faydası yok...sadece bir zamanlar olduğum adamın yankısıyım...sadece bir inancım...kendimi tekrardan ibaret günlerle süslüyorum nefes alışlarımı...yarattığım suni günbatışlarında soluyorum mutluluk olduğunu zannettiğim tek kişilik tragedyalarımı...buhran demek istiyorum adına ama yetmiyor..sonra ölüm koyuyorum adını...o da bana ağır geliyor bu sefer..kendi içimde çelişkiye düşüyor ve susup kalıyorum...gün hala batıyor..ben hala gülümsüyorum..ufku aşıyor güneş ve gözlerime bir martının süzülüşü takılıyor...ne bulur ki yazarlar martıda bilmem...iğrenç sesi olan ve çöplükten beslenen bir kuştan nasıl ilham alır ki bir insan? anlamaya çalışıyorum...nasıl olur da binlerce eserde kendinden bahsettirir böylesine aptal bir kuş anlamıyorum...devam ediyor martı süzülmeye..sabit duruyor kanatları...bir tek tüyü bile kıpırdamıyor...ama süzülüyor ve uçuyor...sanki göğün efendisiymiş gibi salınıyor mavi boşluğun içinde...kendime dönüyor namlularım daha sonra...içinde oturduğum kendi mavi boşluğuma bakınıyorum...o uçuyor...kımıldamasada uçuyor...ben duruyorum...yazarlar ve şairler martıları neden sever ki...anlamamazlıktan geliyorum...