Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan sinepil.org'da: "2. ULUSLARARASI ENGELSİZ FİLM FESTİVALİ"

milliyet gazetesinin helikopterden çektiği fotoğraf
resim 1: milliyet gazetesinin helikopterden çektiği fotoğraf

matematik ve geometri ile pek aram olmasa da basit seviyede aritmetik bilirim.

google eart ile çağlayan meydanı
resim 2: google earth ile çağlayan meydanı

yukarıdaki mavi karenin alan hesabını yaparsak:
580,- metre x 580,- metre = 336.400,- metrekare yapıyor. kaynaktan kaynağa değişen metrekareye düşen kişi sayısını 3 ila 4 olduğunu kabul edersek mavi karenin 1.009.200 kişi ila 1.345.600 kişi alabileceğini görürüz. geriye kırmızı alan ile mavi alanı karşılaştırmak kalıyor.

amacım sayılara takılmak değil sayıları ön plana çıkararak nesnel olmayan sonuçlar elde edenlere -üç aşağı beş yukarı- nesnel bir değer sunmaktır.

Spacer
Spacer
 | 82 yorum var 
 | 01 Mayıs 2007 08:00 

Yorumlar

üç aşağı beş yukarı bir değer nasıl nesnel olabilir?
ayrıca metrekareye düşen insan sayısının da kaynaktan kaynağa değişmesi o kaynaklar açısından çok garip.

GNU forever
esenek  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 08:16

Çağlayan mitingindeki insan sayısına her hangi bir fikir getirmeyeceğim, ancak Kıbrs'da yaşıyorum, "nüfus / mitinge katılım" oranı olarak dünyanın en büyük kitlesinin toplandığı yerde. Ve bir metre'ye 5 - 6 kişinin sığdığını rahatlıkla söyleyebilirim...

half jack  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 08:24

ben hakketen sıkıldım bu miting ve insan sayısı konusunda

kayvenk  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 08:25

hesaba göre yaklaşık 300-400 bin kişi katılmış gözüküyor. metre kare başına 3-4 kişi gerçekten de optimum bir rakamdır.

düşüncelerin böyle demokratik yolla ortaya konması demokrasinin ırzına geçmeye çalışmaktan daha güzel.

gerek ankaradaki gerekse istanbuldaki mitingler türkiyenin tamamını temsil etmiyor. zaten belli sivil toplum örgütlerinin organize ettigi gösterilerdir. türkiye o kadar insandan ibaret degildir. 75 milyonluk büyük bir ülkedir.

ülkeme olan sevgimi demokrasiye olan inancımı kimse sorgulayamaz buna yeltenenin alnını karışlarım yalnız şu var ki bu mitingleri tertip edenlerle aynı görüşte degilim.. bu mitingi tertip edenlerden türkan saylan isimli biri

"biz Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz"

diyerek çagdaşlıktan ve laiklikten ne anladıgını ortaya koyuyor. kafaları dine ve kutsal olan şeylere karşı böylesine şartlanmış, laikligi dini özgürlükleri kısıtlamak için kullanan bu tip dayatmacı ve darbe kışkırtıcısı insanlarla aynı görüşte olmamın imkanı yok.

edemir  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 08:32

harbiden çok sıkıcı oldu bu konu. keşke bildirgeç'e siyaseti hiç sokmasaydık.

mstkurt  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 08:42

google earth kuran başımıza istatistikçi kesiliyor.

oky  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 08:56

Sayı pek de önemli değil.
isterse 30.000.000 kişi katılsın.
Kalan diğer 40.000.000 kişi mitinge destek vermiyorsa ne yapılınacak.

Bu mitingler objektif olmadığı, olamadığı için, seçimler düzenlenir. Böylece mitingden mitinge giden, sesi çıkan kişilerin daha çok söz hakkı olmasının yerine, herkesin tek oy hakkı olan seçimler ile iktidar belirlenir.

Ama öte yandan, ülkede küçümsenemeyecek miktarda bir topluluk (o karınca yuvası gibi görünen, muazzam kalabalık, küçümsenemez), rahatsızlığını dile getiriyorsa, çözüm; bunu görmezden gelmek olamaz.

ikuzgun  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 09:27

bir mühendis olarak bu bildiriyi giren arkadaşı tebrik edecektim unutmuşum.

kendisi her ne kadar

"matematik ve geometri ile pek aram olmasa da basit seviyede aritmetik bilirim."

dese de olayı teknik ve görsel olarak çok güzel izah etmiş. mesele google earth kurmak degil, mesele gayet basit araçlarla bilimsel ve mantıklı bir çıakarsama yapabilmek..

sizler bildigimiz mspaint' le neler yapılabildigi gördünüz mü hiç? küçük dilinizi yutarsınız.. photoshop la demiyorum!

kılıç kesmez bilek keser beyler!

edemir  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 09:33

yinemi ! bir kere daha burda söylüyorum

sayının bir önemi yok önemli olan bıraktığı etki

5 milyon kişi yürür kimse konuşmaz aman der geçer , 100 kişi yürür tüm dünya konusşur önemli olan sesini duyurup karşı tarafa mesajını hissettirmektir.bunlara gerek yok zaten herkes biliyor neyin ne olduğunu

TuruncuYengec  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 09:42

bir metrekareye hepsi aynı yöne bakacak şekilde 4 kişiden fazla insanın girmesi imkansız. bu sayı 3 ya da 3,5 gibi alınmalıdır.

ancak şunu da belirtmek gerekir ki. bu fotoğrafı bir delil unsuru olarak kullanabilmek için saat kaçta çekildiğini bilmek gerekir. bence dağılma zamanında çekilmiş bu fotograf.

ben saat birbuçuk gibi geldiğimde şişli camiinden itibaren tıklım tıklımdı. ayrıca gördüğün kadarıyla şişliden gelen yola parktan sonra bağlanan yol da ana yol kadar kalabalıktı. bu sadece benim gördüğüm. daha bir çok ara yol vardı. dolayısıyla yapılan o hesap yanlıştır.

ayrıca o fotoğrafı çeken kişi miting boyunca tek kare mi çekti. neden diğerleri halkja yansımadı. koskoca mitingin hava fotoğrafı bir tane var.

ben milliyet gibi sahibinin sesi gazetelerin hiç birine güvenmiyorum kusura bakmayın. bir yazı okudum mitingte atılan solganlarla ilgili adamlar tamamen çarpıtmışlar. tayyibi alana aydın doğan bedava diye defalarca söylenen sloganı gazetelerine Abdullah Gül alana Tayyip Erdoğan bedava diye çevirerek koymuşlar. ben alandaydım bu sloganı hiç duymadım.işte burda

KAYAgibi  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 09:43
bu mitingi tertip edenlerden türkan saylan isimli biri

"biz Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz"

diyerek çagdaşlıktan ve laiklikten ne anladıgını ortaya koyuyor. kafaları dine ve kutsal olan şeylere karşı böylesine şartlanmış, laikligi dini özgürlükleri kısıtlamak için kullanan bu tip dayatmacı ve darbe kışkırtıcısı insanlarla aynı görüşte olmamın imkanı yok.

burada benim iki çift sözüm olacak. burası laik bir ülke ve bir çocuğa -ki çocuk deyince hem kutsal kaynaklar, hem de hukuki kaynaklar aynı şeyi anlıyor: henüz özgür iradesini kullanabilecek olgunluğa erişmemiş insan- sıranın üstünde namaz kıldıramazsınız(bkz: ilköğretim ve lise din dersleri), ya da başka bir dine ait bir etkinlikte bulunmasını isteyemezsiniz, bir çocuğa sıranın üzerinde siyasetten bahsedemezsiniz. bunları yapmak sadece çocuğun beynini yıkamak olur. yani o çocuk henüz din denen şeyin ne olduğunu kavrayacak yaşta değilken, sorgulayacak, anlayarak, okuyarak kendi dinini kabul edecek, benimseyecek yaşta değilken ona bir dini dayatırsanız bu düpedüz beyin yıkamaktır, siyaset için de bu geçerli. ama güzel ülkemde nedense islam odaklı bir dini eğitim veriliyor "milli eğitim" kurumlarında. bunun yanında bir çocuğa öğretilmesi, bir çocuğun özendirilmesi gereken birçok ders (bkz: resim, müzik, beden eğitimi) boş geçiyor. bizim, güzelliği, iyiliği ve doğruluğu herkes için değişen değerleri dayatarak çocukların beynini yıkamaya değil onları bilime, sanata yönlendirmeye ihtiyacımız var. ha madem çocuğuna namaz kıldırmak istiyorsun, bunu zaten yapabilirsin evinde. her velinin kendi çocuğunun beynini istediği gibi yıkamasına izin veriliyor. ama üzgünüm, üzgünüm, bunu okulda yapamazsın. evet o çocuklar o okullarda bale yapacak -fakat bale sadece bir örnek, basmakalıp çağdaşlık anlayışının bir parçası değil, çocukları sanata yönlendirmenin sembolü orada-, namaz kılmayacak. laiklik senin dinine, benim dinime, onun dinine bir saldırı değildir. herkesin kendi dinini rahatça yaşayabilmesi için, kimsenin kimseye karışmaması içindir. laiklikten korkmayın.

ers  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 10:00

Arkadaşlar, sayılar somut bir olgu ortaya koymak için önemli. Dün sabah yeni bir kampanya başladı sitesinden web sayfalarınıza eklemeniz için cumhuriyet bandı dağıtılıyor. Bantı eklediğiniz anda bu sitede sizin de linkiniz yayınlanmaya başlıyor. Cumhuriyet bandındaki sayı aynı anda tüm sitelerde güncelleniyor. Bugün ülkesini seven herkesin sahip çıkması gereken bir kampanya.

Kolay bişey yapmak zordur :)
GokhanBesen  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 10:07

Burada konuşulması gereken, Milliyet'in çektiği veya fotoşopladığı fotonun düzmece olduğudur. Kalabalık o fotoğraf karesinden daha uzaklara uzanıyordu.

Üstelik 1 m2'ye bal gibi 4-5 kişi sığar. Olayı tek 1 metrekare için değil yanındaki birer metrekareler ile düşünürseniz ne demek istediğimi anlarsınız.

PHP'si iyi olan web2.0'cı (nasıl oluyorsa) aranıyor. Başvuralar özel mesaj ile.
tiviti  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 10:14
bir çocuğa -ki çocuk deyince hem kutsal kaynaklar, hem de hukuki kaynaklar aynı şeyi anlıyor: henüz özgür iradesini kullanabilecek olgunluğa erişmemiş insan- sıranın üstünde namaz kıldıramazsınız(bkz: ilköğretim ve lise din dersleri), ya da başka bir dine ait bir etkinlikte bulunmasını isteyemezsiniz, bir çocuğa sıranın üzerinde siyasetten bahsedemezsiniz. bunları yapmak sadece çocuğun beynini yıkamak olur. yani o çocuk henüz din denen şeyin ne olduğunu kavrayacak yaşta değilken, sorgulayacak, anlayarak, okuyarak kendi dinini kabul edecek, benimseyecek yaşta değilken ona bir dini dayatırsanız bu düpedüz beyin yıkamaktır

bu kadar kasma istersen kendini :) türkan saylan bebe den bahsetmiyor onun çocuk dedigi aklı başında neyin ne oldugunu bilen üniversite ögrencileri;)

okullarda zorunlu din dersine ben de karşıyım çünkü laik bir sistemde zorunlu din dersi olamaz, devlete baglı diyanet işleri başkanlıgı diye bir kurum olamaz.

atatürkçülügün ve laikligin arkasına sıgınan darbeciler 12 eylul darbesiyle zorunlu hale getirdiler din derslerini bu da işin ironik tarafı malesef, güya laikler..

bir ironi de şudur: atatürküçüyüz , cumhuriyetciyiz diye meydanları dolduranların "hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sözüyle alay edip yüce meclisi devre dışı bırakarak sivil anayasal süreci e-muhtıra ile engelleme girişiminde bulunan darbecileri alkışlamalarıdır.. yazık..

atatürkçülük , laiklik ve cumhuriyet kimsenin tekelinde degildir, topluma malolmuş degerlerdir. bunlar üstünden başkalarını suçlamak , bu degerleri kendi gibi düşünmeyenlere iftiralar atmak her şeyden önce bu degerlere saygısızlıktır.

edemir  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 10:30
bu kadar kasma istersen kendini :) türkan saylan bebe den bahsetmiyor onun çocuk dedigi aklı başında neyin ne oldugunu bilen üniversite ögrencileri;)

üniversite öğrencileri neden sıralarda namaz kılıyor anlamadım. allahın yerleri torbaya mı girdi? hem çocuk diyince üniversite öğrencisini anlamak da nereden çıkıyor. gündemi takip eden birisi değilim, böyle bir şey mi var gündemde, konuşulan?
okullarda zorunlu din dersine ben de karşıyım çünkü laik bir sistemde zorunlu din dersi olamaz, devlete baglı diyanet işleri başkanlıgı diye bir kurum olamaz.
doğrudur, katılıyorum.
atatürkçülügün ve laikligin arkasına sıgınan darbeciler 12 eylul darbesiyle zorunlu hale getirdiler din derslerini bu da işin ironik tarafı malesef, güya laikler..
"ad hominem"
bir ironi de şudur: atatürküçüyüz , cumhuriyetciyiz diye meydanları dolduranların "hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sözüyle alay edip yüce meclisi devre dışı bırakarak sivil anayasal süreci e-muhtıra ile engelleme girişiminde bulunan darbecileri alkışlamalarıdır.. yazık..

darbecileri alkışlama olayına zaten bir şey diyemiyorum. salakça bir eylemdi o kadar. zaten ben oradaki topluluktan bir şey beklemiyorum. oradaki topluluktaki insanların yüzde onu geçen seçimde yaptığı gibi akp'ye oyunu vermezse iyi.

atatürkçülük , laiklik ve cumhuriyet kimsenin tekelinde degildir, topluma malolmuş degerlerdir. bunlar üstünden başkalarını suçlamak , bu degerleri kendi gibi düşünmeyenlere iftiralar atmak her şeyden önce bu degerlere saygısızlıktır.

anlamıyorum ki. nedir yani? ne yapalım. laiklik, atatürkçülük ve cumhuriyet değerlerini çok üst bir kademede ele alıyoruz diyelim. tamam. e peki onlara saldıranları, o değerleri değiştirmeye, yıpratmaya çalışanları-ya da gerçekten öyle yapmıyor olsalar bile biz öyle düşünüyoruz- eleştirme hakkını neden elimizden alıyorsun ki? tabulaştırmaktan başka bir şey değil bu. bu değerler herkese mal olmuş olsa bile başa gelenler, iktidardakiler bu değerlerle istediği gibi oynayabiliyor ise(bkz: anayasal düzenleme) bırak da biz de onların yaptıkları hakkında yorum yapma hakkına sahip olalım.
ers  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 11:02

bence çocuklardan birşey istemeyelim bir kere de onlara soralım ne dersiniz?hiçbirşeye şartlamayalım onları.kendileri karar versinler ne yapcaklarına.onları da kendi düşüncelerimizin militanları olarak yetiştirmeyelim.ayrıca bu bale namaz vs sıktı.onlara kalsa zaten sosyal alan da kamusal alan gibi olsunmuş din kişinin vicdanına kalsınmış.hadi oradan.insanlar aç, susuz uğraştıkları şeye bakın ... bugun bir mayıs aç olanı açıkta olanı düşünsünler bari.

GNU forever
esenek  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 11:11
burada benim iki çift sözüm olacak. burası laik bir ülke ve bir çocuğa -ki çocuk deyince hem kutsal kaynaklar, hem de hukuki kaynaklar aynı şeyi anlıyor: henüz özgür iradesini kullanabilecek olgunluğa erişmemiş insan- sıranın üstünde namaz kıldıramazsınız(bkz: ilköğretim ve lise din dersleri), ya da başka bir dine ait bir etkinlikte bulunmasını isteyemezsiniz, bir çocuğa sıranın üzerinde siyasetten bahsedemezsiniz. bunları yapmak sadece çocuğun beynini yıkamak olur. yani o çocuk henüz din denen şeyin ne olduğunu kavrayacak yaşta değilken, sorgulayacak, anlayarak, okuyarak kendi dinini kabul edecek, benimseyecek yaşta değilken ona bir dini dayatırsanız bu düpedüz beyin yıkamaktır, siyaset için de bu geçerli. ama güzel ülkemde nedense islam odaklı bir dini eğitim veriliyor "milli eğitim" kurumlarında.

laik bir ülkede erdemir'in dediği gibi devlet dini eğitim veremez,diyanet işleri başkanlığı olamaz, ama bizim ülkemizde neyin ne olduğu belli değil kaldı ki bir çocuğun eğitimi üzerinde tasarruf sahibi olması gereken tek unsur ailesi olmalıdır.Çocuğunu istediği eğitim kurumuna göndermekte özgür olmalıdır,istediği tarzda eğitim kurumu yoksa göndermeme veya eğitim kurumunu kendisi açma hakkına sahip olması onun en doğal hakkı olmalıdır.lakin baştada söylediğim gibi bizim ülkemizde neyin ne olduğu belli değil.Laiklik olduğu söylensede ne laiklik ne demokrasi ne hukuk nede insan hakları yoktur.

sayen21  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 11:18

O meydana Şişli tarafından saat 1:45 te giriş yapmaya çalıştık ( Vapurların tarifelerini geciktiren ve meydana ulaşılmasın diye yolları kapatan zihniyete inat) 2 saatte ancak 4km lik Türk bayrağının sonuna vardım, ki arkamda neren baksanız Şişli camiine kadar kalabalık var. 400-500
mt ile milleti kandırmasınlar. Bir o kadar insanda mitingin kalabalıklığından ürküp geri döndü. 1 metrakareye 3-4 kişi sığar diyenlerede gülerim , millet ezilme tehlikesi atlattı. Bayrağı kaldıran elim havada kaldı ve kıpırdayamadım bile.

Atam Türkiye şeyhler, dervişler, müritler devleti olamaz.
agentforistanbul  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 12:22

Güzel saptama. Kırmızı alan, mavi alanın 4-5'te biri eder. Ve küçük bir hesapla, 200-300 bin kişi eder. Bunların önemli bir kısmı da, Atatürk Düşünce Derneği'nin zorla üniversitelerden adam toplayarak gerçekleştirdiğini düşünürsek, durum daha açık ortaya çıkar! Kimse itiraz etmesin, içindeyiz!

Hem Milliyet niçin Photoshop'ta kırmızı alanı küçültsün anlamıyorum. Adamlar, Kanal D'de tersettürlü ve türbanlıları bile mitinge klonlamışken.

ansleyforce  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 12:25

diyelim ki biz orada üç kişiydik. üç! bu neyi değiştirir ki? resmen üzeri örtülmeye çalışıldı bu kalabalığın. anadolunun çeşitli yerlerinde elektrikler kesildi insanlar mitingi izlemesin diye. mitingde de benzer bir şey oldu galiba. madem biz üç kişiyiz ve azımsanacak insanlarız. neden bu kadar korkuluyor bu üç kişiden? neden üzeri örtülmeye çalışılıyor? hangi gazete bundan daha çok tiraj yapacak bir konu buldu o günlerde? hangi televizyon kanalı buldu daha çok reytingi? üç kişiyiz ama sesimizi duyurabilecek bir şey yaptık. haber değeri olan bir şeydi. reyting arttıracak bir şeydi. neden yayınlanmadı bu görüntüler?

ers  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 12:35

O meydana Şişli tarafından saat 1:45 te giriş yapmaya çalıştık ( Vapurların tarifelerini geciktiren ve meydana ulaşılmasın diye yolları kapatan zihniyete inat) 2 saatte ancak 4km lik Türk bayrağının sonuna vardım, ki arkamda neren baksanız Şişli camiine kadar kalabalık var. 400-500
mt ile milleti kandırmasınlar. Bir o kadar insanda mitingin kalabalıklığından ürküp geri döndü. 1 metrakareye 3-4 kişi sığar diyenlerede gülerim , millet ezilme tehlikesi atlattı. Bayrağı kaldıran elim havada kaldı ve kıpırdayamadım bile.

Atam Türkiye şeyhler, dervişler, müritler devleti olamaz.
agentforistanbul  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 12:58

Unutulan bir nokta var...Meydan gün içinde en az 2 kere boşalıp tekrar doldu..Bir kısım gelirken bir kısım dönüyordu...Sayıyı 2 ile çarpın :-)

mkoksal  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 14:21

televizyon da gördüm mitingi 1:30 gibiydi sanırım saat. maydanın kırmızı bölgesini anarşistlerin A sına benzettim ve yukarıdaki fotoğraf A nın üst köşesi gibi geldi bana :) istanbul u hiç bilmem ama televizyondan gördüğüm hava fotoğrafı bunun 3-4 katı kadar kalabalığı gösteriyordu.burda kaç kişi olduğu hesabının doğruluğunu bilemem ama ya dağılma zamanı,ya toplanmadan çok önce yada oynanmış :) ki oynanaması çok komik.

arkadaşlar sayı değil içerikti önemli olan ve orda bence Türkiye'nin üreten ve düşünen yüzü fırça bıyığa sesleniyordu :) Türkiye ordaki insanlardan ibaret değil diyenler, %35 ile bütün ülkeyi yönetmeye hakkı olduğunu idda edenlere % 65 in yanıtıydı bu mitingler ve öyle olmaya devam edecek.

lemaris  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 14:41

istedikleri kadar uğraşsınlar bu ülkede demokrasi varsa bu seçimde belli olacak. İstedikleri kadar dirensinler seçimlerde görürüz. Tek başına iktidar olacaklar yine. Bu ülkeye muhalefet değil İKTİDAR lazım.

KIFO  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 14:51

@ansleyforce, @kifo ; AKP Gençlik Kolları faaliyetlerinizi gidin başka yerde yapın. Sizin hiç bir şeye saygınız yok ayın 1 i bugün ve İstanbul halkı sizin ne kadar zalim, ne kadar diktatör ve halkından korkan ancak faşist diktatörlüklerde görülebilecek uygulamalara gülünç bahaneler bulan insanlar olduğunu gördü. Ben kimsenin bindirilmiş kıtası değilim, ben bu şerefli ülkenin şerefli bir çocuğuyum; sorarım sizi aylık kaça satın alıyorlar. Ki Mitingde parasızlıktan hoparlör bile yoktu. Katılanların %90 ı konuşmaları duyamadılar ama amaç tepkimizi göstermekti. Umarım sonunuz yakın olur.

Atam Türkiye şeyhler, dervişler, müritler devleti olamaz.
agentforistanbul  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 15:28

bide boyları 1mt. yi geçmeyen cocuklarımızı unutmamız lazım. onlar 1mt2 alanda; 3 veya 4 kişi olup piknik bile yapabilirler sanırım. ayrıca unutmamak lazım ki sadece fenerbahce stadyumu "oturma" kapasitesi 52.500 kişi.. hemen 3 asagı 5 yukarı diyip olaya girersek o kalabalığı o stadyuma kaç defada sokabilirizi rahatlıkla tasavvur edebiliriz sanırım..

yahutweyahut[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 16:00

ben mitingteydim. hayatımda ilk defa katıldım. akp zihniyeti iktidarda oldukçada katılmaya devam ederim. mecidikeköyden çağlayana kadar 1,5 saatte yürüyebildik. solaryuma gitmiş gibi olduk güneşten. metrekareye 3 kişi diyenlere ancak gülerim. metrekareye 6 kişinin düştüğü anlar bile oldu. ama işin en güzel yanı bu kalabalığa rağmen insanlar birbirinin ayağına basınca bile özür diliyordu. bu kadar güzel bi mitingti. parti, siyasi görüş vs. ayrımı olmadan, cumhuriyeti ve laikliği savunan herkes bir aradaydı.

orada toplanan kalabalık bence en az 2 milyondu. yukardaki fotoğraf kalabalığın üçte birini bile göstermiyor. ayrıca benim izlenimim gelenlerin %90'ı hiçbir parti, örgüt, dernek vs. bağlantısı olmayan gönüllülerdi. bireysel gelmişti insanlar. ben ve arkadaşlarım gibi. diktatör sevdalıları hırslarından çatlıyorlar bu kadar insanın toplanmasına. "bindirilmiş" kıta diye küçümsüyorlar. e çok normal. çok fena bozuldular çünkü. herkesin tepkisiz koyun olduğunu sanıyolardı.

takmaisi[pilli_silinen_hesap]  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 16:47

@agentofistanbul nikinden belli niye istnabul ajani.niye provokasyon yapiyorsun anlayabilmis degilim. simdi sana biri ciksa kimin ajanisin kac para aliosun dese cok mu hos olur du? isteyen mitinge gider akpartiye karsi durur isteyen de akpartinin genclik kollarina kaydolur. nihai sonuc secimde belli olur baska bir yerlerde cozum aramanin veya antidemokratik olmain anlami yok. o mitinge katilanlarin bir kisminin darbecileri alkislamasini da gozden kacirmis degiliz. nasil insanlara kac paraya satildiniz diyorsun anlayamadim dupeduz hakaret ediyorsun bildirgecte o kadar yorum okudum boyle hakaret gormedim sen ve senin gibiler yuzunden ulke gitdide birbirine dusman kesiliyor bu nasil bir kin? nasil bir aymazliktir anlayabilmis degilim br tek sen serefli turk cocugusun bir tek mitinge katilanlar serefli turk cocugu gerisi ne oluyor satilik turk cocugu mu? yasal olarak tuzugu bulunan mecliste temsilcisi bulunan bir partinin genclik kollarina uye olanalri nasil boyle suclayabilrsin ki? sen boyle suclamaya devam edersen akparti genclik kollari uyelerinin sayisi da giderek artmaya baslayacak. zamanin da erdogan hapse atilmamis olsa, bir tane sapik sozde hoca yuzunden universitelilere turban yasagi konmasa sence akparti diye bir parti olur muydu? sen az daha gazlamaya devam et ortaligi. anayasa mahkemesi de basvuruyu kabul etsin o zaman gorurum ben mazlum edebiyatini. lutfen soyledigimiz laflarin nereye gittigine dikkat edelim birbirimizi kirmadan incitmeden yasal haklarini kullanip mitinge katilanlara veya yasal haklarini kullanip genclik kollarina uye olanlara hakaret etmeden yorum yapalim. bu arada parasizliktan hoparlor yoktu demissin bu ise yorumunun guleryuzlu ve komik tarafiydi. sn tuncay ozkan' da en son duydugumda para boldu. getirseymis kanalinin mikrofonlarini hoparlorlerini kendi dememis miydi kanalim iktidar karsiti olanlarin emrindedir diye.
sevgiler ve saygilar

ChaOs rUleZ!!!
ordoabchao  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 17:42

@agentforistanbul gerçekten gereksiz bir çıkış yapmışsın bence. yok yani, gerek yok. @kifo'nun zaten hangi tarafta yer aldığı pek belli değil, "ümitsiz bir akp karşıtı" izlenimini bırakıyor daha çok. @ansleyforce'nin söyledikleri için ben zaten daha önce yorum yapmıştım. ama yaptığın çıkış, durduk yerde kişilere saldırman @shidaiko'dan da aynı yönde bir tepki almana neden oldu. "sonunuz yakın olur" zırvaları için ikinizi ayrıca kınıyorum (@agentforistanbul, @shidaiko)

ers  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 17:46

@agentforistanbul'u destekliyorum. Nedir bu gizleme ve örtme çalışmaları. TV ve basın zaten saçmalıyor, burayı da kaptırmamak gerekir.

dagcilibili  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 18:26

artık tartışmaya gerek yok en yüce kurumlardan biri anayasa mahkemesi kararını açıkladı sıra söz millette ...

TuruncuYengec  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 18:43

cumhuriyetimizi savunmak, neden batıyor bu kadar , neden hesaplama geregi duyuyorlar

MorPortakal  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 19:40

@morportakal, metinde de belirtildiği üzere nesnel bir bakış açısı sunma gayretidir bu.

ancak dilerseniz başınızı kuma sokabilir, size sunulan bilgileri tartışılmaz gerçekler olarak kabul edebilirsiniz.

bu arada hesaplama gayretlilerinin listesini yapsanız o kadar televizyon, gazete, dernek arasında sıralamaya girmek gibi bir şansım olmadığını da görürsünüz.

son olarak o veya bu partiye oy veren, (veya benim gibi oy kullanmayan) ama cumhuriyeti savunmayacak tek bir vatan evladı düşünemiyorum. yaptığınız sen ötekisin diyerek bu devletin her bir bireyine ait demirbaşları sahiplenmek, böylelikle zihinlerde çatışma çıkarmaktır.

thewhite  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 20:12

Altına bez bağlanan bir ihtiyar tarafından yönetilen ve neredeyse çıkmazda olan bir ülkeyi AKP hükümeti sıfırdan alarak bu günlere getirdi. Adamlar sadece namaz kıldıkları için bu kadar ezilmeleri ve hor görülmeleri pek hoş bir durum değil. Ayrıca bu demokratik de değil.

parasızlıktan miting alanına hoparlör alamamışlar diyen arkadaş ben özel bir holding te çalışıyorum bu gün üzerinde Atatürk resimleri basılı Türk bayrakları geldi ölçülerini tam bilmiyorum ama 1,5*2 m falan gibi bişey. Sizin parasızlıktan kıvranan amcalarınız almış sadece bizim fabrikamıza 1.000 küsür tane geldi bu sadece bir tek fabrika o ebatlardaki bir bayrak en az 30-40 ytl gerisini siz hesaplayın. Ha bunu neden verdiler biliyormusun ilimizde yapılacak olan miting te kullanın diye.

Bu güne kadar hep sizin adamlarınız vardı AKP geldi size akan musluklar kesildi tabiki bu kadar yaygara kopacak. İçiniz rahat olsun bir dahaki seçimde inşallah AKP = %65 ülke genelinde çoğunluk olucaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

oxygene  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 21:58

ahmet altan bile oradaydı çoğu kadındı.

taninmayan-94903  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 22:00

Altına bez bağlanan bir ihtiyar tarafından yönetilen ve neredeyse çıkmazda olan bir ülkeyi AKP hükümeti sıfırdan alarak bu günlere getirdi. Adamlar sadece namaz kıldıkları için bu kadar ezilmeleri ve hor görülmeleri pek hoş bir durum değil. Ayrıca bu demokratik de değil.

parasızlıktan miting alanına hoparlör alamamışlar diyen arkadaş ben özel bir holding te çalışıyorum bu gün üzerinde Atatürk resimleri basılı Türk bayrakları geldi ölçülerini tam bilmiyorum ama 1,5*2 m falan gibi bişey. Sizin parasızlıktan kıvranan amcalarınız almış sadece bizim fabrikamıza 1.000 küsür tane geldi bu sadece bir tek fabrika o ebatlardaki bir bayrak en az 30-40 ytl gerisini siz hesaplayın. Ha bunu neden verdiler biliyormusun ilimizde yapılacak olan miting te kullanın diye.

Bu güne kadar hep sizin adamlarınız vardı AKP geldi size akan musluklar kesildi tabiki bu kadar yaygara kopacak. İçiniz rahat olsun bir dahaki seçimde inşallah AKP = %65 ülke genelinde çoğunluk olucaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

oxygene  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 22:01

Atatürkçülük sözkonusu olduğunda, rahmetli Uğur Mumcu'nun da dediği gibi bu ülkede üç 'tip' var: Atatürkçüler, Atatürkçü geçinenler ve Atatürkçülükten geçinenler. Bu üç tipten cumhuriyet mitinglerinde mevcuttu; bilhassa tertip edenlerden ve arkalarında bulunan medya ve siyasi güçlerden bahsediyorum. Böyle bir demokrasi mi arzu ediyorsunuz?

Genel olarak konuşuyorum, sözüm herkese, tüm ülkeye: Bu gibi örnekler beni ülke demokrasisi adına karamsarlığa düşürüyor. Zaten temel sorun budur bu ülkede. Voltaire'in de muhatabına söylediği gibi "Görüşlerinize katılmıyorum, ama bu görüşlerinizi rahatça ifade edebilmeniz için canımı feda etmeye hazırım" diyebilmeliyiz, üstelik bunu bize aykırı gelmeyen düşünceleri ifade edenlere değil, tam tersine, çok aykırı gelen görüş ve düşünceleri ifade edenlere de söyleyebilmeliyiz. Hiçbirimiz bu vatan için toprağa düşmedik, kanımızı da dökmedik ama hepimizin dedeleri, neneleri bunu yaptı; sözümona cumhuriyet mitingine katılmayan, desteklemeyen, tasvip etmeyenlerin dedeleri, neneleri de. Ve daha kimler... Niceler... Allah hepsinden razı olsun, mekanları cennet olsun. Ama birde bugünkü Türkiye'ye bakın, o dedelerin, nenelerin torunlarına! Yazık! Bu ülke hepimizin! Aynı gemideyiz...

Düşüncelerin demokratik yollarla ortaya konması güzel, gerçi demokrasinin enstrümanlarıyla demokrasinin anasını belleniyor, o da var; örnek: burası, örnek: cumhuriyet (!) mitingleri. Ne Ankaradaki ne İstanbuldaki mitingler Türkiyenin tamamını temsil etmiyor, edemez. Belli birkaç sivil toplum örgütlerinin organize ettiği sözüm ona boy gösterilerdir; bunlarında her yeri geldiğinde ne tür zihniyetler ortaya koyduğu, siyasete nasıl müdahil oldukları, hangi partinin destekçileri oldukları ve saire bellidir, hatta kan kaybettiklerinden ötürü mitinge siyaset bulaştırmayacaklarını iddia ettikleri halde miting esnasında defaeten "sol birleşsin" söylemine girdiler, platformun önündeki ahalidende cılız "birleşin, birleşin" inlemeleri arada sırada duyuluyordu. Miting asla ve asla cumhuriyet çağrısı değildi, öyle algılayan çok insan buna dahil oldu, kullanıldıklarını yakın tarih ispat edecek, aha buraya yazdım, genel seçimlerden sonra bu yazıyı, gelin bir daha okuyalım. Miting iktidara göz dağı vermekten başka birşey değildi. Neyse, Türkiye o kadar insandan ibaret değil; ortalama 75 milyonluk büyük bir ülke. Ordaki insanların hepsi CHPye oy vermez, değil mi? Bence vermez. Yavaş, yavaş aldatıldıklarını, kullanıldıklarını, yönlendirildiklerini anlayacaklardır. Ülkeme olan sevgimi, Atatürk'e olan bağlılığımı, demokrasiye olan inancımı kimse sorgulayamaz buna yeltenenin alnını karışlarım. Bu alın karışlamayı sandık başında millet yapacak, bir tokat daha yenildiğinde artık oturur düşünür muhalefet heralde ; değerlerimizi miting meydanlarında bulmadık biz, miting meydanlarında da şu veya bu taraflara peşkeş çektirmeyiz. Şunu da belirteyim; bu mitingleri tertip edenlerle aynı görüşte asla değilim, olamam, bu benim için 'vatana ihanet' olur. Bu mitingi tertip edenlerden mesela Türkân Saylan isimli biri -kendisi 'çağdaş' yaşamları destekler- "biz çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil, bale yapmasını istiyoruz" sözleriyle çağdaşlıktan ve lâiklikten ne anladığını, ne kadar anlayabildiğini ortaya koyan biridir. Bundan bahsedildi, düşünmek gerek. Daha ne laflar var bunlarda kendi demokrasilerini tanımlayan. Sadece Türkân Saylan değil, geri kalan tertipçiler de bu kafadadır, Saylan'ı çok severler, desteklerler. Kimlerin ardından koşulduğunu bilmek gerek. Bu kadının mitingdeki konuşması ise içler acısıydı zaten. Zihinleri dine ve kutsal olan şeylere karşı böylesine şartlanmış, demokrasinin enstrümanlarını, Türk insanının değerlerini ve lâikligi dini özgürlükleri kısıtlamak, siyasi hasımlarını kısıtlamak ve saire için kullanan bu tip dayatmacı ve darbe kışkırtıcısı insanlarla aynı görüşte olmamın imkanı yok.

O kalabalıktan insanlara mikrofon tutup, bir de bu mitingleri kimler tertip ediyor, aralarından kimleri ne kadar tanıyorsunuz diye sormak gerekir çünkü kişileri, olayları ve fikirleri iyi tahlil gerekir.

"Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur." -HYMAN RICKOVER-

In loving memory of Christopher Reeve. He made me believe a man could fly. Ali Karabulut
ali_karabulut  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 22:34

cumhuriyet mitinglerine katılanlar ya da katılmak isteyip de katılamaynalar bu siteye girip imza atarak sayılarını ve görüşlerini belli edebilirler.

http://www.oradaydim.net

KAYAgibi  |  (0 puan) 01 Mayıs 2007 22:54

KAYAgibi, peki;

İsim ve e-posta yazmak zorunda DEĞİLSİNİZ.
denmiş, o halde formda yer alan e-posta alanının amacı nedir?. Çünkü imzalarda kullanıcıların girebilecekleri e-posta adreslerinin kullanımına dair bir ibare göremedim. Hadi onu da geçtim, uygulamanın arkasında ne bir vakıf ismi ne de resmi başka bir kurum var.

Göremediysem üzgünüm, belirtirseniz yorumu hemen düzenlerim.

Whois sorgulamasında gördüm ki oradaydim.net sitede de footer alanında yer alan TemaHost`un bir uygulaması, bu da beraberinde reklam kokusu getirdi bana.

Sitenin kuruluş tarihi 1 Mayıs 2007 yani bugün. Yeni açılmış bir site için oldukça yoğun bir yorum trafiği olmuş doğrusu, tebrik ederim. -İlk yorum 18:34`te atılmış, şu anda 23:58 saat başına kaç yorum düşüyor? bu kadar incelemenin üzerine saymak istemedim-

Ayrıca, yorumlarla beraber e-posta adreslerinin sadece sonuna NOSPAM! eklenerek yayınlanması bence gereksiz. Bir çok spam sistemi NOSPAM! ibaresini e-posta adresinden filtreyebiliyor diye düşünüyorum.

ceyhun aksan  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 00:00

site benim şahsi çabamdır. kulladığım kod joomla içerik yönetimi sitemidir. temahost ise benim bu kampanyayı yapmamı sağlayan bir firmadır. teklif ettim alan adını ve hostigi verdiler.

reklam bu kadar tepki görmesin. sonuçta mitingte satılan bayraklar da tişortlar da hatta giderken kullandığınız ulaşım araçları da ücretli idi.

e-posta adreslerini yazmayı zorun kılmayıp öyle bir alan koymaının altın kötü bir niyet yoktur. benim ve arkadaşlarım gibi adını sanını internette saklamayan insalar orayaı doldurabilirler diye açık bıraktım.

ayrıca nopam! ibaresi de kullandığım sistemin kendi ibaresidir. onu değiştirsen spam sistemleri yine algılar mı? başka bişey yapsam o sözcük yerine işe yarar mı?

siteyi incelediğiniz için teşekkürler...

KAYAgibi  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 00:14

KAYAgibi

böyle güzide firmalar hep olmalı ki, kişisel uygulamalar can bulsun, kendilerini tebrik ederim.

Bu gibi çabalar genel olarak kişisel değil, bir vakıf ya da buna benzer bir güvence altında sunulursa daha mis olur.

Şayet amaç kötü olmadığına göre, e-posta alanı kaldırılabilir diye düşünüyorum. NOSPAM! yine bu şekilde de çözülmüş olacaktır.

ceyhun aksan  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 00:21

Evet mitingin ismi doğru verilmiş. Cumhuriyetine sahip çık. Yani bazılarının diktasının, ahtapot gibi kucakladığı ve kimseye vermediği ve yalnızca kendine özgürlük veren, yalnız kendi partisinin hükümet kurmasına izin verilen cumhuriyet. Hayatında hiçbir zaman demokrasi yolu ile iktidar olamayacağı hegemonyasını taşıyan bir siyasi partinin ve onun emir ve talimatları ile hareket eden birkaç örgütün önderliğini yaptığı "bizi iktidar yapmıyorlar" diye ağladığı için düzenlenmiş bir miting. Evet bu Cumhuriyet onların. Ama ne anayasada ne de başka bir kanunda böyle bir cumhuriyet şekli yok. Nasıl bazıları dini alet ediyorsa işte öyle bazıları da cumhuriyeti laikliği Atamızı öyle kendine alet ediyor. Sonra meydanlarda toplanıp feryat figan ediyor.
Evet miting başarılı olmuştur. Rakip mağlup edilmiştir ve seçim için oylar artırılmıştır.

Ben oradaydım. Dev-Genç örgütünü kuran daha sonra terörist başı öcalananla yüzünde gülücükler açarak poz veren tanınmış birileri de oradaydı. bakın Cumhuriyetine sahip çıkanlar ulusumuzun ve cumhuriyetimizin baş düşmanına hürmet gösteren bu kişilere hiç ses çıkarmadılar, kucaklayıp bağrına bastılar.

Ben oradaydım ve Danıştay'a saldırı düzenlemekten gözaltına alınmış birileri oradaydı ve Tuncay Özkan ve Nur Serter ile sohbet etti. Cumhuriyetçiler oradaydı.Ses bile çıkmadı..

Gelelim prf. Dr. Nur Serter eski bir sapık "beyti dost" tarikat üyesi oradaydı ve kimse sesini çıkarmadı. bakın

İşte bizim cumhuriyetçi arkadaşlarımız bunlar

gercekyorum  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 00:54

Aşağıdaki sözler İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'e aittir:

"Kürt sorununa çözüm demokratik, federal, emekçi cumhuriyetidir. Türk milliyetçisi ve piyasacı düzen partileri Kürt illerinde iflas etti... Kürt milleti kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer isterlerse ayrı bir devlet kurabilir. Emekçilerin çıkarı, tam hak eşitliği ve özgürlük temelinde, gönül birliği gerçekleştirmektedir. Kürt illerinde referandum yapılmalıdır. Referandumda ayrılığı savunanlar da özgürce propaganda yapabilmelidir..."

(Doğu Perinçek, 2000'e Doğru Dergisi, 15 Eylül 1991)

30 bin insanın katili bölücü terörist Abdullah Öcalan'ın DGM savcıları tarafından İmralı Cezaevi'nde alınan ifadelerindeki şu sözleri, Perinçek'in kimliğini en iyi şekilde gözler önüne seriyor:

"Doğu Perinçek'in 1991 yılında kampımıza geldiği ve benimle görüşmeler yaptığı doğrudur. Doğu Perinçek bana 'siz bu şekilde muvaffak olamazsınız, benim siyasi yapılanmam içinde yer almanız daha doğru olur' şeklinde telkinlerde bulunuyordu."

Perinçek, 1991 seçimleri öncesinde çeşitli yerlerde ve televizyonda yaptığı bu gibi konuşmalarda, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine propaganda" suçu işlediği için Ankara 1 No'lu DGM'de hapis cezasına çarptırılmıştı. Daha sonra doğu ve güneydoğu illerindeki İşçi Partisi teşkilat binalarına PKK bayrağı ve Abdullah Öcalan'ın resmini astırmaktan hüküm giyerek bir kez daha hapis yattı...
alıntı bakınız

gercekyorum  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 01:00

ne vatanseverlik ne islam ne laiklik hiç kimsenin tekelinde değildir.halkın değerlerini kullanarak siyasal rant elde etmeye çalışanlar sandıkta gömülürle.rkimsenin de kimseye sen busun sen şusun ben cumhuriyeti koruyorum sen korumuyorsun ben şerefli türk coguyum sen bilmemne cocugusun diyemez.o zaman bize oy vermeyen patates dinindendir diyen erbakan dan bir farkınız kalmaz.ayrıca hükümete , muhalefete tepkisi olan insanlar sadece mitingdekiler değildir.sessiz çoğunluk da tepkilidir.insanlar sadece toplumu germemek için sessiz kalıyorlar, meydanlara inmiyorlar.

GNU forever
esenek  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 04:04

1 m2 de kaç kişi olabilir bakınız

edemir  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 07:19

oradaki 10cm'lik boşluklar yürüyüş esnasında belki vardı ama çoğu yerde 20cm'lik boşluk göremezdiniz. tek sıra halinde balık istifi dizilmiş insanları yararak ilerilere veya gerilere gitmeye çalışan insanlardan bahsediyorum. insanların topluca yürüyüş yaptığı yerlerden bahsetmiyorum. bu durum mitingin başında vardı. "balık istifi ayakta durma düzeni"ni düşündüğümüzde 4 kişiden fazlası rahatlıkla sığıyor ve yer yer 6, belki 7 kişinin aynı metrekare içinde sıkıştığı ve uzun bir süre öyle kaldığı oldu.

ers  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 09:34

@ordoabchao @ers Çıkışım için beni suçluyorsanız durmayın devam edin. Agentforistanbul anlamına gelelim bir callcenter çalışanıyım ve Nickimin anlamı İstanbul'un Müşteri Temsilcisi. Her tarafta nicklerini değiştirip aynı şeyler karalamaları yazan insanlar var. Uyanın bu vatanın gerçek sahibi Türk Gençliği, Uyanın ve Atatürk'ün Gençliğe hitabını okuyun, Okuyun ülkenizin kimin tarafından işgale uğratıldığını okuyun. Okuyun ve tepkinizi gösterin, sessiz kalmayın....

Atam Türkiye şeyhler, dervişler, müritler devleti olamaz.
agentforistanbul  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 11:42

@agentofistanbul niye nikinin anlamini aciklama ihtiyaci duydun ki? ben sadece nazire yapmistim, senin kimsenin ajani olmadigini hepimiz biliyoruz sadece senin yaptigin satasmanin (ne kadar para aliyorsunuz satasmasi hatta hakareti) ne kadar seviyesiz oldugunu anlatmak icin yaptim. yoksa hic bir ajan nikini agent yapacak kadar gerizekali degildir...oyle olsa cok komik olurdu ha

isgal sozune gelince cem yilmazin gora da dedigi gibi "hava hava" memleket isgal altinda olsa sana oyle gosteri yaptirirlar miydi? sen isgal gormemissin isgali benim dedelerim ege' de gordu 1918 de. az daha oyalanalim bu krizle kuzey irak' ta da ati alan pardon hummeri alan musulu gecsin.

yurumeye devam et ama benden sana tavsiye kiminle beraber yurudugune dikkat et cunku yaninda bu sefer gercek ajanlar, darbeciler, isgalciler vardi (bkz @gercekyorum' un yorumlari) bu arada acaba ataturk' e hakaretten sinop cezaevinde hapis yatan Sabahattin Ali' nin hapiste yazdigi aldirma gonul'u soylerken mitngdekiler ne hissettiler? asil sorulmasi gereken soru acaba AK parti karsi miting duzenleseydi ne kadar insan toplanirdi daha mi cok daha mi az.

mitingin destekcilerinden sn baykal son duydugumda "cumhurbaskanini halka sectirmem bu dupeduz padisahliktir" demis bence ya hic padisah gormemis veya halki bir tarafina takip sallamiyor. bu arada dun de dokturup "mitingde bize verilen mesaji aldik halk bize birlesin diyor. gein bizim partinin catisi altinda birleselim" diye cagri yapmis (bkz mitingden rol calma). soylenecek tek sey kaliyor HAVA HAVA. ak partiye az daha yuklenilirse secimden sonra cumhurbaskani secilirken 367 kanadoglu' nun adi 550 kanadoglu olacak gibi.

niye yorum yapiyoruz ki zaten eminim haftasonu fernebahcenin puan kaybetmesine uzulenlerin sayisi anayasa mahkemesi 367'yi reddetseydi uzuleceklerin sayisindan daha fazladir.

ChaOs rUleZ!!!
ordoabchao  |  (0 puan) 02 Mayıs 2007 18:13

@ordoabchao Sen Fenerbahçe nin kaybetmesine üzülebilirsin ben bir Trabzon lu olarak sevindim buna. Şimdi iş mağduriyete dönüştürdünüz; Sabahattin Ali Atatürk'e hakaret ettiği için hapisde yatmadı (bunu itiraf etme cesaretini gösterin en azından, apaçık yalan söylüyosunuz) Nazım gibi Komunistlik suçlamasından yattı ve sizin gibiler belki de akıl hocalarınızdan biri tarafından Kırklareli dağlarında hunharca öldürüldü - şu an cesedi bile nerdedir bilinmemektedir - Türk cumhuriyet tarihini , yakın Türk tarihini okuyan her insan , yaşlılarla konuşan araştıran her insan bunu farkedecektir.
Yıllarca Fethullah'ın Işık evlerinde abi telkinleriyle tam bir Yobaz olarak yetiştirilmeye çalışılan, ve onlar tarafından harp okuluna sokulmaya çalışılan ben ,Ailesinden sayısız hafız çıkmasına rağmen gerçek bir demokrat ve atatürkçü olan rahmetli babam sayesinde ancak 18 li yaşlarda gerçeği gördüm. Babam fikirlerime karışmazdı gerçek bir demokrattı, kuran kursuna da yolluyan , okumam için sarfeden de oydu. Ama beni etkilemeye çalışanlar, binlerce saçma yalanı ortaya atanlar ne olacak. Çok güzel bir atasözümüz vardır : "Çamur at , izi kalsın" Bunlar yalan söyleye söyleye millet artık gerçek zannedecek. Uyanın Türk Halkı , uyanın....

Atam Türkiye şeyhler, dervişler, müritler devleti olamaz.
agentforistanbul  |  (0 puan) 03 Mayıs 2007 10:35
PHP'si iyi olan web2.0'cı (nasıl oluyorsa) aranıyor. Başvuralar özel mesaj ile.
tiviti  |  (0 puan) 05 Mayıs 2007 17:29

gerçekler! ha..

dindar insanları hep bir gizli gündemleri, bir artniyetleri oldugu yaftasıyla suçlayanlar , insanların dini degerlerini , inançlarını ve bireysel haklarını özgürce yaşayabilmelerini engellemek için laikligi hep baskı aracı olarak kullandılar.

laikligi ve atatürkü ne yazık bu pis emelleri için zorbaca ve insafsızca kullandılar. aslında bunların hep bir gizli gündemleri vardı laiklik ve atatürkün arkasına sakladıkaları.. milletin gerçek anlamda iktidar olmasını engellemek.. milletin inançlarını rahatça yaşamasını engellemek..

aslında bunlara göre cumhuriyetin ve laikligin tehlikede olması demek, çiftlik mantıgıyla ve totaliter zihniyetle yönettikleri ülkenin rant kaynaklarının ellerinden gitmesi demekti . ülkenin gerçek sahibinin yani halkın ellerine geçmesi demekti.. çünkü alışmışlardı yıllardır laiklik, atatürkçülük ve rejim kaygısı üstünden ülkenin rantını devşirmeye..

her fırsatta atatürkün kurdugu partiyiz, cumhuriyet degerlerine sahip çıkıyoruz diye istismarda sınır tanımayanlara, atıp tutanlara sormak lazım, halkın yüzde sekseni niye size karşı? çünkü halk atatürkü sevmenin, cumhuriyet degerlerini ve laikligi sahiplenmenin bunları istismar etmek olmadıgını çok iyi biliyor ve bunları yapanları halkın özgür iradesinin sandıga yansıdıgı hiç bir seçimde iktidara getirmiyor ve büyük çogunluk olarak -yüzde 80- bunlara karşı çıkıyor. ama bunlar hala akıllanmıyorlar, bu ortak degerleri istismar etmek için geri durmuyorlar . postallı demokrasiyle, köşe başlarını tutarak , zorbalıkla kendi anlayışlarını çogunluga dayatmaya kalkıyorlar!

laiklik ve atatürkçülük maskesini kullananan bu zorbalara "hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sözünü gerçek atatürkçülerle beraber hatırlatmamız gerekiyor, özgürlük ve demokrasi hiç bir ülkede hiç bir zaman kolay yerleşmemiştir.

edemir  |  (0 puan) 05 Mayıs 2007 23:12

dindar insanlar mı? ben dindar insanlar tanıyorum, evet. ayrıca dinin arkasına başka şeyleri sıkıştıran sözde dindar insanlar da tanıyorum. ikinci tipte olanlar o kadar çok ki..

devletin çeşitli kurumlarındaki korkutucu boyutlara ulaşmış fettullah'çı örgütlenmeyi (ki iç yapılarını, nelerden beslendiklerini hemen herkes çok iyi biliyor) inkar mı edeceksiniz, görmezden mi geleceksiniz? akp'nin kadrolaşma (diğer adı kayırma, torpil) konusunda en başarılı iktidarlardan biri olmadığını mı söyleyeceksiniz? insanların dinini sömürür ve onlara bir iş sağlarsanız, sizin zorlamanıza gerek kalmaz, onlar sizi desteklerler. "gerçek atatürkçüler"miş.. ben gerçek atatürkçüler tanıyorum ve kemalist sözcüğünü duyunca küfre başlayanlar tanıyorum. lütfen! bu insanlara daha küçüklüklerinden itibaren neler dayatılıyor, neler öğretiliyor çok iyi biliyorum. gelip de bana hala dindar demeyin. benim yakın akrabalarım, yakın arkadaşlarım var bu işin içinde. yaşam tarzlarını, dertlerini, tasalarını çok iyi biliyorum. aynı şeyleri yapan, aynı şeylere inanan, aynı insanlar tarafından sömürülen (sadece düşünce ve inanç olarak değil, para olarak da; düzenli olarak para toplanıyor bu insanlardan, bilmiyor muyduk sanki?) nedense -yediklerinden içtiklerinden midir, başka bir nedeni var mıdır bilinmez- hepsi aynı şekle (tombul yüz ve vücut hatları, anlamını yitirircesine boş bir yüz ifadesi [nur mu diyorlar buna?], mümkünse yirmi yıl önce moda olmuş gözlüklerden ["modaya uyan" bi insan diilim, ama gözlükler de güzel değil ha], nasıl oluyorsa olup aynı şekle giren bıyık ve sakallar) giren, yirmi dört saat evrim tartışıp yirmi dört saat boyunca ikiyüz kırk ayrı şekilde haklı çıkıp ego tatmini yapabileceğiniz ama bir yerden sonra gerçekten sıkan, başkalarının yaşam tarzlarına saygı göstermeyen ("senin dinin sana benim dinim bana" yazar kuran'da; ama sürekli "cehennemde yanacaksınız", "azap gününden korkun" türünden söylemlerle gelir bu arkadaşlar, ibret verici hikayeler dağıtırlar, bahar festivalleri sonrasında gazetelerinde üniversitemiz meyhane ilan edilir.. örnekler gerçekten çok, devam edebilirim, edebilir herkes yeterli olmadıysa), bu ülkede farklı dinlerden, farklı inançlara ya da farklı "amellere" sahip insanlar bulunabileceğini sürekli göz ardı eden insanlar bunlar. demokrasinin silahını kullanıyor olmaları onları haklı çıkarmıyor. demokrasi kendisini feshedebilen bir sistem(bkz: demokrasinin kaldırılmasını oyluyoruz kabul edenler, etmeyenler..). ayrıca demokrasi on delinin dokuz akıllıyı yönetmesi anlamına da gelebilir. yani çok olmak bir ölçüt değil. ama üzgünüm, eğer bizim yaptığımız şey demokrasiye aykırı ise %10'luk seçim barajının bir sonucu olarak akp'nin tek başına iktidar olması ve mecliste bütün ülkeyi bir "hükümdar"mışçasına yönetebilecek çoğunluğa ulaşması da demokrasiye aykırıdır. son olarak; türkiye'de demokrasi eğer laikliği tehlikeye atıyor ise vazgeçilebilecek bir şeydir, fakat laik cumhuriyetin mevcudiyeti hiçbir koşulda kastedilemez, vazgeçilemez bir şeydir. bu söylediklerime rağmen hala "demokrasi(!) demokrasi(!)" diye çığırıyorsanız "şair burada külaha sesleniyor!" derim.

ers  |  (0 puan) 06 Mayıs 2007 12:44

Bir kere şunu kafanıza yerleştirin “halka ragmen halk için” , “halk cahildir her zaman dogruyu bilemez ve seçemez” düşüncesi faşistce bir mantıktıktır . maalesef ki halkın özgür iradesinin sandıga yansımaya başladıgı 60 yıldan bu yana bundan rahatsız olanlar bu argümanlara sarılmışlardır. Zorbalikla çöktüleri bu ülkenin rant kaynaklarının ellerinden gidecegi düşüncesi bunları kan görmüş boga gibi saldırgan yapmaktadır. Ve bazı kitleleri Atatürkçülük , laiklik cumhuriyet gibi kavramlar üstünden manipüle etmektedirler.

Dini ve özgürlükleri kısıtlamak adına demokrasiyi oyuncaga ceviren bu faşist ve zorba kafaların saddamdan ve baas rejiminden hiçbir farkı yoktur. Zamanında ırak da laik bir ülkeydi!!! Gerçek demokrasi olmadan laiklik hiçbir anlam ifade etmez. Laiklik ve demokrasi birbirine bütünleyen , tamamlayan kavramlardır. Laikligi dine baskı ve özgürlükleri kısıtlamak için kullananlar gerçek demokrasiye her zaman karşı çıkmışlardır. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir sözü ortada dururken cumhurbaşkanını halkın seçmesi fikrinden rahatsız olanlar kuduz köpegin sudan kaçması gibi kaçmaktadırlar, bu mu halkçılık? Bu mu demokrasi?

Demokrasi düşünce özgürlügü degildir, düşünceyi ifade edebilme özgürlügüdür.. inandıgını özgürce yaşayabilme serbestligidir. Bundan rahatsız olanlar diktaörler ve faşistlerdir. Kendi düşüncelerini ve hayat tarzlarını zorla dayatanlardır. Çünkü o zaman istedikleri gibi at koşturamayacaklar, ülkenin kaynaklarını istedikleri gibi sömüremeyeceklerdir. Bu baglamda hak ve özgürlükleri kurmuş oldukları daha dogrusu zorbaca ele geçirdikleri sistem için en büyük tehdit görmeleri gayet anlaşılabilir bir şeydir ama korkunun ecele faydası yoktur.

Siz devleti sahiplenmeye ve size vaat edilmiş bir ganimet olarak görmeye kalkarsanız sizin gibi düşünmeyen ve yaşamayan inasanların devlette ve sosyal hayatta görünür hale gelmesini; görevler almasını elbette tehlike olarak göreceksiniz. Laiklik, cumhuriyet tehlikede diye atatürkü istismar ederek insanları ve güç merkezlerini manipüle deceksiniz, halbuki bir şekilde üşüştügünüz ve zorbaca ele geçirdiginiz rant kaynaklarınız elinizden gitmesidir tehlike diye bagırıp durdugunuz şey. O yüzden de demokrasi sizin için hiçbir anlam taşımaz yeri geldiginde ırzına geçilebilir ortadan kaldırılabilir, yalnızca sizin ilkel görüşleriniz dogrultusunda olursa bir anlam taşır.

Bu ülkede laiklik ve cumhuriyet tehlikede diye onlarca kez demokrasinin ırzına geçilmesine ragmem gerçek anlamda hiçbir zaman dinden kaynaklanan bir kalkışma ve tehlike olmadı ,oldu diye gösterilmek isten şeyler de ya manipülasyon ya da tezgahdan ibarettir. öyle birkaç marjinal hareketler olmuşsa da halkın çogunlugu hiçbir zaman böyle şeylere prim vermedi vermez de. Halkın dini inaçlarını sadece özgür bir şekilde yaşamaktan başka talebi olmamıştır ama zorbalar bunları bile içine sindiremiyorlar. Kutsal ve dini olan her şeye laiklik adı altında saldırıyorlar. bunların irticayı sanal bir canavara dönüştürüp ülke gündeminden sürekli düşürmeyerek suni gündem oluşturma çabaları beyhude bir ugraştır halk da zaten bunları görüyor ve biliyor dedigim gibi halkın serbest iradesinin sandıga yansıdıgı hiçbir seçimde bunlar sandıktan çıkamamışlardır ve çıkamayacaklardır.

Zorba ve diktatör hiçbir sistem ve düşünce ayakta kalamaz payidar olamaz.

edemir  |  (0 puan) 06 Mayıs 2007 15:11

bütün bunları nereden çıkardınız bilmiyorum. nerede zorba? halka rağmen halk için nerede? ben size yaşadığım ve türkiyenin dört bir yanında insanların yaşadığı şeylerden örnekler veriyorum. siz bana "hiç olmadı din istismarları" diyorsunuz. lütfen! inandığını, ya da yaşam tarzını özgürce yaşayabilme vicdanını özgürce kullanabilme serbestliğini bu insanlar bizden esirgiyorlar diyorum. baskıcılıktan bahsediyorsunuz, zorbadan bahsediyorsunuz, vicdan, din özgürlüğünden bahsediyorsunuz. komik, çünkü ben de aynı şeyden bahsetmiştim. laiklikten bahsediyorsam "vicdanı hür" insanlardan bahsediyorumdur. ama benim ülkemde bir kesim insan din diye insanlara saçma sapan batıl inançları, sembolist saçmalıkları, doğu ve arap özentisin i(bunun yanında türkçe'yi daha önceden kullanmaya alışık olmadığımız arapça ve farsça sözcüklerle doldurmak da hediye olarak geliyor), tuhaf ve din ile doğrudan bağlantısı olmayan bir yaşam tarzını yutturmaya çalışıyor, ve adı "din" olunca insanlar sorgulamaktan çekindiği için, kendilerine iş olanakları ve çeşitli teşvik edici şeyler (ücretsiz dershane, özel okul kaydı; terfi, araba, [cennette yer :)]) verildiği, vaadedildiği için bunlara inanmak zorunda kalıyor. paralar toplanıyor, gizli toplantılar yapılıyor, yeni üyeler kazandırılıyor.. "islami" terör örgütlerine kadar uzanıyor bu işin ucu. baskı kime yapılmakta, şimdi söyleyin. bunların hepsi benim ve çevremdeki insanların şahit olduğu şeyler. ne uydurma ne de birilerinin, sizin söylediğiniz gibi, "laiklik ve cumhuriyet çığırtkanlığı" yapmak için uydurduğu şeyler. hala "yalan, böyle bir şey yok!" diyorsanız hiç tartışmayalım. zorba? baskı? din ve vicdan özgürlüğü?.. değindim değil mi bu konulara? sırada ne var? devleti sahiplenme meselesi. cumhurbaşkanlığı makamının şu anki ve şundan sonraki konumunu bir "onay memuru" olarak gören bir başbakanımız var. kendisi aday göstereceği kişinin adını açıklamak konusunda da son güne kadar çıt çıkarmayarak cumhurbaşkanının "devletin bütün yönetim yetkisini elinde tutan başbakan" tarafından atanacak bir memur gibi algıladığını bir kez daha gözler önüne serdi. peki kendisi nedir efendim? cumhurbaşkanı adayı ilan edilirken neden "abdullah gül ile tayyip erdoğan'ın akp'yi birlikte kurdukları" vurgulandı? cumhurbaşkanının siyasi yüzünün silinmesi gerekmiyor muydu? peki önceki cumhurbaşkanımız seçilirken neden önceki başbakanımız son güne kadar beklettikten sonra "kendi partisinden tek bir aday" sunmadı? neden bir hukuk adamı aday gösterildi? akp'nin amacı iktidarı elinde tutmak olmasın! yok yok! değildir! tayyip erdoğan cumhurbaşkanını bir onay memuru gibi görürken neden kendini türkiyedeki her şeyin üstünde görüyor? sahiplenmek olmasın bu? meclis içi, parti içi demokrasiyi yok saymak olmasın! yok yok değildir!

ers  |  (0 puan) 06 Mayıs 2007 18:07

Almanya'da ilk-orta okula gittiğim için diyorum, din dersini paşa paşa veriyorlar. Ayrıca katolikler ve evangelistler için iki ayrı dersleri var. Bizlere de Türkçe dersi vardı. Ki din dersi 13'üncü sınıfa kadar vardır. Kimse de din dersi var, ülke elden gidiyor demez.

Avrupa böyle çağdaş, şöyle çağdas diyerek, düştüğünüz hale bir bakın. Yazıklar olsun.

Dağlara çıkamayan uzakları göremez... Arslanlar Şehri
Farslan  |  (0 puan) 06 Mayıs 2007 21:34

kimseye özendiğimiz yok. "ne abd ne ab tam bağımsız türkiye" sloganları vardı çağlayan'da. avrupa ülkelerini de bir çağdaşlık kriteri olarak alan yok burada. derdimiz çağdaşlık da değil hem. almanyada din, din dersleri nasıl algılanıyorsa öyle algılanmaya devam etsin. oradaki insanlar laikliği ve dini farklı algılıyor diye biz de öyle algılayacak değiliz ya. kimse "din dersleri yüzünden ülke elden gidiyor" da demedi. evet önemli bir konu din dersleri, ama çok kilit bir nokta değil, tartıştığımız konu ile karşılaştırıldığında.

ers  |  (0 puan) 06 Mayıs 2007 23:46

ben avrupa ülkelerini insanlarının yaşam tarzları dışında(ki bu toplumdan topluma değişir) çağdaşlık ölçüsü olarak almamızın çoğu zaman doğru sonuçlar üreteceğini düşünüyorum.
din dersleri konusunda da düşüncem odur ki din derslerinde sadece sünni mezhebe dayalı kaynaklardan anlatım olmasın alevilerin ayrı bir müfredatı olsun.hatta ruhban okulu bile açılsın.biz kendi mescidinde hristiyanların ibadet etmesine müsade etmiş bir peygamberin getirdiği dine iman ediyoruz.(lafım edenlere.etmeyenleriı yok sayma söz konusu değil)

GNU forever
esenek  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 02:23

ayrıca efendim şimdi cumhuriyetimizin 6 temel ilkesinden olan laiklik fransızların lasisizminden esinlenerek oluşturulmuştur.wikipedia laiklik makalesi lafımı açayım: fransız usulü laikliğin evrimleştirilmiş , hafifletilmiş ve halkımızın değer yargılarına göre şekillenmişidir.fakat iş uygulamaya bindiği vakit derin farklılıklar görülmektedir.örneğin fransa'da devlet değil özel kurumlar(tarikat kiliseleri) din adamı yetiştirmektedir.amma velakin bunu türkiye'de yapacak olursanız bazı gruplar bunu bir piyasa havasında görüp olaya el atacaktır.sonra gerçekten tarikatçı bir yapılanma olacak imamların arasında bu şekilde.bu bir kere türkiye'de uygulanabilecek birşeye benzemiyor.
+ biz laiklik kavramını batıdan almışız.medeni kanunu onlara göre düzenlemişiz.nasıl onları çağdaşlık ölçüsü olarak alamayacağız?kimseyi almak zorunda değiliz diyeceksiniz biliyorum.fakat muasır medeniyetler seviyesine yükselmek istiyorsak kendimize muasır bir ölçü bulmamız gerekmez mi?ölçümüz yoksa biz neye göre yükseleceğiz?

laiklik de hiçbiyere gitmiyor efem.insanlar laiklik gidiyor diye yaygara koparıp hem kendilerine siyasi rant elde ediyorlar hem de muhafazakar insanlar üzerinde baskı kuruyorlar.insanları şeriatçı bilmemne diye damgalıyorlar.

hatırlıyorum danıştay saldırısı sonrası da duvarın birine(valla tv de gördüm izlediğim kanalın yalancısıyım) "kahrolsun şeriat" yazmışlardı.bu örnek bile ülkemizdeki kutuplaşmayı yeterince açıklıyor.niye kahrolsun ki kutsal bir kitabın emrettiği kurallar bütünü?yani ben şimdi kahrolsun tevratın içindeki düzen, kahrolsun tevrat desem (ki niye diyim) direk faşis bu başka insanlara tahammülü yok derler.ama kendileri böyle saçma sapan yazılar yazınca modern oluyorlar.

ayrıca nurcular cocuklarımızı kandırıyor diye söylüyorlar sürekli.hristiyanlar misyonerlik yaparken susun müslümanlar yapsın kızın.olmaz böyle iş.benim oturduğum şehirde hristiyanlar böyle evlere çağırıp içinden yeşil mi yeşil dolarlar çıkan inciller veriyorlar.küçük fakir çocukların böyle istismar edilerek beyni yıkanırsa bu kabul edilemez.müslümanların veya herhangi bir dine mensup insanların yapması da kabul edilemez.

fakat şu anlaşılsın ki bu olaylar en çok devletini ülkesini seven samimi dindarları üzmekte.çünkü damgalanmaktan korkuyorlar.hem de haksız yere.

GNU forever
esenek  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 03:25

ha madem laiklik fikrini onlardan almışız, ölçüt onlardır değil mi? çağdaşlığı da onlardan almalıyız. iyiyi ve güzeli biz hiç düşünemiyoruz. hiç üretemiyoruz çünkü. siz hiç mi kişiler, devletler üzerine düşünmek yerine fikirler üzerine düşünmeyi denemediniz? "laiklik" bir düşünce, kim ortaya çıkardıysa çıkardı, elimizde bu var, bizim anayasamızdaki laiklik ve atatürk'ün bahsettiği laiklik anlayışı var. çağdaşlık diyince hepimizin aklında az çok bir şeyler canlanıyor. en azından üreten, yaratan insanlar isek çağdaş yaşayabilmek için neler yapabileceğimiz konusunda fikir üretebiliriz. kendimize örnek almak kötüdür demiyorum. ama fransanın ya da ne bileyim, almanyanın etrafında dönerek, onlar ne yaparsa onu uygulayarak, "örnek almak" yerine "özenmek"i koyarak bir yere varamayız. ölçü mü istiyorsunuz? ölçü kendinizsiniz, kendimiziz.

ayrıca tekrar etmek zorunda kalacağım, konumuz çağdaşlık değil. çağdaşlık için laiklik istemiyoruz. laiklik için, özgürce yaşayabilmek için istiyoruz.

şeriat sözcüğünün anlamının bilinmemesi, yanlış kullanımı ile ilgili bir örnek vermişsiniz. e o zaman madem o yazıyı yazan arkadaş büyük(!) bir hata yaptı, bütün laiklik savunucuları hatalı sayılsın. peki efendim. bırakın insanlar istediklerini yaptıktan sonra kendini modern, çağdaş saysınlar, bırakın saysınlar, çünkü konumuzla bunun ilgisi yok.

kimse "misyonerler yapınca iyi, nurcular yapınca kötü" demedi. ayrıca yaptıkları işler de bambaşka. biri farklı bir dine çekme, diğeri kendi dinindeki adamı farklı inançlara sürükleme, parasını, dilini, dinini, düşüncelerini ve oyunu çalma. farklı şeyler. benzer şeyler olsa bile bunun; iki davranışın haklı ya da haksız çıkmasında ya da karşınızdaki bunların birinden bahseden kişilerin haklı ya da haksız çıkmasında etkisi yoktur.

ülkenizi sevin, dindar olun, laik bir ülkeye dindar insanlar da en az dindar olmayanlar kadar yakışır zaten.

"laiklik hiçbir yere gitmiyor."? buna cevabım yok. hem gerekli cevabı önceki yorumlarımda verdiğimden, hem de "laiklik hiçbir yere gitmiyor." sözünün sizin kullandığınızdan farklı bir anlamda kullanmayı tercih ettiğimden.. "laiklik hiçbir yere gitmiyor."

ers  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 09:47
Gerçekler :)
Gerçekler :)

resmin büyük hali
PHP'si iyi olan web2.0'cı (nasıl oluyorsa) aranıyor. Başvuralar özel mesaj ile.
tiviti  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 13:51

boşlukları öyle acemice kırmızıyla dolduranlar, komik ugraşlar içine girenler, seçim sandıkları memleketin önüne kondugunda sandıkları da doldursunlar görelim :)

halkımızın büyük bir çogunlugu -yüzde seksene yakını- çagdaş degerleri, laikligi, atatürkçülügü, cumhuriyeti savundugunu iddia edenlere niye oy vermiyor, niye iktidara getirmiyor?

ben söyleyeyim niye oldugunu, çünkü halkımız da sagduyu var, vicdan var.. malum partilerin çagdaş degerleri, laikligi, atatürkçülügü, cumhuriyeti savunuyor gözükmeleri tamamen hikayeden, istismardan, göz boyamadan ibaret.. bu degerler üstünden rant devşirmekten ibaret.. aslında bunlar kelimenin tam anlamıyla faşistler.. işte sagduyunun hakim oldugu halkımızın büyük bir çogunlugu bunu çok iyi biliyor ve görüyor.. bu zorbaları her 4 senede bir cezalandırıyor. ama bunlarda öyle kalınlaşmış bir deri var ki bunu hissedemiyorlar bile..

edemir  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 15:38

Korkunun sosyolojisi

Seri Cumhuriyet mitingleri hiç kuşku yoktur ki, ciddi bir sosyolojik analizi hak ediyor. Katılanların motivasyonları açısından; kürsü hatiplerinin konuşmaları, katılanların pankartları ve sloganları ilginç bir söylem ortaya koyuyor. Demokrasi ve ifade özgürlüğü adına ne istiyorsa istesin bu hareketi gerçekten tebrik edebilmek isterdim. Oysa daha önce de söylediğim gibi bu mitinglerde bir araya gelenler Türkiye'de ifade özgürlüğü adına herhangi bir sıkıntı duyan kesimler değil. Hatta belki bunların en önemli özellikleri, her şeyin en fazlasını en ölçüsüz ve en geniş tolerans alanını kullanarak söyleyebilenlerden oluşmasıdır. Konuşmalarıyla kendilerine veya mazlum kesimlere daha fazla hak ve özgürlük istemiyor, aksine şımarıkça başkalarının özgürlüklerinin kısıtlanmasını talep ediyorlar. O kadar serbest davranabiliyorlar ki, halkın geniş kesimlerine karşı kin ve nefret aşılıyorlar da bir Allah'ın kulu bunları suç kapsamında değerlendiremiyor. Bu mitingler e-muhtıra süreci içinde artık gerçek anlamını bulmuştur. Bunlar açıkça darbe enstrümanı olarak çalıştırılıyor.

Ancak bu toplantılar arttıkça halkın “Öteki” kesiminde tam aksi bir karşılık bulmaya başlıyorlar. Allah'tan bu karşılığı mukabil hareketlerle yönlendirmeye çalışan bir niyet yok.

Mitingler üzerinden pazarlanmaya çalışılan bir söylem var. AKP politikalarının geniş halk kesimlerindeki kuşkuları gideremediği, halk kesimlerinde bazı korku ve endişelerin oluştuğu söyleniyor. Bu tez o kadar işleniyor ki, artık kimse doğruluğundan bile kuşku duymuyor. En sağduyulu yaklaşanlar bile AK Parti'nin bir korku nedeni olma ihtimalini yok saymıyor. Giderek sorumluluğu yine AKP'lilere yüklenen bir korku, siyasetin düzenlenmesi için mutlaka dikkate alınması gereken bir unsur olarak terfi ettiriliyor.

Oysa 4,5 yıllık icraatı içinde bu korkuyu haklı çıkaracak hiçbir uygulaması olmadı AKP'nin. Zaten korkuyu ifade edenler, yaptıklarını değil potansiyel olarak yapabileceklerini sayıyorlar. Eşlerin başörtüsü olayını bir korku kaynağı olarak anlamak mümkün değil. Kimsenin eşi örtülmüyor, kendi eşleri örtülü. Kimsenin hayat tarzına karıştıkları yok aksine her gün karışılan ve mahremiyeti didik didik edilip karışılan kendi hayat tarzları.

Oysa siyasal söylemin bir enstrümanı olarak, yani “bir politik kâr kaynağı olarak korku” çok özgün bir icat değildir. Boğaziçi Ü. Sosyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Nüket Sirman yıllardır “Duygu Sosyolojisi”nin bir konusu olarak korku üzerine dersler veriyor. Böyle zamanlarda kesin inançlılar kafaları karıştırır diye sosyologları dinlemeye yanaşmaz gerçi ama biz ona kulak verelim.

Bir konferansında Sirman, Frantz Fanon'un Siyah Deri Beyaz Maske isimli kitabında (ki bu kitap yaşayan en büyük Türk şairi Cahit Koytak tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir) geçen (s. 140) bir olayı aktarıyor:

Fanon, yanından beyaz bir kadın ve çocuğunun geçmekte olduğunu görür. Çocuk, siyah adamı (Fanon'u) görünce “Anne bak bir zenci”, der. Bunun üzerine siyah adam gülümser. Aynı olay ikinci defa tekrarlanır ve siyah adam tekrar fakat bu kez biraz daha az gülümser. Çocuk ve anne gittikçe yaklaşmaktadırlar. Tam önünden geçeceklerken çocuk, “Anne bak zenci!!” diye bağırır ve korkuyla annesine sarılır. Siyah adam donup kalmıştır, adeta buz kesilmiştir.

Bu olayda aslında siyah adam beyaz çocuğu korkutacak hiçbir şey yapmamış olduğu halde, hayatı boyunca “korkulacak biri olup olmadığını sorgulamak” zorunda bırakılır. Başkasının korkusunun kendisinde neye yol açtığını hesaplayabilirsiniz. Bizzat kendisi tarafından zamanla içselleştirilmiş bir ayırımcılık: Apartheid.

Hâlbuki o, korkunun sebebi değil, nesnesidir. Buna karşılık korkan kişinin yaptığı şey bir kucağa atılmak, bir kucağa sarılmak. Annenin kucağına.

Bu örnekte herkesin bildiği gibi korkan kişiye hiç bir şey olmayacaktır. Zaten bir tehlike olmadığı halde annenin (vatanın, kurumların, demokrasi dışı güçlerin) kucağına sarılarak korkulan kişiye yönelik bir şiddeti, bir tehdidi harekete geçirecektir. Buna karşılık “korkulan bir beden olarak siyah adam” bu korkuyu giderecek hiçbir şey yapamayacaktır. Onun varlığı bir korku kaynağı olmaya devam edecektir.

Aslında sorunun çözümü basittir: Korkunun kaynağı siyah adamın kendisi değil, onun hakkındaki algıdır. Bu algının üretilmesi bir toplumun insanlık suçu bir duygusuyla, yani ırkçılığıyla ilgilidir. Irkçılığın nesnesi (hedefi) olarak siyah adamın bunu giderebilmek için yapabileceği hiçbir şey yoktur.

Yasin Aktay

edemir  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 15:40

@edemir

Atma edemir din kardeşiyiz :)

Bu mitinglerde gördüğüm pankartlar arasında en çok güldüğüm buydu. "Atma tayyip Din Kardeşiyiz"

PHP'si iyi olan web2.0'cı (nasıl oluyorsa) aranıyor. Başvuralar özel mesaj ile.
tiviti  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 16:28
(ki bu kitap yaşayan en büyük Türk şairi Cahit Koytak tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir)

kısmına takıldım ben. hayır her cümlesine verecek cevabım var yazının (şimdiye kadarki yorumlarda öyle yapmadım mı? yaptım. cesaret edip de benim yorumlarıma cümle cümle, konu konu cevap verebilen de olmadı, suçlayacak adam aradıklarıyla, konuyu değiştirdikleriyle kaldılar, o ayrı tabi. :) ), bu cümlesine yok. "yaşayan en büyük Türk şairi"?? yaş olarak mı? çok gülünç eğer öyleyse. yoksa büyük derken edebi değer ya da ona benzer bir şey mi kastediliyor? çok vahim eğer öyleyse.

ayrıca değinmeden edemeyeceğim, yapılan o boyamalar(ki gerçekten boyama mıdır bilmiyorum) gerçekleri yansıtabilmek için yapılmış boyamalardır. kimsede miting sırasında çekilmiş bir uydu fotoğrafı yok sonuçta. bildirideki hesabı yapan arkadaş mitingin iyice seyrekleştiği bir anda çekilmiş bir fotoğrafa yorum yaptıysa, bırakın da bu resmi yaratan arkadaş aslında oraların nasıl kıpkırmızı olduğunu gösterebilmek için boyama yaparak hesabı onun üzerinden yapsın.

üçüncü bir şey.. "benim halkım duyarlıdır, benim halkım kime oy vereceğini bilir" şeklinde söylemler siyasetçilerin oy toplamak için kullandığı en eski yöntemlerdendir. çünkü seçimin "sosyolojisinde, psikolojisinde" sürü psikolojisi ve popülizm yatar. o yüzden bu tür sözleri bildirgeç'te köşede kalmış bir bildirinin yorumlarında değil de gidip daha çok oy toplayabileceğiniz bir yerde söylemeniz yararınıza olacaktır. saygılar efendim.

ers  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 20:06

Tartışma tee nerelere gelmiş... Ben de dayanamam vallahi bir iki kelam etmeden...

Şimdi efendim, AKP insanları, Tayyip Erdoğan ve benzerleri, Hocaeefendi neler yapmıştır? (Aklıma gelenler...)

1- Avrupadaki türklerin kandırılması, yeşil sermaye ile milyarlarca dolarlarının çalınması...

2- Sayın Bülent Arınç'ın "gelin laikliğin tanımını yeniden yapalım cümlesi..."

3- Türban konusunun siyasi bir rant, bir oy unsuru haline getirilmesi.

4- Milli Görüşçülerin ülkenin devlet kademlerine sızıp, hocaefendiye istihbarat uçurmaları...

5- Yine milligörüşçülerin öncelikle 3ü bir yerde(başbakanlık-meclis başkanlığı-cumhurbaşkanlığı makamları), daha sonra da beşi bir yerde(öncekilere ek olarak genel kurmay başkanlığı-yök başkanlığı makamları) ideallerinin peşinden koşmaları.

6- doc. dr necip hablemitoğlu suikasti.

7- Tayyip Erdoğan'ın Büyükşehir Belediye Başkanı iken yaptığı yolsuzluklar.

8- yine üst düzey milli görüşçülerin(RTE, bülent arınç, abdullah gül...) ideolojileri bir gömlek gibi görerek, iktidara geldikten sonra "gömlek değiştirdik" yalanları.

9- Cumhurbaşkanını halka seçtireceğiz dedikten sonra inatla abdullah gül'ü cumhurbaşkanı seçtirmek için seçim tarihlerini erteleyip, oy için milletvekillerine rüşvet teklif etmeleri(kim bu? RTE'nin amerika'da okuyan çocuklarına burs veren bir hayırsever)

10- Milli görüşçülerin geçmişte sağda solda cumhuriyet, laiklik, atatürk aleyhine ettikleri yüzlerce kelam.

inanın sıkıldım artık. ben de bir müslümanım ama, milli görüşçüler sayesinde islamdan bile soğuyor insan. böyle dememek lazım tabii ki, ama bıçak kemiğe dayanınca olmuyor işte, dayanamıyorum. Akp'nin sevgili neferleri, lütfen çok okuyun, çok araştırın. eminim zaten okuyorsunuzdur ama! okuduğunuzun yanında, neyi okudugunuz da çok önemlidir. Necip Hablemitoğlu'nu okuyun, Ergün Poyraz okuyun. Tabi hocaefendinizi de okuyun. hislerinizi bir kenara koyarak ama! objektif olmaya çalışarak...

Belki denilecektir ki, solcuların, milliyetçilerin, komünistlerin... yalancı atatürkçülerin, çevirdikleri şeyler çok mu güzel şeyler? Elbette ki hayır. Ama hiçbir kötü diğerinden daha iyi değildir. Kaldı ki, dinin istismarı sosyal bir suç olmanın yanısıra, Allah katında da suçtur. Şeyh Sait'i hatırlayın... Satın alınmışları hatırlayın. Siz sanıyor musunuz ki Milli görüşçüler her şeyi gerçekten "kendileri" düşündükleri için yapıyor? Siz gerçekten Fethullah gülen denilen yalancının(bu benim görüşümdür [tesadüftür, çoğu kimse gibi]) amerikaya, orayı çok sevdiği için mi gittiğini sanıyorsunuz.

Çok dil dökülür, çok konuşulur... Ama bazı şeyleri değiştirmek için asıl önemli olan, kabuğunuzu kırıp, bulunduğunuz yere "dışarıdan bakabilmenizdir".

ChatterBoxTr: Bi' göz at.
afs  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 20:50

efendim arınç niye laikliği yeniden tanımlayalım dedi biliyor musunuz?yoksa ezebere mi konuşuyorsunuzu?arınç o lafı etmeden iki güm önce cumhurbaşkanımız "sosyal alanı da kamusal alan gibi yapalım dini insanın sadece vicdanına indirgeyelim" dedi.bu nedemek oluyor ey akıllı türk gençliği ben istesem de sosyal alanda (evimde arabam da) namaz kılamam dini ritüelimi gerçekleştiremem.ezbere konuşmak kolay.önce adam ne için söylemiş ona bakın.cumhurbaşkanı böyle bir değişiklik diyince o da yeniden tanımlayalım dedi.bilmeden konuşmak kolay tabi.

GNU forever
esenek  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 21:20

bu tartışma gerçekten çok uzadı görünüyor ve ne yazık ki daha çok da devam edecek. yanlış anlaşılmasın, görüşlerini bildirmek isteyenleri eleştirmiyorum. amacım bir şekilde bu tartışmaları nasıl olumlu yöne çevirmek mümkün olabilir, sorusuna yanıt aramak.
Açıkçası bu sayfadaki tartışmaları her iki taraf açısından da genel olarak seviyeli ve objektif buldum. Çoğunluk tahrik edici, hakaret içeren, delilsiz iddialardan kaçınmış. Ama bu tip irrasyonel ifadeler toplumumuzda o kadar yaygınlaşmış ki, seviye ne kadar yüksek de olsa, yine burası da dahil her yere sızıyor.
Bence bu tartışma sadece iki taraftan oluşmuyor. Ana eksende iki kutup var, fakat onlarca farklı tartışma kutupu daha var. Ne CHP, ne de AKP tarafında olmakla birlikte, kendi bakış açılarından sorunlara yaklaşan pek çok kişi var. CHP ve AKP de homojen değiller.
Bir şekilde bütün bu tartışmaları toplu bir şekilde değerlendirip, tartışma boyutlarını ortaya koyup, karşılıklı olarak tarafların alması gereken derslere işaret edip, doğrularını ve yanlışlarını açıkça ortaya koyup, gerçek bir dostluk içinde Türkiye'nin yoluna devam edebilmesini isterdim. Ama bu çok zor görünüyor. Yüzlerce tartışma konusu madde var. Bunların her birine yönelik onlarca farklı argümantasyon şekli var. Bunların birine cevap verseniz, diğerleri eksik kalıyor. Onu da toplamaya çalışsanız, bu sefer ek tartışma maddeleri daha açılıyor. Hiç durmadan üreyen bir tartışma bu.
Belki demokrasinin daha fazla teknolojiye ihtiyacı var diyeceğim, ama o da inandırıcı gelmiyor. Teknoloji, toplumsal meseleleri çözecek bir sihir değil.
Ama şu da var ki, Türkiye'de siyasi tartışmaları yürüten kişilerin pek çoğu bilimsel ahlaktan uzak hareket ediyor. Tartışma usulleri konusunda ciddi eksiklerimiz var. Birileri eleştirildiğinde, hemen karşı tarafa belirli sıfatlar yapıştırıyor. Aslında yalanlanmış ve çerçevesinden koparılmış pek çok haber, defalarca tekrarlana tekrarlana, insanların kafasında gerçeklik hissi uyandırıyor. Ve bunlar gibi daha pek çok hata yapılıyor.
Neyse, lafı uzattım. Konuyu da dağıttım. Fakat benim dileğim, millet olarak gerçekten birbirimize daha hoşgörülü ve sevgi dolu oluşumuz. Milletimizle hep övünüyoruz, kendimizi hep milliyetçi görüyoruz. Ama bir tartışma olduğunda, kendi milletimizden insanlara, olmayacak suçlamalarda bulunuyoruz. Daha hoşgörülü olabilmemiz için, belki toplum olarak tartışma ahlakı ve sosyal bilimsel yöntemlerle ilgili daha fazla düşünce üretimi yapmalıyız.

mnuhoglu  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 21:45

@esenek, ey arkadaş! o cümlelerin öncesini, sonrasını bilmediğimi nereden çıkarttın. Yazdığım 10 maddenin her birini açıklamaya kalksam sayfalar sürer.

sosyal alanı da kamusal alan gibi yapalım dini insanın sadece vicdanına indirgeyelim
Evet doğrudur, din eğer sadece Allah ve onun kulu arasında ise, o halde sadece insanın kendi iç hesaplaşmasında yer almalıdır. Ne sosyal, ne de kamusal alanda din simgesi görmek istemiyorum(cami, kilise gibi yapıları kast etmiyorum tabii ki. İnsan üzerinde din simgesi...). Hatta daha ötesi, bir insanın diniyle gurur duymasından, dinini her fırsatta dile getirmesinden rahatsız oluyorum.
Bakınız Anasayasanın 4. maddesi ne diyor?(sadece hatırlatmak için, öğretmek için değil. Zaten her T.C vatandaşı biliyordur ilk dört maddeyi.)
Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Peki Anayasanın 2. maddesindeki "Cumhuriyet nitelikleri" nelerdir?
Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Bu maddeler her şeyi açıklıyor zaten.

Bir de dipsoru: Acaba hiç düşündünüz mü Akp iktidarda değilken kendilerini üniversite önlerinde zincirlere bağlayan türbanlı öğrenciler şimdi neredeler? Bu soruyu, cevabını buraya yazmanız için değil, sadece bazı şeyleri fark etmeniz için yazdım.

Bir de dipnot: @mnuhoglu, doğru şeyler söylüyorsun. ancak, insanlar bir kere uyarılır, ikinci kere de uyarılır... fakat aynı şeye devam ederse, üçüncü de suçlanır diye düşünüyorum. Buna rağmen, şu anda kimseyi suçladığım falan yok, sürç-i lisan ettik ise affola.

ChatterBoxTr: Bi' göz at.
afs  |  (0 puan) 07 Mayıs 2007 22:50

din sosyal alanda var ve hep var olacak(buna sadece dini değil insanların her türlü inançlarını dahil etmek gerekir).kimse sosyal alandan inançlarımızı soyutlayamayacak.buna bu halk izin verir sanıyorsanız yanılırsınız.burası tunus değil.tunus da bile artık sokakta başı kapalı gezebiliyorlar.

cami kilise gibi yapıları kastetmeme olasılığınız söylediğiniz cümleye göre sıfır.çünkü onlarda sosyal alan içinde.evim de sosyal alan içinde arabam da..hayır siz görmek istemiyor olabilirsiniz ama insanlar inançlarını yaşamak istiyor.ne var yani ben boynuna nal kadar haçla dolaşan bir adam görsem hiç rahatsız olmam.fakat toplum genel olarak olur.çünkü biz farklılıklarla bir arada yaşamayı öğrenememiş bir toplumuz.

eğer farklılıklarımızla bir arada belli bir hukuk içerisinde yaşamayı öğrenmezsek farklılıklarımız bizi kötü noktalara götürecek.toplumsal kırılma noktaları oluşacak. bugün kin ekersek yarın kan biçeriz.çocuklarımıza daha yaşanılabilecek bir ülke bırakmak niyetindeysek sağduyulu olalım.herkesin bu ülke için veya kendisi için kaygıları var.fakat bu kaygıları dile getirirken dikkatli olalım.sağduyulu bir biçimde anlatalım.

zaten anayasanın maddesinde devletin laikliğinden bahsediliyor.laiklik doğası gereği devlet için tanımlanmış.(bunun bir yorumu olarak da kamusal alan).fakat doğası gereği de birey için tanımlı değil.

akp iktidardayken de "başörtüsüne özgürlük" mitingleri yapılıyor.belki görmemiş duymamış olabilirsiniz.ya da yaşadığınız şehirde yapılmıyordur.burda akp iktidardayken 3-5 kere miting yaptılar.maalesef hepsinin samimiyetine şahsen inanmıyorum.

fakat anayasamız da çelişkilerle dolu bunu ben değil kaçkere elinden geçirip düzeltmeye çalışmış olan sayın hasan celal güzel söylüyor(ilk halini düşünmek bile istemeyiz).

son günlerde bir takım liberal olarak yansıtılan kişiler tv de demokratik bir ülkede değiştirilmesi teklif edilemeyecek bir yasa olmamalıdır filan diyorlar.diyorlar ki efendim bu kutsal metin mi ki aynen kabul edelim.ben de onlar gibi düşünmüyorum.o yasalar değiştirilmemeli.fakat yarın ab dayatırsa böyle değiştirilmesi mümkün olmayan yasa mı olur aa hangi devirde yaşıyoruz, ilerleyin canlarım derse ne yapacağız merak etmekteyim.

son olarak hatırlayalım ki birçok anadolu şehrindeki kurtuluş mücadelesi(maraş, antep vs vs) bu peçe-başörtüsünden dolayı patlak vermiştir.istanbulda da türk kızlarına sarkıntılık eden askerler linç filan edilmiştir.yani bunlar bana aslında bu halkın bazı temel değerleri olduğunu hatırlattı.

bu ülke de eğer tunus a filan benzeyecek olursa eğer yazık olur.sütçü imamların şahin beylerin kemikleri sızım sızım sızlar.ha sonra biz de meydanlarda milliyetçilik nutukları atar kemiklerini sızlattığımız atalarımızla övünürüz...

GNU forever
esenek  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 02:56

@afs laiklik deyince hepimiz dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını anlıyoruz. burada önemli bir konu şu, din nedir? din deyince sadece islamiyet, hristiyanlık ve budizm gibi büyük dinleri mi anlamak gerekir? yoksa mesela adamın biri kendine yeni bir din tanımladığında onu da kapsar mı? ayrıca yeni bir din tanımlamanın ne olduğu da önemli bir soru. bir fikir, ne zaman artık dünyevi olmaktan çıkıp, dini alana girer?
dürüst olayım, bu konuya çok fazla kafa yormuş değilim. o yüzden sözlerimde hata olabilir. muhtemelen felsefeciler, sosyologlar bu konuyla ilgili daha derin araştırma yapmışlardır. ancak yine de kendi anladığım cevabı kısaca vermeye çalışayım.
bir fikir eğer bir varlığa kutsallık atfediyorsa, o fikir dinsel bir özellik içeriyordur. yani dünyevilikle dinselliği ayıran şey, kutsallık özelliğidir. mesela müslümanlar için Kabe kutsaldır. Allah'ın kitabı kutsaldır. dünyevi açıdan bakıldığında, Kuran da bir kitaptır, Büyük Larousse da bir kitaptır. müslümanlar açısından Kuran kutsal göründüğünden, buna yönelik bir kısıtlamayı veya küçümseyici davranışı kendi kutsallarına yönelik bir saygısızlık ve dini özgürlüklerin sınırlandırması olarak değerlendirirler.
fakat kutsallar yalnızca alışılmış dinlerle sınırlı değildir. tamamen dünyevi alanda da pek çok kutsal vardır. mesela vatan toprakları, milliyetçiler için kutsaldır. Atatürk'e "yüce Atatürk" diye hitap edenler için Atatürk kutsaldır. Pek çok kişi için ordu, Anayasa mahkemesi gibi kurumlar da kutsaldır.
İsteyen herkes, istediği herhangi bir şeye kutsallık atfedebilir. Bu düşünce özgürlüğünün ve laikliğin bir parçasıdır diye düşünüyorum. aynı zamanda laikliğin, insanların kutsal gördüğü her şeyin korunması için tanımlanmış bir kavram olduğunu düşünüyorum. eğer bu mantık örgüsü doğruysa, kabul ediyorum ki hata yapmış da olabilirim, kamusal alan diye tarif ettiğimiz alanda herhangi bir dine karşı kısıtlama getirmeyi meşrulaştırırsak, laiklik ilkesinin kutsallar arasında ayrım yapmaması gerektiği ilkesinden hareketle, aynı kısıtlamaları tüm kutsallara getirmek gerekir. Bu son söylediğim tamamen felsefi tutarlılığı sağlamak açısından önemli. yoksa sorun şu ki, gerçek hayatta felsefi tutarlılık çoğu zaman pratik faydalara kurban edilmekte.
Dolayısıyla @afs'nin belirttiği şu söz:

bir insanın diniyle gurur duymasından, dinini her fırsatta dile getirmesinden rahatsız oluyorum.

eğer yukarıda bahsettiğim mantık doğruysa, bu sözdeki rahatsızlık meşru bir rahatsızlıksa, o zaman yalnız bir dinden değil, bütün kutsallardan rahatsızlık duymak gerekir. bu durumda tüm kutsalları sosyal alandan dışlamak gerekir. bu mümkün değil. o zaman hiçbir kutsaldan rahatsız olmamak, hepsine hoşgörüyle yaklaşmak lazım.
Gerçi @afs bu sözlerinde "her fırsatta dile getirmek" dediğinden, belki düşündüğümden farklı bir şeyi de kastetmiş olabilir.

mnuhoglu  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 08:35

kusura bakmayın, benim bilgisayarda bir sorun var. metin yapıştırınca otomatik olarak formu gönderiyor.

mnuhoglu  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 08:36
zaten anayasanın maddesinde devletin laikliğinden bahsediliyor.laiklik doğası gereği devlet için tanımlanmış.(bunun bir yorumu olarak da kamusal alan).fakat doğası gereği de birey için tanımlı değil.

kamusal alan konusunda haklısınız. ama devletler laik olur bireyler olmaz anlayışı yanlış. laiklik belki devlet için tanımlıdır ve birey için tanımlı değildir, evet, ama amacına iner isek bireylerin dini ve vicdani özgürlüğünü sağlamak için ortaya konulmuş bir ilkedir. sonuçta laik olmayan bir devlette ne vicdanen, ne de inanç olarak özgür bırakılmanız pek de mümkün olmayacaktır, ayrımcılıklar baş gösterecektir. ama önemli olan insanlarda laikliğin temeli olan din ve vicdan özgürlüğü bilincinin olmasıdır. karşı komşum benim dinime, vicdanıma karışacaksa devlet laik olsa ne, olmasa ne? ayrıca anayasada laiklik bölümünü okumadım ama laikliğin gerçek tanımında sadece devlet yoktur.
The conception of laicite is based on the respect of freedom of thought and of freedom of religion.
kaynak:wikipedia
ers  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 10:06

@mnuhoğlu eğer yukarıda bahsettiğim mantık doğruysa, bu sözdeki rahatsızlık meşru bir rahatsızlıksa, o zaman yalnız bir dinden değil, bütün kutsallardan rahatsızlık duymak gerekir. bu durumda tüm kutsalları sosyal alandan dışlamak gerekir. bu mümkün değil. o zaman hiçbir kutsaldan rahatsız olmamak, hepsine hoşgörüyle yaklaşmak lazım.
Gerçi @afs bu sözlerinde "her fırsatta dile getirmek" dediğinden, belki düşündüğümden farklı bir şeyi de kastetmiş olabilir.

bence de farklı birşey kastetmiş.yazdığınız şeyler tam olarak ifade etmek istediklerim.ben de tam bundan dolayı @esenek din sosyal alanda var ve hep var olacak(buna sadece dini değil insanların ""her türlü inançlarını"" dahil etmek gerekir) de -her türlü inanç- ifadesini düştüm oraya.yani ne konuda neye inanıyor neyi kutsuyorsa anaysal çerçevede(doğal olarak uluslararası hukuk a uygun) ritüellerini filan yaşayabilmelidir.burada din olup olmamasından çok bir çeşit inanç olup olmaması önemli gibi.illa ki din olarak adlandırılmasına gerek yok bu inançların.yani ben batıl inançlarımı filan yaşayabilmeliyim.ne biliyim şamansam onun kaidelerini sosyal alan içerisinde yaşayabilmeliyim.

zaten türkiye de laiklik adına temel sorun hristiyanların din adamı yetiştirememesidir.bu ülkemiz adına çok büyük bir ayıp.belki farkına varamıyoruz ama devlet imam yetiştiriyor papaz da yetiştirsin.ha eğer diyorsa ki zaten kaç kişi yaşıyor bu ülkede ortodoks hristiyan, o zaman da siz kendi din adamınızı kendiniz yetiştirin demek zorundadır.eğer laik devletsek her dine eşit mesafede durmamız icap eder.ne kaybedeceğiz ruhban okulu açılırsa?yoksa devletimizin bilinç altında gayri-müslimlerden bir korku mu var?
öyle değilse biz neden onların dini ritüellerini yaşaması için doğal olarak gerekli olan din adamlarının yetişmesi için gereken ortamı sağlamıyoruz?
en kötü ihtimalde devletin hristiyan vatandaşlar için imam-hatip benzeri bir okul açması gerekir.eğer gereksiz diyorlarsa yok ben papaz yetiştirmem olur mu canım öyle şey diyorlarsa
adamların kendi din adamlarını yetiştirmelerini neden engelliyorlar?dahası bunu uluslararası bir sorun olarak görüp büyütüyorlar.amerikalı amcalar da sürekli bastırıyor ruhban okulu açılsın diye.

hayır açılması da kötü sonuçlar yaratabilir.iki tane zeka özürlü insan çıkıp okuldaki insanlara zarar verebilir.saçma sapan şeyler yapar.hayır eğer okul açılırsa zaten medya ayağa kalkar.on gün haber diye yazar bunu.sonra bizim saf insanımız okur.papaz okulu açılıyor çocuklarımız gavur olacak der.içinden bir manyak çıkar...
bunlar uzak ihtimaller değil.şu anki birlikte yaşayabilme becerimize bakarsak çok uzakta görmeyiz.

GNU forever
esenek  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 10:38

-üzgünüm genelleme yapacağım- fethullah gülen cemaatine dahil olan ve milli görüşten insanlar genelde "müslüman'ım" demek için fırsat kollar gibiler. bu dindarlıklarından(!) gelen bir şey değil kesinlikle. çünkü bunların bazı aşırı örnekleri sadece kendisi gibi dindar(!) tiplerin müslüman olduğunu iddia edebiliyorlar. ha diyelim ki böyle bir iddia yok ortada. yine de karşınızdaki insanın her fırsatta dinini öne çıkarması anlamsız bir kutuplaşma yaratıyor. şöyle ki: müslüman değilseniz "bana ne kardeşim müslümansan müslümansın! ben her fırsatta hangi dinden olduğumu söylüyor muyum?" tepkisini vermeniz meşru olacaktır. müslümansanız ve sürekli dinini vurgulayan bu gruba dahil değilseniz "hayır, sadece sen mi müslümansın? sen müslümansın da biz gavur[ :) ] muyuz!" tepkisi de meşru olacaktır. sanırım @afs'ın orada "her fırsatta dile getirmek" derken kastettiği şey bu.

ers  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 12:18

evet tabi ki meşru.bu sadece dindarlık için geçerli birşey değil ki.birisi çıkar ülkemi seviyorum der sanki sadece o seviyor öbürü ben cumhuriyet çocuğuyum laikim der sanki diğer insanlar başka ülkelerin çocukları bu liste de böyle uzar gider.çünkü burası türkiye.insanlar siyasal rant elde etmek için toplumun değerlerini sahiplenip aynı zamanda da istismar etmeyi pek severler.

GNU forever
esenek  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 12:51

Arkadaşlar korkuları başladı ; Milletin sözüne uyup DYP ile ANAP ın birleşmesi ; CHP ile DSP nin seçim ittifağına gitmesi, sandıklarda mağlup olacaklar, ana muhalefet partisi bile olamayacaklar.....

bu arada uzun cümleler kurmuşlar hep yaptıkları akıl karıştırma oyunları, okumadım bile ( nokta )

Atam Türkiye şeyhler, dervişler, müritler devleti olamaz.
agentforistanbul  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 15:58

Belki konuyu kapatabilirim umuduyla bir iki kelam edeyim bari.
Mevzu aslında çok basit.
Tayyip efendi ya da Fethullah Gülen, zamanında dışlanan ve dışlandığı için halen karşımızda bir gerçek olarak duran Hilafet meselesini omuzlarına yük olarak almış ve bu yük altında ezilen şahıslardır.

Cumhuriyetçiler veya Din devletine karşı olanlar ise, karşı durarak bu problemi çözeceklerini sanmaktadırlar.

Çözüm şundan ibarettir. Dışladığınız her şeyi kabullenin. Kabullenin diyerek elbette Şeriatı savunun veya o şekilde yaşayın demek istemiyorum. Ama bu ülkede Dini kurallar çerçevesinde yaşamak isteyenler olduğunu, onların da birer insan olduğunu unutmayarak onları kabullenmekten bahsediyorum. "Tayyip tuuu kaka" diyerek sadece var olan gerçeği daha çok üzerlerine çekiyorlar. Oysa yapılması gereken, biz sizin görüşlerinize saygılıyız fakat biz sizin düşündüğünüz tarzda bir dini rejimde yaşamak istemiyoruz demekten ibarettir. Bu söylem içinde nefret ve dışlama olmadan tam da benim dediğim gibi söylenirse, göreceksiniz güzel günler bizim olacaktır.

Peki bu kadar basit bir şeyi neden yapamıyoruz? Çünkü sürtüşme fizik kanunları gereği enerji doğurur. Bu toprakları paylaşan halk yüzyıllardır enerjik olmuşlardır. Savaştan savaşa koşmuşlardır. Madem savaşacak kimse yok o zaman birbirimizi yiyelim diyerek enerjimizi açığa çıkartmaya çalışıyoruz. Oysa kurtuluş savaşı yıllarında olduğu gibi topyekün, içimizde var olan her unsurla birlikte bütünleşmeliyiz. Toplumdan gelen birleşin sinyalleri aslında buna hizmet ediyor. Ruhumuz gerçeği bize her daim söylese de sevgiden enerji çıkarmak henüz tam uygulayamadığımız bir olgu. Ama şuna inanıyorum. Bu toplum genlerinde var olan şaman kültürü ile (lütfen şaman kelimesine takılıp dini ayrımcılık yapmayalım) Dünyaya ders olacak bir çözüm üretecektir. Zamanında Emperyalizme karşı verdiğimiz savaş nasıl bir çok ülkeye örnek teşkil etmişse, zamanında yendiğimiz o güçlerin şimdiki ayrımcılık projelerine aynı şekilde örnek teşkil edecek bir cevap vereceğimizden eminim.
Herkese saygılar.

PHP'si iyi olan web2.0'cı (nasıl oluyorsa) aranıyor. Başvuralar özel mesaj ile.
tiviti  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 16:17

ewet avrupayı yere göğe sığdaramayan sizler madem avrupayı okadar seviyorsunuz gidin ırda yaşayın ma şunu kabul edin bu eğitim sistemi artık çöktü ve gelceğe parlak bir nesil bırakamazsınız bu sistemle.Bakıyorum din konusunda gelince heppiniz parlıyorsunu neden tyürkiyede veya dünyada islam denince insanlar korkuyor ben anlamıyorum .Şöyleki kötü müslüman olabilir ama islamyet kötü değildir deyen kiş ya kör bir cahildir ayda aklını yitirmiş biridir.Ayrıca fettullah güle nin yaninda abi telinleri falan diyor sun gidip bunları onların yüzleri,ne söylesen arkadan atmak kolay tabi
çamur at izi kalsın.Bıraakın şu avrupyı medeniyeti ble bizim atalarımdan öğrendiler şimdi siz kalkıp avrupa avrupa diye haykırıyorsunuz aslında o meydandakiler hepsi avrupalı.

martraks  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 18:21

milliyetçilik=ırkçılık
bu zamanda

martraks  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 18:23

Yazı biraz uzun, eğer üşenmeyip okursanız meseleye nasıl esaslı yaklaşıldıgını göreceksiniz.

Korkutulanlar farklı ama korkutanlar aynı...

12 Eylül 1980 öncesinde “din elden gidiyor” sloganıyla Müslüman kitle korkutulmak isteniyordu. Amaç söz konusu kesimleri sola karşı seferber etmekti. Şimdilerdeyse “laiklik elden gidiyor” sloganı revaçta ve bu sefer de Türkiye’deki rejimin laik olduğunu sananlar korkutuluyor. Korkutulanlar farklı ama korkutanlar aynı... Nasıl 1980 öncesinde ‘dinin elden gitmesi’ asla mümkün değil idiyse, bu gün de laikliğin elden gitmesi diye birşey yok. Eğer öyleyse orduyu açık veya örtülü darbe yapmaya çağıran şu ‘Cumhuriyet Mitingleri’, darbe söylentileri, e-darbe uyarıları ne anlama geliyor? Ve eğer ‘laikliğin elden gitmesi söylemi bir kuruntudan ibaretse, gerçekten elden gitmesinden korkulan nedir?

1. Elde olmayan şey elden gitmez.

Mitinglerde ençok ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ sloganı atılıyor. Eğer bu mitinglere katılanların gerçekten laiklik diye bir sorunları olsaydı, uygun slogan : ‘Devlet dinden elini çeksin...’ şeklinde olabilirdi. Gerçek anlamda laiklik, birincisi vicdan özgürlüğünü; ikincisi de politika alanıyla din alanının birbirinden ayrılmasını varsayar. Bu da demektir ki, devlet hiçbir dinî otorite kullanmayacak, din de hiçbir politik güce ve etkinliğe sahip olmayacak. Türkiye’de din politik alanın dışında değil tam da göbeğindedir. Bu bakımdan Osmanlı İmparatorluğunda olduğu gibi din devlete karışmış durumdadır. Eğer bir rejimde politika dine karışırsa, dinin de politikaya karışması kaçınılmazdır. Ya da visa versa... Bu yapıya itiraz etmeyenlerin ‘laiklik şampiyonluğunun’ bir kıymet-i harbiyesi olabilir mi? Yüzbine yakın din adamına maaş veren laik bir cumhuriyet olabilir mi? Diyanet İşleri Başkanlığı [doğrusu Din İşleri Bakanlığı] diye bir kuruma sahip olan ve söz konusu kurumun Genel bütçeden aldığı payın üç-dört bakanlığın bütçesinden daha fazla olduğu bir rejim laikliğin timsâli sayılabilir mi? Mitinglerde laiklik sloganları atanların devlet radyo ve televizyonlarında düzenli dinî proğramlar ve yayınlar yapılmasına, devlet tarafından düzenli Kur’an kursları açılmasına bir itirazları var mı? Herşeyden önemlisi, mitinglere katılanların cunta anayasanın dine ilişkin hükümlerini sorun etmeleri söz konusu mudur? Eğer öyleyse bu güne kadar neden ses çıkarmadılar? Hem İmam Hatip okulları, liseleri açıp hem de bunları ‘irtica yuvaları’ sayıp suçlamak, şikayet etmek ikiyüzlülük değil midir? Açanlar da şikayet edenler de Atatürkçüler olduğuna göre...

2. TC iki dinlidir

Türkiye’de hiçbir zaman Eski Rejimden gerçek anlamda bir kopuş söz konusu olmadı. Eski rejim bazı önemsiz rötuşlarla varlığını sürdürdü. Buna rağmen aşırı bir modernlik vurgusu yapıla geldi... Cumhuriyeti ilan eden ekip toplumsal yapıya dokunmadı. Zaten daha önce defaaten yazdığım gibi, Cumhuriyet bir hükümet darbesi sonucu ilân edilmişti ve darbeyle yeni bir şey kurulamazdı... Emekçi halk çoğunluğu lehine hiçbir önlem ve düzenlemeye girişilmedi. Yapılan inkılâplar halk kitlelerini değil, devleti angaje ediyordu. Amaç halk üzerinde devlet egemenliğini tahkim etmekti. Eğer ‘yeni olduğunu’ iddia eden bir rejim, toplum yaşamında kayda değer dönüşümler, iyileştirmeler yapmazsa, yapamazsa, ideolojisinin kitlelerin bilincine nüfûz etme şansı yoktur. Başka türlü söylersek, gönüllü kabullenme yaratacak bir egemen ideoloji üretmek mümkün olmaz. Böylesi bir durumda Mustafa Kemal’in kişiliği etrafında bir kült yarattılar. Mustafa Kemal’i putlaştırarak açığı kapmaya yöneldiler. Velhasıl rejimin resmi ideolojisi olan Kemalizm [Atatürkçülük] bir tür ‘laik din’ statüsüne, rejimin başlıca tabularından biri mertebesine yükseltildi. Resmi ideoloji, yalan, tahrifat, yok sayma, adıyla çağırmamaya, vb. dayandığı için, inandırıcılığı kaçınılmaz olarak sınırlıdır. Modernitenin [çağdaşlık diyorlar] timsâli olduğu iddiasındaki rejim, kendi uyduruk resmi ideolojisine dayanarak yönetemez, egemen olamazdı. Geleneksel ideolojinin en önemli yapıcı unsuru olan dini imdada çağırmak zorundaydı. İşte yaşanan sıkıntıların ve gerilimlerin gerisinde yatan budur. Dini kullanmaya ve ihtiyaca göre manipüle etmeye mecburdular. Kullananların kullanılması, ruhları çağıranların her zaman geri gönderememesi çelişik olsa da sosyal yaşamın bir gerçeğidir... Böylesi koşullarda resmi ideoloji üreticileri kendi yalanlarına inandılar ve oldukça geniş bir eğitilmişler [diplomalılar] kesimini de inandırdılar. Elbette yaptıkları sadece kendilerini angaje eden birşey değildi, ürettikleri bağnaz resmi ideoloji maalesef toplumun ‘kendisi hakkında düşünme’ yeteneğini, entellektüel ve estetik yanatıcılığı duruma uğrattı.

3. Asıl söz konusu olan laik/ anti-laik karşıtlığı ve çatışması değil...

Halk kitlelerinden gelen taleplerin ezilmesinde ‘irtica hortladı’ söylemi, yüzyıldan daha eskilere uzanan iflah olmaz bir saplantı olsa da, “memleketin sahiplerinin” asıl derdi laiklik değildir. Asıl korumak istedikleri ne laikliktir ne de kendinden menkul ‘cumuhuriyetin temel ilkeleridir”... Ayrıcalıklarını, statülerini ve dokunulmazlıklarını korumak, sınırlı da olsa muhtemel bir demokratikleşmenin önünü kesmek istiyorlar. Şimdilerde ‘Cumhuriyet Mitinglerine” katılıp laiklik sloganları atanların, ülkeyi 780 bin kilometre karelik bir kışlaya çeviren 12 Eylül askerî cuntasını ve onun getirdiği anayasayı ve kurumsal yapıyı protesto etmek üzere hiç sokağa döküldüğü oldu mu? ‘Okullarda zorunlu din dersi istemeyiz’ diye bir talepleri oldu mu? Son günlerde Cumhuriyet Mitingilerini düzeleyenler/ düzenletenler sadece demokratikleşmenin ve özgürlüklerin değil, gerçek laikliğin de düşmanıdırlar. Zira laiklikle demokrasi arasında vazgeçilmez bir belirleyicilik ilişkisi vardır. Laiklik demokrasinin olmazsa olmazıdır ve demokrasiye önceliği vardır. Bağnaz özgürlük ve demokrasi düşmanlarının laiklik diye bir sorunu olabilr mi? Elbette laikliği dini manipüle edip, kullanmaktan, ya da türbanla uğraşmaktan ibaret saymıyorsanız... Öyleyse sorun nedir? Son dönemde Kürt hareketi, politik islam ve neoliberalizm rejimin tabularını sarstı ve tartışılır hale getirdi. Rahatsızlığın birinci nedeni budur. İkincisi, ilk defa Anadolu kökenli sermaye hem ekonomik bir güç olarak sahnedeki yerini aldı hem de gücü oranında siyasi iktidara ortak olmak istiyor. Türkiye’de siyasetin hazineyi ve bütçeyi yağmalamak şeklinde yürüdüğü hatırlanırsa, asıl kavganın laiklikle bir ilgisinin olmadığı kolaylıkla görülecektir. Fakat istedikleri kadar çırpınsınlar rejimin tabuları aşınmaya devam edecektir.

4. Militarizmin ve otokrasinin hizmetinde “sivil toplum örgütü” olmaz

Ordu, asker emeklileri dernekleri ve resmi ideolojinin ve “memkeletin sahiplerinin” hizmetindeki kimi odaklar ve kurumlarca düzenlelen mitingler, “sivil toplumun” şahlanışı olarak sunuluyor. Eğer her kavramın bir içeriği olması gerekiyorsa, bu “sivil toplum örgütü” söylemi için de geçerlidir. Bir örgütün gerçekten sivil toplum örgütü sayılabilmesi için bir kere devletten ve onun resmi ideolojisinden bağımsızlaşması gerekir. Devlet ve egemenler karşısında toplumun belirli kesimlerinin çıkarını savunmayan, devlet ve sermaye tarafından kurulan/kurdurulan ve manipüle edilen örgütlerin ‘sivil toplum’ örgütü sayılması mümkün değildir. Bu tür örgütler için uygun düşen isim, sivil toplum örgütleri değil, sivil topluma karşı örgütler olabilir. Askeri darbe çağrısı yapan, rejimin tabularını koruma yemini eden örgütlerin sivil toplum örgütü sayılması, ancak Türkiye özgü bir ironidir... Elbette akademisi militarizmi özümlemiş, medyası apoletli, beyinleri resmi tarih ve resmi ideoloji tarafından iğdiş edilmiş diplomalıların harman olduğu bir ülkede, kavram ve kafa karışıklığı istisna değil, kuraldır... Sınırlı demokrasi kırıntısına ve özgürlüklere bile tahamülsüz bir ‘sivil toplum örgütü’ olabilir mi? Mitinglerde ‘devletin temel ilkelerine sahip çıkmaktan’ söz ediliyor. Devletin temel ilkeleri denilenden kim ne anlıyor? Kendinden menkul temel ilkelerin ne olduğu mutlaka tartışılmaladır ama bu söylemde demokrasiye ve özgürlüklere yer olmadığı kesindir... Küresel kapitalizm çağında sermaye ve devlet tarafından araçlaştırılan, misyonları toplumu depolitize etmek, apolitize etmek olan örgütleri “sivil toplum örgütü” saymak egemenlerin oyununa gelmektir.

5. Anti-emperyalizm: “her söz her ağıza yakışmaz” denmiştir

Mitinglerde emperyalizm karşıtı sloganlar da atılıyor ama Türkiye NATO’dan çıksın diyen yok. Neden? NATO, başkomutanı Amerikalı bir general olan askeri bir paktır ve misyonu başta ABD olamak üzere kollektif emperyalizmin çıkarlarını gerçekleştirmektir. Dünyanın her yerinde özgürlükleri, demokarisiyi ve sosyal talepleri ezmektir. Emperyalizm karşıtı slogan atan ‘ulusalcıların’ NATO’yu sorun etmiyor oluşları rahatsız edici değil mi? Laikliği ve ‘cumhuriyetin temel değerlerini’ korumak için göreve çağırdıkları ordunun bir NATO ordusu oluşu da tuhaf değil mi? ABD Soğuk Savaş döneminde sola ve demokratikleşmeye karşı kullanmak üzere politik İslamı peydahlayıp, silahlandırıp, finanse edip, desteklerken,Türkiye’de dini sola karşı seferber eden hangi odaktı? Okullara zorunlu din dersini kim neden ve ne zaman sokmuştu? O halde iki şey: 1. Kapitalizme karşı olmayanların emperyalizme karşı olmaları mümkün değildir; 2. Ulusal kapitalizm diye birşey mümkün değildir, sermayenin vatanı yoktur. Öyleyse işçilerin de vatanı olmamalıdır. Yurtseverlik ahmakları aldatmaya yarayan bir afyondur. Solun kimi kesimlerinin dahi bu afyonun müptelası oluşu büyük bir talihsizliktir. Eğer sermayenin yerlisiyle yabancı arasında fark yoksa, bunlar tek ve aynı şeyse, ulusalcılar ve yakın akrabaları yurtseverler neyi, hangi “ulusal çıkarları” korumaktan söz ediyorlar? Ulusun çıkarları diye birşey yok. Ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen, aşağılayan ve aşağılanan var. Velhasıl sorun sınıfları ve temel sınıflar arısandaki uzlaşmaz çelişkileri angaje eden birşeydir. Eğer sorunları çözmeye niyetliyseniz, şeyleri adıyla çağırmanız gerekir, zira adıyla çağırmamak bir yalan söyleme yöntemidir. Kapitalizmi, emperyalizmi, NATO’yu, vb. dert etmeyenlerin emperyalizm karşıtlığının bir kıymet-i harbiye olması mümkün değildir. Boşuna ‘her söz her ağıza yakışmaz’ denmemiştir...

6. Dipten gelen dalga mı, yükseklerden estirilmeye çalışılan rüzgar mı?

Mitinglerin niteliğine dair kafaları karıştırmak ve önemini abartmak için ‘dipten gelen’ dalga söylemi yeğleniyor... Militarizmin ve ‘sivil’ uzantılarının yüksek gayretleriyle gerçekleşen mitinglerin dipten gelmesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir şey eşyanın tabiatine da aykırıdır. Diptekilerin militarist amaçlar için gönüllü seferber olmaları olağan birşey değildir. Mitinglere katılanlar dipten değil ‘ortadan’ geliyorlar ve toplum çoğunluğuna göre ‘ayrıcalıklı’ konumdadırlar. Ekseri eğitimden geçmiş bu kesim, rejimin resmi ideolojisini ençok içselleştirmiş, bu niteliği itibariyle de ‘memleketin sahipleri’, militarizm ve sivil uzantıları tarafından en kolay harekete geçirilebilen kesimdir. Bu ‘eğitilmiş orta sınıf’, egemen ve resmi ideolojiyi içselleştirmiş, gönüllü kabullenmiş toplum kesimini oluşturuyor. Bunlar demokrasi ve özgürlük gibi kaygılara yabancıdır. ‘Diptekilerin’ toplumsal sürece dahil olmasından her zaman rahatsızdırlar. Böyle bir şey onların korkulu rüyasıdır...Yegane doğrunun kendileri tarafından temsil edildiğine samimiyetle inanırlar... Onlara göre halk bilmez, yapamaz, yaparsa da yanlış yapar... Halkın yerine düşünmeye, onun adına karar vermeye hakkı olduğundan asla şüphe etmezler... Halkın belirli haklara sahip olmasına karşı çıkar, zira halk cahildir, eğitilmesi gerekir, eğitecek olan da kendisidir... Mümkün olsa yüksek okul diplomasına sahip olmayanların oy kullanmasını yasaklamaktan yana olanları az değildir. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında askeri cuntanın ‘demokratik anayasası’ için referandum yapıldığı günlerde, lise mezunu olmayanların referanduma katılmasının engellenmesi hareretle savunuluyordu... Bunlar hiçbir zaman “eğitenlerin de eğitilmeye ihtiyacı olabileceğini” akıllarından geçirmezler... Zaten böyle birşey kendi varlık nedenini tartışma konusu yapmak olur ki, asla kabul edilebilir değildir.

7. Önemli olan bir protesto mitingine katılanların sayısal çokluğu değil, mitingin kimler tarafından ne amaçla yapıldığı, ne tür taleplerin dillendirildiğidir.

‘Cumhuriyet Mitingleriyle’ ilgili öne çıkarılan bir şey de mitinglere katılanların sayısı ve sayının abartılmasıyla ilgili. Elbette sayı önemsiz değildir ama sadece sayısal çokluk bir mitingi önemli yapmaz. Veya kimin için önemli ve etkili olduğu sorusunu dışlamaz... Dolayısıyla bir başına mitinge katılanların sayısal çokluğu sanıldığından çok daha az önemlidir. Önemli olan sayıdan çok kimler tarafından düzenlandiği ve neyin amaçlandığıdır. Besbelli ki, bu mitinglerin arkasında milliyetçi/militarist unsurlar, açıkça özgürlük ve demokrasi düşmanları var. Bunlar demokrasi, özgürlük, sosyal eşitlik, insan hakları gibi kavramları, bölücülük, yıkıcılık, devlet düşmanlığı sayıyorlar, kitleleri oyunun dışında tutmaktan yanadırlar. Yapılan ve yapılmak istenen, rejimin tabularının aşınmasından rahatsız olanların bir kısım orta sınıf unsurlarını tabu bekçiliği için seferber etmekten ibarettir. Elbette bu mitinge katılanların çoğunluğu rejimin gerçekten tehlikede olduğuna ‘samimiyetle inananıyor’ olabilir. İnanmaları için de korkutulmuşlardır... Kesin olan birşey varsa, bu mitingler daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok hak, daha büyük sosyal eşitlik için yapılmadı. Kimse Kürt sorununa demokratik çözüm istiyoruz, cunta anayasası çöpe atılsın, işkenceciler, cunatıcılar yargılansın demedi. Bunlar devlete sahip çıkma mitingleridir. Oysa sorun özgürlüklere, demokrasiye ve sosyal eşitliğe sahip çıkmakla ilgili olmalıdır... Askeri ve 12 Eylül kurumlarını göreve çağıranların yaptıkları bu mitingler, sanıldığı gibi, AKP’ye karşı olmaktan çok özgürlüklere, demokratikleşmeye karşıdır. Bu gün politik islam, milyonları harekete geçiriyor, dün faşizm daha fazlasanı harekete geçiriyordu. Bu karanlıkçı, özgürlük, demokrasi ve hak düşmanı hareketlerin geniş kitleleri harekete geçirmesinin ne anlama geldiği ortada değil mi? Kitlelerin cunta anayasasına ve cuntanın dayattığı kurumlara sahip çıkmaya davet ediliyor oluşu ibret verici değil mi?

8. “ Halkın yanlış yapmasına izin yok!”

Son üç dört haftada Türkiye’de olup bitenlere şahit olan bir yabancı, Türkiye’deki rejimin niteliği, ‘Türk demokrasisi’ denilenin ne mene birşey olduğu, YÖK üniversitelerinin sefaleti, medyanın kepazeliği, vb. hakkında fikir sahibi olabilirdi. Genel Kurmay Başkanı’nın apoletli medya önündeki konuşması, Cumhurbaşkanı’nın halka kışladan seslenmesi, 12 yaşında bedeni kurşunlarla delik deşik edilen Uğur Kaymaz davasında katillerin berat etttirilmesi, bir siyasi parti degil, devlet aygıtının bir bileşeni olan ve tarihsel misyonu demokrasinin ve özgürlüklerin önünü kesmek olan CHP’nin hummalı çalışmaları, Cumhuriyet Mitingleri, geceyarısı e- muhtırasının ardından Anayasa Mahkemesi’ nin “hukuka aykırı ama memleketin yararına” kararı, ve cumhurbaşkanlığı seçiminin engellenmesi, Türk demokrasisi denilenin nasıl bir sirk oyunu olduğunu göstermiyor mu?... Boşuna vatan elden gidiyor, din elden gidiyor, laiklik elden gidiyor denmiyor. Kitlelerin sürece dahil olmasını engellemek üzere korkutulması esas. Bu yüzden 84 yıldır hep birşeyler elden gidiyordu ... ‘Memleketin sahipleri’ halk için neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırdediyor, neyin ne zaman lâzım olduğuna da karar veriyor ve gereğini yapıyor. Bu yüzden bizde gerçek anlamda ne parlamento oldu ne de siyasi partiler... Söz konusu olan tam bir ‘kışla demokrasisiydi’, velhasıl kitleleri oyalamaya yarayan sefil bir sir oyun... Bu kepazelik, kışla bilinci taşıyan akademi taifesi, resmi ideolojinin rahle-i tedrisinden geçtiği için düşünme yetisi dumura uğramış ‘aydınlar’ [ doğrusu diplomalılar] ve sefil halleri anlatmakla bitmez medya [hür basın diyorlar] tarafından meşrulaştırılıp/ kabullendirildi, sürecin tartışılması ve anlaşılması engellendi... Öyleyse sorun nedir? Sorun, ‘memleketin sahiplerinin’ ayrıcalıklarının, dokunulmazlıklarının ve statülerinin korunması, bu amaçla da kitlelerin sürece müdahil olmasının engellenmesiye ilgilidir, laiklikle değil... Bakalım halk rüştünü ne zaman ispat edecek, ‘yanlış yapma hakkını’ ne zaman kullanacak!

Fikret Başkaya

edemir  |  (0 puan) 08 Mayıs 2007 23:16

abi helal olsun benim anlatamdıklarımı çok geniş ve açık bir şekilde ifade etmişsin bu yazılanların üzerine başka söyleceğim tek kelime yok ve bu yazını her yere dağıtmak gerekir.

martraks  |  (0 puan) 09 Mayıs 2007 08:16

hmm(...) "üç nokta severler derneği"nden bilgili bir yazarın ilginç bir yazısı. az çok okudum. şu anda zamanım yok, ama en kısa zamanda uzun ve oldukça ayrıntılı bir cevap yazıp bir kopyasını bildirgece, bir kopyasını kendisine yollamayı planlıyorum.

ers  |  (0 puan) 09 Mayıs 2007 17:57

üye olunpillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Beğendiğiniz bir yazıya "tuttum" demek için başlığın yanındaki yıldıza tıklayabilirsiniz.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)
bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

son yorumlar

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

network siteleri

RSS Dosyası
pillikutu