pek sevgili buckmin, genellikle kafası karışık bir insan olarak bilinirim. örneğin az önce size hitap ederken hangi kelimeyi kullanacağımı belirleyemedim. "pek saygılı" dedim, sonra "dur daha samimi bir hava yakalayarak ortamı biraz yumuşatayım, herkes ne kadar kibar bir insan olduğumu görsün de beni tutsunlar" diye "sevgili" yaptım. sonra "ulan bu da fazla y.vşak gibi oldu" dedim kendi kendime, değişik tarz denemeleri üzerine çalıştım ve giderek saçmalaştığımı fark ettim. en nihayetinde buna karar verdim yine.
bugün otobüste gelirken, ön tarafta oturmak pek alışkanlığım olmasa da öyle denk gelmiş, şoförü görüyorum. çok uykum var. durunca otobüs, durakta, açınca kapıyı soför, yaşlıca bir kadın inmeye yeltendi, bir adım 3 sn. şoför, "inişler arka kapılardan" dedi. kadın indi tabii önden yine, pek ilgilenmedi. ben de ilgilenmedim adamla en başta, "deli işte" dedim. geçenlerde babamın ölümünden dolayı mahkemeye gittik bir tanıdıkla. karşıyaka adliyesi. veraset ilamı alacakmışız. bir de kalabalık, sonradan uyandım kalabalığın bir kaç kadın dışında siyah takım elbiseli, yer yer 3. sınıf kiralık katil görüntüsüne sahip kimseler. bir cinayet mi işlenmiş? linç? herkes bu konuları konuşuyordu, ilgilenmedim, "delirmişler heralde" dedim. ben de delirmiştim canım, babamın yasını adliyede veraset ilamı almak için 3.5 ytl değerinde damgalık pullar satın alarak, x-raylerden geçip çantamı, saklı kutumu, şahsi eşyamı üzerindeki kıyafetlerinde ve cebindeki kimlikte polis yazan adamlara gösterip tutuyordum ve burada gerekli işlemleri yaparsam, babama ait mallar benim olacaktı. akşamına eve geldim, bildirgeç'de gördüm, neden dubai towers? ilgilenmedim, "eh işte, delilik" dedim. [bu arada moroccom, fatih altaylı dediğin gibi niye diye sormuş. biz neden diye sormuşuz. bunlar farklı şeyler değil mi?] sonra içeri girip okudum, sonra şoförü düşündüm. neden delirmişti? şehir. delirtiyor insanı. aslında bu tam olarak delilik de değil, doğal ortamdan koptuğu için değil ama doğal ortamı böyle olduğu için. empati diyorlar galiba onu denedim. mesai bitimi, karı dırdırı, çocuğun okul masrafı, kira, sendika, son duraklardaki çaylar, futbol, "gamze özçelik lan işte; yok lan değil baksana onun çenesi...", "kural gereği çocuklar bakım evlerinde dövülür" işte somut bir argüman. sizinle empati denedim ama bilemedim. sadece yazdıklarınızdan ne kadar olabilir ki bu? şoförün ki pek kolay olmuştu oysa.
cevabınızda gerek benim nasıl saygılı olduğumu söyleyişinizle, gerekse teşekkürüm için yeterli sebeptir gibi bir cümleyle istanbul beyefendileri gibi bir rüzgar estirmişsiniz. insanın içini gıdıklıyor, sonrasında küfür etseniz gülümseyecekmişim gibi. hani derler ya, yahu şu fransızlar ne güzel konuşuyor, hiç bilmem fransızca ama adam anama sövse gülümseyeceğim. baktım sizden sonra yazıp da hakaret eden bir aptal var, o da pek bir şey dememiş, ruh satma hikayesi kimi kırılgan kimseler için rahatsız edici olabilir, taş kafa da bir garip, ama komik be. aslında bence aptal sizin yorumunuzun üstüne moroccomun yorumunu okuyunca sinirlenmiştir. siz ıstanbul beyefendilerini bilir misiniz? "beyfendi" mi yoksa? yahu adını bile bilmiyorum. e tabii, izmirde efeler var, karşıyaka'da var öyle izmir efendisi ama. ayasofya'nın üstüne bina dikmeleri için daha var. mesele bu değil zaten, keşke becerebilecek olsalar, ayasofya bir çok kez restore edildi zaten. nasıl ki, bizanslılar paganlardan, türkler de bizansdan alıp bir şeyler eklemişler, şimdi de dubaililer bir şeyler eklesinler, neden olmasın? devir internasyonalizm devri değil mi? kapital bunu der. nasyonelliğimizden kurtuluruz. avrupaya'da gireriz.
kaldırım yapılsa da sorulmalı, konuşulmalı. sen benim her gün geçeceğim yolda o pislik otomobillerini rahat gezdirmek için asfalt döküp kaldırım döşeyeceksen. canım şehrime pisliğini saçacaksan önce benden izin almalısın. eh, kitle değil şehrini benliğini bedavaya veriyorken sermayeye, tek soru sormuyorken, nasılsa rahatız. şu üniversite kampüslerinde aptal kızlara dünyayı kurtalma masalları anlatan sosyalistlerden değilim, aman öyle bir intiba oluşmasın. ben 1984 ve fight club karmasını tercih ediyorum, kızlar daha çok meylediyor. bu bağlamda size de buradan anlatıyorum. diyorum ki; bizler, tolkien bey'in dediğine göre orklar oluyoruz. ya da şu orkların yanında savaşan insanlardan. fillere binenler. batının gücü ile ölü ordu ile birleşince nasıl da alt ettiler ama değil mi? peki bu kuleye harcanacak para, başka bir yere harcanamaz mı? ya da orkların şehirlerinde ne tür kuleler bulunur?
anlamanız gereken şu; benim de anlamam gerektiği gibi; adına kapitalizm de denen, günümüz toplumunun makine tarafından doğal ortamından koparılıp, sentetik ilaç ve gıda, dayanıklı tüketim malzemeleri, tele-ekran, petrol, alkol, sigara, kahve vs. ile"insan kapitali haline getirdiği bu yönetim şeklini sevmiyorum. bu konu üzerine düşünürken alternatif yönetimler başlığı üzerine düşündüğüm vakit, çok geniş kitlelerin bir arada bulunduğu tüm durumlarda, yönetim kötü olacaktır sonucuna varıyorum. bu nedenle, bu yönetimin getirdiği her şeye karşı şüphe, korku, nefret ile bakıyorum. işte tam bu sebeple, her yaptığına kaka diyorum ve yine yönetimin sayesinde öyle bir şekle sokulmuşum ki, sadece kötü demekle yetiniyor ve hiç bir tepki üretmiyorum. ne zaman ki bu türden bir tepki üreteyim, pasif olmayayım, diye kendimi avutmaya kalkıyorum işte tam o sırada size denk geliyorum. siz de, tıpkı g.w.bush yahut adolf hitler veya bukowski yahut papa, herhangi bir kasap ve benim gibi annenizin memesinden süt içtiğiniz günlerde semtinizin, ailenizin, sonrasında öğrenim görüğünüz okulların, erken gençlik döneminizdeki sosyal çevrenizin, yeni aldığınız ayakkabının ve tanrıların denkgelmenize izin verdiği her şeyin komunlandırdığı bir karakter ve düşünce yapısıyla diyorsunuz ki; kule iyi. kim bilir, belki de siz benim türkiye'nin önünü tıkamak isteyen yobazlar tarafından kandırıldığımı düşünüyorsunuzdur. ben sizin sistem tarafından kandırıldığınızı düşünüyorum. bu durumda yapmam gereken sizi her ne pahasına olursa olsun bu durumdan kurtarmaktır, kimileri bununla uğraşmaz, gerek görmezler, işe yaramayacağını düşünürler cool diyorlar bazen onlara ya da bazı durumlarda deli, kimi zaman ise sanatçı veya işsiz güçsüz serseri. sizi kandırmaya çalışırken (bunu başka konularda bir çok kez başkalarına yaptığım için edindiğim deneyime dayanarak) bir yok tutturmaya çalışıyorum. aptal bunu sizi rahatsız ederek yapıyor. hakaret diyorsunuz. bunu rahatsız etmeden yapmanın bir yolu yok ki? nezaket? sadece bir teknik, o da rahatsız eder. bir adama bunca yıllık yaşamını zavallı bir köle olarak geçirdiğini söylemenin ne kadarı nazik olabilir ki? evet evet, bu sadece ben söylediğim zaman doğru, yoksa elbette siz bambaşka bir şeyler yaşıyorsunuz. o kule; sadece, bilmem kaç milyon dolara bilmem kaç hayat kurtarılabilir, bilmem kaç hayat kolaylaştırılabilir, bir çok başka şey güzelleştirilebilir diye de olsa, yapılmamalıdır. aslında iyinin ve kötünün ötesinde konuşmak isterdim, tüm bu güzel, iyi denen şeylerin ne olduğunun belli olmamasından kaynaklanıyor zaten anlaşmazlık ama size mal gibi ortadaki gerçek hakkındaki düşüncemi anlatamazken, böyle bir konuyu denemem ahmaklık olurdu. elbette bunun sebebi her ikimiziz, sonuçta ben bunları bazı kimselere anlatabiliyorum, siz de bazı başka kimselerle baze başka meseleler konusunda anlaşabiliyorsunuzdur. sizi suçlamaya çalıştığımı düşündürüp kalbinizi kırmayayım. olur böyle şeyler.
bir kez daha söylemek isterim, nezaketinize şapka çıkartılır, sizin gibi görüşü kapatılmış birisi için son derece etkileyici. kapitalizm deyince konu dışına çıktığımı söylemişsiniz. keşke siz giriverseydiniz konuya, sürekli ne kadar saygılı olduğumdan söz etmişsiniz hep, kırıcılığımızdan. konu sizin ne kadar kırıldığınız değil ki kuzum? birbirimizi kırmaya çalıştğıımız yok, elimizden geldiğince bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz, nedeni nasılı belli mi bunun? konu kapitalizmden de geniş, demeye çalıştığım karasabanın icadına kadar gider bu konu. istanbul'da yaşayan 10 milyon kulelerden iş bulacakmış! lan deli misiniz? g.t kadar şehirde 10 milyonun ne işi var? o şehir olsa olsa 1 milyon olur, o da müze personeli ve animasyon ekibi olarak. tabii 5000 yıllık izmir öyle yatarken ne gereği var değil mi? para kazanmamız lazım, şehirleşme gerek bunun için, çağ bunu ister, makinenin devrimi, makine devrimi aloo! mesele burda diyorum, uykum var.