma burada kapatıp tekrar yazı yazmamaya karar verdim tartışma değişik yönlere sapmaya başladı "
ordoabchao, çok isabetli bir karar. çünkü zaten kurduğun o prüzsüz düz mantıkla konuyla alakasız ufuklara yelken açmışsın.
ağzını ve klavyesini kirletmeden, güzelce fikirler yazılsa daha iyi olabilir ama bu herhalde boş bir temenni. ilk akla gelen hakaret kelimeleri oluyorsa yapacak ve yazacak bir şey yok demektir.
bi dakka bi dakka ne yani bu mantıkla şimdi bu satırları yazarken kullandığımız bilgisayar ithal olarak ülkeye geliyor dolayısı ile bu bilgisayarı satın almak için dışarıya döviz ödüyoruz, içinde kullandığımız programa para ödüyoruz, zaten bu bilgisayarlar elektrik kullanımını arttırıyor elektrik üretmek için dışarıdan doğalgaz alıyoruz, dolayısı ile ne kadar cok bilgisayar kullanırsak o kadar dışa bağımlı oluyoruz zaten gençlerin çogu bilgisayarı porno sitelere girmek, oyun oynamak
devamını kopyalamadım canım benim. tek kelime söyleyeceğim rasyonalite. yaşadığımız bize gelişme olarak söyledikleri şeyleri akıl dışı buluyorum. akıl dışı bulmakla kalmıyor ülke çıkarlarına da aykırı olduğunu söylüyorum.
ha sen bundan bilgisayar kullanmayalım, otomobile binmeyelim dediğimi anlıyorsan daha fazla açıklama da yapma olur mu?
konu milyon çeşit yöne dağılabilir, dağıtmadan daha basit bir örnek vereyim. maslak-levent tarafına habire gökdelenler dikiliyor. şimdi senin gibi bazıları aaa ne güzel newyorka benziyoruz diye sevinebilir ancak bu iş gökdelen dikmekle bitmiyor güzel kardeşim. o bölgenin altyapısını, ulaşımını berbarinde çözmezsen, 10 dakikalık yolu 2 saatte gider ama olsun gökdelenlerimiz var diye çok avutursun kendini. yani yüksek binalarımız olmasın demiyorum.
gelişme nasıl olur? eğitim, işsizlik, sağlık, ulaşım, barınma sorunlarını çözmekle olur. bu da öncelikle iyi bir ekonomiyle mümkündür. peki verdiğin 1950, 1960, 70, 80 ya da aldığın herhangi bir yakın tarihte bu sorunlardan herhangi birisinin çözümü için elle tutulur bir sonucun var mı? herhangi birisini çözebilmişler mi?
hükümet iktidar olduğundan beri ekonomi iyiye gidiyor havası vardı. öyleydi çünkü yıllarca bu ülkenin alnın terini tek kelimeyle peşkeş geldi. buradan giren paraya bakıp herşey yolunda dedi. yani sorun çözmeye yönelik tek çivi çakmadıklar, sadece günü kurtarmaya baktılar. ve şimdi yine günü kurtarmak için, giren sıcak parayı geri çeken mutlu azınlığa tavizler veriyorlar. peki nereye kadar?
sadece bir soru soracağım. şimdi devletin ya da özel bir şirketin sıfırdan bir türk telekom, bir tekel, bir tüpraş, bir petkim kurması kaç yıl alır? ya da bu hükümet bunların yanına bir başka isim ekleyebilir mi?
neyse fazla uzatmak istemiyorum. hele bunlardan bilgisayar kullanmayalım, otomobile binmeyelim gibi anlamlar çıkarmanı hiç istemiyorum...
efendim,
gelişmek/ilerlemek kaçınılmaz. fakat, iyi anlamlandırmak lazım.
otomobile de bineceğiz, ama her 3 senede bir otomobil değiştirmeyelim, gidip de 120 beygir bilmemkaç motor araba almayalaım, kendimize yeten ve az yakanını kullanalım, çok lüzumlu değilse kullanmayalım, toplu taşıma sistemlerimizi kullanalım/geliştirelim. sadece petrol/otomobil değil, her türlü tüketim "alışkanlıklarımızı" kendimiz belirleyelim, birileri bizim yerimize ne kullanacağımıza karar vermesin, hatta tüketim "alışkanlık" olmasın.
enerji tüketmek zorundayız, hayat zaten bir enerji ve madde döngüsüdür. ama gelişmişlik seviyemizi de (bunu dayatıyorlar) ne kadar enerji tükettiğimize bağlamayalım. nükleer enerjiyi sadece "bir başka" enerji elde etme yöntemi olarak görmek bence yüzeyselliktir. (hiç bir enerji elde etme yöntemi masum değildir bu arada, ama riskler ve fayda/zarar dengesi iyi düşünülmeli, balıklama atlanmamalı).
ülkemizi peşkeş çektirmeyelim, kimsenin oyuncağı olmayalım...
zor mu? elbette zor, hele bu saatten sonra. imkansız mı? sanmıyorum. imkansız olsa bile denemek, sesini duyurmak zorunda insan diye düşünüyorum.
bir tane dünya var, bir tane türkiye var. değerini bilmek lazım.
moda deyince aklıma geldi muhteremler.
kaba bir hesap yapalım, bu ülkede 85 Milyon kişi var ve bizzat abdüllatif Şener'in açıklamasına ve devlet verilerine göre 19 milyon işsiz var ki gizli işsizlere ve evhanımlarına ve milyonlarca özürlüye değinilmemiş. moda diyorduk değil mi, bu toplum manipülasyonu hadisesini azıtan bu çevreler ve bazı tarikat odakları her zaman bu ülkeye ihanet etmiş olan basın ile birlikte hırsızları savunmak için canla başla çalışmaktalar işte bu moda mıdır bilemem heralde 20 milyonu aşkın işsize göre bu moda değil olsa olsa densizliktir. bu çevreler 10 kaplan gücündedir atmaya tutmaya gelince, her yere üye olur saçmalıklarını pişkince savunur hem müslüman olduklarını hem de Irak savaşına asker yollamayı onaylayan ve büyük çoğunluğu bu yönde oykullanan, yönetimi Irak savaşı senaryosunu cesaretlendirmiş olan bir partiyi savunurlar.
bu kişiler maaşlı ve paralı internet tetikçileridir. Silahlı Kuvvetlerimiz hakkında iyi niyet beslemezler ama amerikan ordusu ile aynı kaptan yerler. ilk körfez savaşında genelkurmay başkanı şavaşa girmemek için istifa etmiştir ama Türkiyenin çocuklarını ölüme yollamaya kalkan özallar liberaldir güya. saçmalamanın da bir sınırı var ayrıca hesap sorulmaz sanılmasın bu dezenformasyonda yer alan yurt içi veya dışında ki herkes gayet net bilinmektedir, sonuçlarına katlanacaklardır. bu kadar yırtınmanıza gerek yok kimin ne olduğu biliniyor gereken her kurum herşeyin farkında.
moda deyince üç beş sözde gazete ve sapık oluşum bu kendinden bihaber şevkle ülkeye saldırmaktadır. 20 milyon işsiz, paraları dolandırılan temiz inançlı müslümanlar, kefen paraları çocuklarının geleceği yok olan nineler, anneler bu moda ile ilgili değiller anlaşılan onlara bir sorun bakalım moda neymiş şu aralar.
yazıdan çok yorum olmuş okumaya üşendim valla. aslında bu karar ekonomik bir karardır. kapitülasyon biraz saçma bir tabir olmuş dünyanın her yerinde bu böyledir. zaten yabancılar kendi ülkelerinde bu kazançlarından dolayı vergiye tabi. bir de siz türkiyede vergiye tabi tutarsanız iki kere vergi vermiş olurlar. bununda sakıncaları malum tabi. tabi gazeteler milleti gazlama konusunda çok başarılılar.
yazıdan çok yorum olmuş okumaya üşendim valla.
keşke yazmaya da üşenseydin... adam okumamış ama baksanıza dünyanın her yeriniz gezip görmüş, üstüne ekonomi politiği yalayıp yutmuş buraya da kusuyor daha ne yapsın!
niye okusun ki? ihtiyacı yok, o doğduğu andan itibaren herşeyi biliyor zaten.
diesel, adidas, kel kafa, televole, oyeah..
Küreselleşme bunun adı. Marx amca bunu 150 yil once demiş. Sermaye akacak mecra bulamaz, tüm dünyayı egemenliği altina alacak, herkes proleterlesecek filan..
Ulusal sermaye, ulusal bayrak, marş vs vb. bunlarin kiymeti harbiyesi boyle boyle gidecek bitecek..
AKP de iste ya boyle eline tutusturulan repligi iyi oynayacak ya da "our boys" darb edecek. Yerine havalı deniz gelecek ..
Kuresellesen dunyamizda parlemento çadır tiyatrosu, amerikan borsasinin yurutme organı, partiler sanli ordularda maalesef pentagondan sevk ve idare edilen age of empires minvalli bir simulasyon oluyorlar.
Memleketimiz isnanida İki cami arasında bi namaz kalıyor...
yalçın küçük hoca'yı bir kere daha sevgi ve minnetle anıyorum.
kapitülasyonlar olsun ki ; diyalektik bütün kurallarıyla gereğini yerine getirsin.hem biz enteresan bir milletiz , yumurta kapıya gelene kadar bekleriz. yeterince bekledik diye düşünüyorum.
ha bide kapitulasyonlara osmanlilar "ahidname" demisler, gunumuz turkcesiyle antlasma yani..
son 50 senelik antlasmalara bakarsaniz kapitulasyonlarin hic biyere gitmedigini net olarak goruruz...
uzun linki okumak istemeyenler icin ben kendimden 1-2 sey soyleyeyim. secimlerden galip ayrildiktan sonra, %3750 olan enflasyonu %3'e indirmistir. yeralti kaynaklarini(yerli sermaye) ile daha da buyutmustur(yeni petrol kuyulari vesaire). kitadaki ulkeler arasinda baris saglamak icin onemli adimlar atmis ve basarili olmustur.
sonuc: darbe ile indirilmis, amerikan baskani ve cia'nin destekledigi kisi basa gelmistir. halk 3 gun icinde uyanmistir(ki bunun sebebi, chavez'in kizinin babasinin istifa etmedigini tv'de aglayarak anlatmasidir).
ornekleri siralayabiliriz. mesela malta. yaklasik 5'er senelik periyotlarda, borsasi calkalanir, ulke fakirlestirilir yabanci sermaye ile. tasari yenilediler ve yabanci sermayenin belirli bir yil ulke icerisinde kalma sartini getirdiler. oyle kafasina gore oynayamiyorlar parayla.
kendimizden pay bicelim. 98'den bu yana 8 yil. 1 gecelik olayla %240 fakirledik. simdi, %40.
cok iyi hatirliyorum o yillari. 100-1400trilyon sermaye ile calisan bankalar, 150trilyon net kar acikladilar. ortak olan olaylar, soros denilen sahsiyetin ulkelerde deprem olmadan 6 ay once gorulmesi, depremden sonra yine geri gelmesi.
agirima giden sey ise bakanlarin bu adamin pesinden panellere katilmasi ne oldugunu bildikleri halde.(gecen gun okudugum ekonomist gungor uras yazisi)
soros'un en onemli ozelligi, amerika, imf ve dunya bankasini kotulemesi ancak amerikan baskani, cia baskani ile diledigi an konusabilmesidir. imf ve dunya bankasinin fahri baskani sayilir. kemal dervis'in kankasidir.
su bizi mahveden kriz zamanlarina donelim mi? krizden 6 ay once. fikret unlu beyefendinin kizi zeynap ya da fatma unlu hanimefendi, dsp'ye giriyor. krizden sonra yerinde baskilarla kemal dervis'i oneriyor. transfer ediyoruz bizde kendisini abd'lerden. sonrasi ise bildigimiz seyler.
kuleler meselesine ise hem katiliyor, hem katilmiyorum. mevki baska bir yer secilebilirdi, yapilmayabilinirdi, istihdam yok, kuleler cok. bununla birlikte, daginik ofisleri yine biraraya toplayacak plaza niteligi de tasiyor. hani herkes istedigi yere cekebilir.
ama derdimiz bu yapilar falan degilde, daha iktisadi olmali. bunlari tartisabilecek duzeyde egitimini alan, egitimini almis insanlarin kafa yormalari gerekiyor. bu sebeple, tvlerdeki oturumlarin eksikliginide hissediyoruz. 3-4 sene once dogru durust oturumlar yoktu. gerci hic olmadi. trt-int harici kanalimiz olmadigindan bilemiyorum ama olmadigini tahmin ediyorum.
buna paralel olarak "kapitulasyon geri dondu" basligi "cuk" oturmus basit olarak. icerik olarak ise memleket adina cok buyuk bir eksi puan daha. yikima adim adim yaklasiliyor ki, hic hos degil. stopaj'i kendi yatirimcin icin kaldiracaksin. parasini ulke ulke gezdiren manupulator bankerler icin ne diye stopaj sifirliyorsun?
bu arada gun itirabiyle link budur.
evet gelelim benim yorumuma. Benim yorumum kisa olacak, ekonomi okumus biri olarak:) bu ulkede liberalizm var mi, var. Liberalizmin temelini teorisini kim buldu,buyrun bakalim
Enflasyon, deflasyon, devaulasyon. Bunlarin hepsi ingilizce isimler farkina varmadiniz mi?
Simdi kalkip, devlet rejimi kopya edilmis bir sistemde devletcilikle kendimizi koruyalim derseniz bu sistem yurumez. Yalniz bu sistemde degil, her devlet sisteminde uyguladiginiz sistem pratikte, teoriye uymazsa bir yerde tokezler ve sistem dagilir. Komunust sistemin dunyada yurumemesinin tek nedeni de budur. Sistemi getirirken ulkene, ulke kosullarini iyi degerlendirmen gerekir. Yani bir sistemi alip kendine adapta edemezsin. Her alanda geri kalmamizin, herseyi cok sonradan kopya ederek gelismeye calismamizin temel nedeni maalesef bence budur.
Yorum pek kisa olmadi ama:)
her ne kadar devülasyon olarak anılmasa dahi son bir ay içinde yaşanan kurlardaki radikal artış eğilimi, Türkiye'ye doğrudan yatırım yapmış yabancı girişimcilerin sermayelerini USD bazında %25 oranında erimesine neden olmuştur. kambiyo mevzuatı gereği doğrudan yabancı yatırım yapan yabancılar, sermayesini YTL'ye çevirmek zorunda. son 3 yılda 20 Milyar USD'lik sermaye girişi ile doğrudan yabancı yatırım yapılmış ise bu sermaye bugün 15 Milyar USD'ye düşmüştür ki bu yatırımcılar bu kayıba karşılık hükümetten net olarak bazı destekler istemiş olabilir. ama unutulmamalı ki aynı erozyona Türk yatırımcı da maruz kalmaktadır. belki sermaye yolu ile değil ama girdi maliyetleri ile bu sıkıntıyı yaşamaktadır.
Rodrik'in bir kitabı vardır, gelişmekte olan ülkelerdeki yabancı doğrudan yatırımlar ile gelişme araşrısındaki ilişkiyi inceleyen. yaptığı araştırmaya göre 30 küsür ülke içinde yabancı doğrudan yatırım ile ekonomik gelişme arasında olumlu bir ilişki olduğunu kanıtlayacak herhangi bir bulguya rastlanamamıştır. sadece iki ülkede görülmüş biri mauritius'tu diğerini ise hatırlamıyorum.
National Institute of Economic'in 2000 yılında yaptığı bir araştırmaya göre gelişmekte olan ülkelere yapılan yabancı doğrudan yatırım ile yerel işsizlik oranları değişimi arasında anlamlı bir ilişki gözlenememiştir. ayrıca kalifiye olmayan işçilerin ücret düzylerinde de anlamlı bir değişim gözlenemediğini söylemektedir.
Rodrik maurititus'ta yabancı doğrudan yatırım ile gelişme arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ama ülkenin ihracat ile değil iç tüketim ile büyüdüğüne dikkat çekmektedir.
bu, şunu gösteriyor arkadaşlar:
1- yabancı doğrudan yatırımlar ile yerel yatırımlar arasında eknomik gelişme açısından anlamlı bir ayrım yoktur.
2- kalifiye olmayan işçilerin(Türkiye emek piyasasının belki %95'i) ücretlerin düzeylerinin yükselmesi ile yabancı doğrudan yatırım arasında anlamlı bir ilişki olduğuna dair bir bulgu yoktur.
3-İşsizlik oranının azalması ile yabancı doğrudan yatırım arasında anlamlı bir ilişki yoktur.
4-İhracat yoluyla büyüme ile yabancı doğrudan yatırım arasında anlamlı bir ilişki yoktur. hatta yabancı doğrudan yatırımlar yerel tüketimi artırma potansiyeline sahiptir.
5-Türkiye'de yabancı doğrudan yatırımların çoğu satın alma ile yapılmıştır. yani yeni kapasite kurulumu yada iş sahası açma düzeyi çok düşük düzeydedir.
6-Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda yabancı doğrudan yatırımların geliri yerel piyasaların dışına, ana ülkeye yada para piyasalarına yönelmektedir.
Tabi buradan yabancı doğrudan yatırımlar faydasız gibi sonuç çıkarmak da doğru değil. ancak yukarıda sıralanan maddeler yabancı yatırımların faydasına yönelik içe dönük propaganda malzemelerinin ne kadar temelsiz olduğunu gösteriyor. Yabancı doğrudan yatırımdan kazanç sağlayan yerel paydaşlar çok sınırlı bir kesimdir ki zaten onlar da refah düzeyi yüksek kesimlerdir. (kalifiye işçi, tecrübeli yerel ortak, vergi bedeniyle belki devlet ama kaşık ile alıp kepçe ile verdikleri dikkate alınırsa bunun pek doğru olmadığı anlaşılabilir.)
sözün özü, yerel yatırımcı ile yabancı yatırımcı arasında ekonomik gelişme ve ücret düzeyleri açısından hiçbir fark bulunamamıştır. en az yabancı yatırımcı kadar yerel yatırımcı da desteği hak etmektedir. hatta rasyonel kriterler açısından yerel yatırımcıya yapılacak 1000 YTL'lik yatırım ile yabancıya yapılacak 1000 YTL'lik yatırım arasında bir fark yoktur. ama siyasal ve özel kriter açısından çok büyük farklar varıdr. savaş ve sıkı yönetim hallerinde yabancı doğrudan yatırımların durumu, yerel otorite ile ilişkileri konularına tam bir hukuki karmaşa hakimdir. Bunu izah etmek uzun sürer ama MAI diye bir anlaşma var ki evlere şenlik.
heh. dünyanın heryerini gezip görmedim ama iktisat son sınıftayım, uluslar arası iktisat dersi aldım. bu arada hepsini okudum ama sanki bu yazı ekonomik değilde politik bir habere dönmüş. Ben ekonomiden anlarım (son sınıfta olduğuma göre ve sınavlarıda geçtiğime göre) ama doğrudur sizin kadar politikadan anlamam. herşeyi biliyorum gibi bir iddiamda yok. Sadece iktisat da okuduğum için kısada olsa yorum yazayım dedim. iyi yazmalayalım bundan sonra. O kadar sizi rahatsız ediyorsa. Bu arada başka sorusu olanda özel mesaj atsın. ne bilip bilmediğimi kendisine ayrıntılı olarak izah ederim.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.
İlgili Yazılar
Bu Yazıyı Tutanlar
Beğendiğiniz bir yazıya "tuttum" demek için başlığın yanındaki yıldıza tıklayabilirsiniz.

