Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Eva'dan Kapı Süsü "Hoşgeldiniz""

Valla bilemiyorum, buraya bir ısındım, pir ısındım. Artık adı günlük mü olur, blog mu denir (yoksa benim not defterim mi oldu burası) adını bir türlü koyamadığım bu yer bana ayrıldı diye her şeyi yazabileceğim bir yer mi bakalım? Günlükleri çekici kılan (eline geçirdin mi sahibini tanıman için) binbir ipucuyla gizli dünyaları ortaya sermesidir. E peki buradaki günlüklerde kim kimdir bilmediğimize (bilsek de tanımadığımıza) göre günlükleri karıştırıp, kontrol ederek, acaba neler yazmışlar diye merak etmek niye? (kendi kendimi fitil ettim, kendimi “kendi üzerime” sürmek üzereyim, hadi hayırlısı...) Yoksa genelde inanılan bir düşünce vardır o yüzden mi günlüklerin içi kurcalanıp duruluyor yoksa? (Hani şu kendi kendine yazarken nasıl olsa kimse okumayacak diye düşünerek) Günlüklerde insanın kendine bile itiraf edemediklerinin yazıldığı düşüncesi, (venüs tepesi’nden geçip, derin çukurlara inen cebrailiye’nin kulakları çınlasın) acaba kendinden sakladığını bile yazarsa biz de okur öğreniriz bakalım neler yumurtlamış diye mi merak eder insan bu tür yazıları? Yazmışsa kendine yazmış allaalla (-2h) bana mı yazmış sanki, niye merak edeyim diyen de vardır elbette... ama ben kendi yazdıklarıma şöyle bir bakıyorum da sanki başkaları da okuyacak diye özellikle yazmışım gibi; bir anlatmışım, bir anlatmışım... peh, peh, peh... her okuyan “madem bu kadar meraklıydın da, ne diye dergiye, gazeteye yazmadın?” kardeşim demez mi? Der. Valla ben oralara da yazıyorum ve göya (-ü +ö) oralarda yazdıklarımdan daha değişik daha serbest olsun kafama göre takılayım ve hatta saçmalayıp deli gibi bir bilinç akışı (deli gibi aklına geleni yazma anlamında-dadaist hesaabı(+a)-) gerçekleştireyim diye yazacaktım. Ama bir türlü düşündüklerimin dışına çıkarak serbest çağrışımla bir şeyler oluşturamadım. Ya memleket meselelerine takılıyorum ya gazete de okuduğum bir haber beynimi dürtüklüyor, sonuçta oturup izah etmek zorunda kalıyormuş gibi yazılar çıkıyor ortaya. İşin kötüsü burada yazdıklarımla, yazdığım türe yakın bir edebi yaklaşımım da yok ki normalde yazdıklarıma bir ön çalışma olsun ve bana da bir faydası dokunsun. Hah! al işte bir de insanoğlunun böyle bir şeyi var (bari bana bir faydası olsun). Geçen gün yine gazetede bir haber “israilli bilim adamı su altında tüpsüz nefes almamızı sağlayacak bir cihaz yaptı.” Suyu oksijene çeviren bu buluşla insanoğlunun denizlerdeki kaderi değişecekmiş. Hay allahım ya. Hemen insanın aklına “Ya kardeşim zaten onun için oksijen tüpü yok mu?” sorusu geliyor. “Bu başka.” Niye? “Tüpe gerek yok.” E olsun bu da pilli, şarjlı falan bir şey işte (sonuçta yine bir donanım sayılır) ve yanına almak zorundasın. Geldik mi en başa “bana bir faydası olsa bari”. (Kardeşim sen çölün ortasındasın denizde hava almayı niye düşünüyorsun? Hayal gücün bu kadar genişse ya şair / yazar ol ya da gel bildirgeç’te yaz. Yok ille de ben bilim adamıyım diyorsan o zaman yiyorsa bulduğun cihazın tam tersini yani havayı suya dönüştürenini yap:) Ne oldu? Yaaa bak allah adamı çarpar böyle cevap bile veremezsin.—adam bunu okusa “ne hastalar var kardeşim ya.” derdi :) herhalde-- ) Bak yine oldu. Kafama göre takılayım ööyle (+ö) aklıma geleni yazayım diyorum gözüme bir şey takılıyor, hemen aklım ciddi konulara kayıyor. Bu bilimadamı lafı (sanki bana dertmiş gibi) benim için önemli bir kelime. Şimdi bu da nereden çıktı dememek lâzım bazı elemanlar bunu ısrarla biliminsanı olarak yazıyor. 40 yıllık kelime kardeşim niye ayarınla oynuyorsun diye itiraz edince de cevap hazır “bilimkadını da var, biliminsanı hem erkeği, hem kadını kapsıyor yoksa sen cins ayrımcısı mısın?” hadi (-y) buyur burdan yak. Kardeşim sen nereden geldin allahaşkına, bu ne demek şimdi? (yetişmiş adamlar pahalı diye yeni yetme iki stajyere çeviri yaptıran) Bir iki belgesel kanalı böyle bir kelimeyi üstüne basa basa iki de bir söylüyorsa bu saçmalığı niye kabul edeyim. Bu diretmedir, “ben yaptım oldu”culuktur, bilgisizlik ve cahilliktir. Peki o zaman, sen bir kelimeyi, deyim gibi genel anlamıyla algılayamıyorsan, birleşik bir kelimeyi yanlış anlayarak parçalara bölüp ayrı ayrı değerlendiriyorsan benim suçum ne? O zaman yine deyim gibi yerleşmiş bir tanım var “insanoğlu” onu ne yapacaksın? (kapak olanı en son söyleyeceğim) e şimdi oldu mu bu? bak bunu da yine cins ayrımcıları, kadın düşmanları yapmış gördün mü? Ne yapacaksın şimdi “insaninsanı”mı diyeceksin? Ne oldu? Uymadı mı? Pekiii (+2i) ya “balıkadam”a ne diyeceksin? “balıkinsanı”mı a şaşkın... Bu da sana kapak olsun:) ---- ----hadi bakiim dolaşma buralarda “avro, avro” görmiim bi daa.---- ya sanki beni delirtmek için böyle acayip şeyler gözüme batıyor, biliyorum gözüme batıran da yine benim ama ne yapayım kardeşim tutamıyorum kendimi:) şimdi ne alâka, niye güldün diye merak eden de olur “tutamıyorum kendimi” diyince aklıma bir şey geldi; bilen bilir bu sirkeci-halkalı arasında tren seferleri vardır, fakat trenler ve raylar sistem, bakım olarak biraz eski olduğu için de bindiğinizde sesten duramazsınız (ki ben bu sesi severim) ama bu sesler öyle torna atölyesi gibi kuru gürültü değildir. sanki kumkapıdan çingene tayfasını toplamışsınız da onlar çalıyormuş gibi bir cümbüş ki sormayın. Ças taka ças tak çıs tıka çıs tak.... Ben küçükken (menekşe plajına gittiğimiz zamanlar) trene bindiğimizde, zaten kırk yılda bir, bir yere giden kadınların az sonra sahip olacakları deniz neşesi trende patlak verirdi. Kendini “çıs tıka, çıs tak” sesleriyle dolu bu cümbüşe kaptırarak, vagondakilere aldırmadan ortaya atıp göbek atanlar, tren bir istasyona yaklaşıp da sesleri azalttığında yerine otururken çevreden bakanlardan biraz olsun utanıp kendini savunurdu “ne yapayım kardeşim tutamıyorum kendimi.” İşte ben de böyle tutamıyorum kendimi. Kendimce bir haksızlık, bir yanlış görmeyeyim kafamda çalmaya başlıyor benim çıs tıka çıs tak’lar... yazı yazıp para kazandığımdan mı bu kadar türkçeye sahip çıkıyorum? (daha elli kuruş aldımsa ekmek, musaf çarpsın) Yok valla ama belki de şunu farkettim; kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyen avrupa felsefesinin zihniyetiyle (medya pompalamalarıyla) bize öğretilmeye çalışılan “kendimize ait ne varsa hepsi kötüdür, bizim milletten bir şey olmaz” düşüncesi, yerleşmesini derinleştirip, beyinlere kazındıkça durumumuz daha da kötüye gidiyor. Kardeşim sen burdan yetişmedin mi? Ben buradan yetişmedim mi? İyi kötü bir öğretmen, bir sokak yok muydu? Bu gün buradaysak bunu neye borçluyuz? Evet yüzbin kere allah kahretsinki, evet, binlerce eksiğimiz var ama bunları biz düzelteceğiz, sen ve ben. Kendimizi kötüleye, kötüleye bir şey olduğu yok, hep aynı hatta daha da kötü oluyor. E bizi toptan kurtaracak dışarıdan birileri de gelmeyeceğine göre ayılıp kendimize gelelim. Bunu yaparsak biz yapacağız. Ben de aynı şeyleri yaşıyorum, aynı ülkenin aynı sokaklarında dolaşıyorum ve bana da çok haksızlıklar yapıldı ama bunlarla mücadele edeceğimize sadece söylenip durmak, kötülemek, küçümsemek bize hiç bir şey kazandırmaz. Artık şikâyeti bırakalım, şikâyet ettiğimiz şeyleri düzeltelim... Trafiği kötü, beğenmeyebilirsin, iş ortamı, çalışma koşulları, para durumu kötü beğenmeyebilirsin ama hiç bir suçu olmayan dil, türkçe onu niye beğenmiyorsun kardeşim onu da toplum olarak sen bu hale getirmedin mi? Neden insanlar konuştuğu dili küçümseyen fikirleri destekler bilemiyorum. Söylenenlere cevap vermeye çalıştıkça, kendi kendime de kızmıyor değilim ama ne yapayım ki söylediklerimin arkasında durarak bir şekilde yapılan yanlışı da göstermem gerekiyormuş gibime geliyor. Bugüne kadar tartışılan konulara şöyle bir üstten değinecek olursak: Kimi sözcük sayısının yetersizliğinden bahsediyor (bunun sayıyla değil de kullanım şekliyle ilgili olduğunu bir sürü örnek verip anlatmaya çalışmıştım), kimi dil içinde zamanla artan yabancı kelimelerden dem vuruyor. “Yabancı kelimeleri çıkartın bakalım nasıl konuşacaksınız elinizde kalanlarla” diyen bile var. Ah be güzel kardeşim bu kadar tartışmayı, bu kadar konuşmayı ve hatta hatta “bu dilin yetersizliğini” savunurken bile yine “yetersiz bulduğun bu dil”i kullanarak fikirlerini bize aktardığını farketmiyor musun? Hani bu dil yetersizdi, fakirdi. Nasıl bütün bunları aktarabildin? (Hem de tek kelime bile yanlış anlaşılmaya neden olmadan.) Her şeyden önce bilelim ki bizim dilimiz geri kalmış (100 kelimeyle idare eden) kabile dili değil. Bunu, sıradan bir edebiyat ansiklopedisindeki yüzlerce isme ve yarattığı binlerce esere bakarak kolaylıkla anlayabiliriz. Yeni kurulmuş bir sömürgenin, zorla dayatılan kopya dilini de kullanmıyoruz. (ingiliz sömürgelerinde ya da fransız sömürgelerinde konuşulan yapay diller gibi 50 yıllık çok kısa bir geçmişimiz yok.) Neredeyse 500 / 750 yıldır (hatta daha da eskiye dayanan) kullandığımız kelimeler var. Yabancı kelimeler günümüze özgü bir sorun değil arap yarımadasındakilere yaklaşmışız onlardan birşeyler almışız, akdeniz’de ticaret sayesinde bir kültür alışverişi olmuş onlardan da bir şeyler almışız. Osmanlı kendi bünyesindeki azınlıkların kullandığı dilleri küçümsememiş, yasaklamamış onlardan da birşeyler almışız. Bu yetersizliğe değil gelişmeye açık olmaya, diline, kültürüne güvenmeyle ilgili bir şey. (Adam karşısındakine saygı duyuyor ve pilaki’ye pilaki diyor. Madem onların kültürüne ait, madem onlar yapmış ve bu şekilde isimlendiriyor çalıp da “zeytinyağlı fasulye” demeye gerek yok diye düşünüyor.) Bu şekilde birbiriyle kaynaşmış kültürler arasında olabilecek en doğal şey, diller arası etkileşimdir. Yüzlerce yıl araplarla bir arada yaşayıp da tek kelime almasaydık esas bu garip olurdu. Böyle olmasını beklemek ırkların ve toplumların kültürünü bilinçsizce küçümsemekten başka bir şey çağrıştırmadığı için bu tür görüşlere olumlu yaklaşamıyorum. İngilizcenin alt yapısını ve etkilendiği dilleri eleştirmek ne kadar anlamsızsa türkçeyi beğenmeyip fakir bir dil tanımlaması yapmak da o kadar anlamsız. Millet olmayı, devlet kurarak resmileştirebilen tüm uluslar, yaşadıkları çağa göre sahip oldukları kültürel birikimlerini hem edebi, hem bilimsel eserler vererek göstermişlerdir. Herhangi bir ulusu, devleti ya da milleti sahip olduğu kültür, ekonomi, eğitim, toplam gelişmişlik düzeyi gibi sahip olduğu özelliklere göre derecelendirmek mümkün olsa da bu en üst sıralarda olmayanları küçümsemeyi haklı kılmaz. Evet bir ülkedeki tiyatroların sayısı, okuma yazma bilenlerin oranı, uluslararası camiada yayınlanmış bilimsel makalelerinin sayısı, gazete ve kitap satışları düzeyi bir ülkenin eğitime,bilgiye olan tutkusunu az çok göstermeye yarar ama bunlar tek başına bir gösterge olarak ele alınabilir mi? Karşımızdaki bir insana: boyuna, kilosuna, mesleğine ve giydiklerine göre önyargıyla yaklaşmamız nasıl ki yanlış olursa bir ülkeyi de verdiği eğitime, eğitimle ürettiği bilime, bilimle oluşturduğu teknolojiye, teknolojiyle buluşturduğu pazarlamaya ve tüm bunların düzenlemesini yaparak dünyada sayılı ekonomiler arasına girmesine bakarak onların haklı (ya da haksız) bu başarılarını ölçüt alıp kendi durumumuzu değerlendirerek dilimizi küçümsemek de yanlış olur inancındayım. Dil bir araçtır iletişimimizi sağlar, ister afrika’da “dikkat arkanda fil var” dememize, ister amerika’da “borsada endeks tavan yaptı” dememize yarasın, işlevi değişmez. Kullandığımız dil, aklımıza gelebilen her şeyi bir başkasına aktarmamızı sağlayabiliyorsa işlevini yerine getirebiliyordur ve yeterlidir. Yabancı kelimeler konusuna gelince; Afrika’daki adamın eline bir “gps” (global position system – küresel konum sistemi) aleti verdiğimizde (o aleti oluşturan temel sistemi geliştiren bilim adamları kendi dillerini konuştukları için bu aleti de doğal olarak kendi kullandıkları kelimelerle isimlendireceklerdir) önemli olan evrensel kullanıma açılıp pazarlanmış olan bir teknolojiye, aldığı eğetimle yabancı kalmayarak bu aleti doğru şekilde kullanmasıdır. Yok eğer ille de kullandığı alete (ya da aletlere) verilen ismi yabancı kelime diye içine sindiremiyorsa önce avrupalıların afrikadaki madenleri ele geçirmek için bilerek yarattığı kabile savaşlarına son verir ve oturur kendisi bilim geliştirecek seviyeye ulaşır yapar aletin en güzelini “dikkat arkanda fil var” demeye gerek kalmaz fil yaklaşınca alet sinyal verir aletin ismini de kendi koyar kimse karışamaz ( eeee, başkasının çocuğuna isim koyabilir misin? Çocuk senin olursa ismini de sen koyarsın tabii). Tüketim toplumlarının bir ayrılmazı olan teknolojinin sahip olduğu pazarları koruyabilmesi için strateji olarak bütün dünyaya açılması kaçınılmazdır. Teknolojiyi yaratanlar sağlık ocağı ya da okul olmayan en ücra köye uydu anteni pazarlayabildiği sürece kullandığımız alet edevat ve teknik terimler de tabii ki onların verdiği isimleri taşıyacaktır. Walkman’i içicek suyu olmayan etopyalı da biliyor isveçli emekli memurda. İkisi de buna walkman diyor bu da doğal olanıdır. Zaten dili korumak dilde jandarmalık yapıp sadece her yabancı kelimeye karşılık kullanılması istenileni zorla kabul ettirmekle olacak bir şey değildir. Dili bir ülkenin tüm bileşenleri içinde (eğitim, kültür, teknoloji, ekonomi) onunla birlikte gelişen bir organ olarak görebilirsek yapılan zorlamaların ne kadar anlamsız olduğunu da anlarız. Eşitlikçi bir yaşam politikası güden, eğitime önem veren, kültürel donanımı yayarak destekleyen, teknoloji üretebilen, ekonomisi güçlü bir ülke haline geldiğimizde dilimiz de bu gelişmelere bağlı olarak zenginleşecektir. Tarım kökenli üretimimizi yok sayıp teknolojide para var diye sanayiye yönelirken gerekli altyapıyı oluşturmadan herkesin peşinde koşarsak yapabileceğimiz de en fazla montaj sanayiinde ucuz eleman sağlayan ülke yaratmaktan öteye gidemez. Demek ki dili sevmek sadece kelimeleri korumayla yabancı kelimelere karşı düşmanlık yapmayla olmuyormuş.Dile sahip çıkmak için onu bozan, yıpratan etkilerin nedenlerinin farkına varıp, gereken politikalar izlemek gerekiyor. Zaten bunu sadece dil için değil bu ülkede yaşayan herkes için zorunlu olarak yapmamız gerekiyor. Dilimiz arı bir biçimde olduğu yerde dururken insanlarımız dünyadaki bütün gelişmelerin dışında kalırsa bunların da sonucunda ekonomik yaptırımlarla açlık sınırlarının altında, patlayan çöplükleriyle gecekondu mahalleleriyle dünyaya rezil olursak. Dilimizle mi övüneceğiz? Dil toplumun parçasıdır, başarılı toplumun dili toplumla birlikte yücelir. Dilsiz toplumlar kendi başına bir şey ifade etmeyerek çöküşe doğru hızla ilerlerken, toplumu tarafından ilgisiz kalan diller de yok olmak zorunda kalırlar. Dil meselesine önem verenlerin, bu aşamada yapması gereken şeylerin başında, (toplum altyapısının özenle yeniden inşa edilmesine kadar geçecek sürede, şu anda olup bitenin farkına vararak) dilimizi küçük ve fakir bir dil olarak göstermeye çalışanların etkisinden kurtarmak gelir. Bizler kullandığımız kelimeleri, tanımları zaman zaman başkalarının etkisinde kalarak başka kelimeler kullandık, yenilerini yarattık, sildik, düzelttik ve bu günlere kadar geldik... Kelimelerimiz değişti fakat gönüllerimiz hep aynı...

Bu yazıma her türlü yorumu yapabilirsiniz ama yazdıklarımın anlaşılmadığını düşünerek cevap vermeyeceğim ve burada bir daha “türkçe”yle ilgili yazı yazmak da istemiyorum. Kimse kusura bakmasın. Bundan sonra sanal günlüğüme daha serbest daha hafif ve esprili şeyler yazmak istiyorum. Tanımadığı halde beni merak edenlere teşekkür ederim.

Spacer
Spacer
 | 7 yorum var 
 | 11 Haziran 2005 04:31 

« önceki yazı
yeraltından notlar
sonraki yazı »
saçmalamak...

Yorumlar

insanları aklıyla gülümsetebilmek zor zanaattır...sen ne yap- yap,hafif şeyler yazmaya falan kalkma ne olur?onları aksini gerçekleştiremediği için çaresizce yapmaya çalışan örnekler,sıkıcı boyutlarıyla,görmemezlikten gelmemize rağmen var olmaya devam ediyor.''nirvana'' kelimesi için başka bir önerisi olan yoksa, kullanmak istiyorum.yaşadığım farklı alanlar olmasına rağmen,bunu okuduğum bir yazıda yakalamak benim için kolay-sık olmuyor.o anlardan birini daha yaşattığın için minnettarım.bu arada ne zaman uyuyorsun merak ettim,ya da yazmayı uyumaktan daha mı çok seviyorsun :))

herdemtâzeyim
cebrailiye  |  (0 puan) 11 Haziran 2005 13:46

sevgili ve saygıdeğer ONALTIKIRKALTI

öncelikle şunu söylemek isterim ki: "ne bu yazı ya hu... ömrümün en güzel yıllarını yedin bitirdin " :) :) :) :) :)

arada kusura bakmazsan sevgili cebrailiye ye bir şey söylemek istiyorum :" doruk" :) :) :) :) :)

sevgili ONALTIKIRKALTI türkçe konusunu ne kadar çok konuşursak o kadar iyi. ve zaten yazdıklarımız sadece yazı ile ilgili olan konular.daha konuşanlar varki Allah korusun , bir de onlarla uğraşmaya kalksak ömür biter. daha önceki bir günlük yazısında (bak burada) sanırım ne dediğim anlaşılmadı. kısa bir özet geçmekte fayda var. 1) türkçe içerisinde yabancı sözcükleri ya kullanalım , ya da kullanmayalım. ben iki önermeye de karşı değilim. karşı olduğum durum hem yabancı sözcük kullanılmasından rahatsız olup , hemde bazı yabancı sözcükleri kullanımına: " ama ne yapalım canım... bu sözcükler oturmuş" diyerek izin veren iki yüzlülüktür 2)bunun daha da kötüsü var. öğrenci-öğretmenim o zaman biz bu duruma bir revuluşın diyebilir miyiz? öğretmen - oğlum... türkçe konuş... ona inklâp derler

ya da

öğrenci - okey hocam merak etmeyin... öğretmen - oğlum... türkçe konuş... ona tamam derler

tamam arapça bir sözcüktür. bu sözcüğün yerine türkçe ne koyacaksınız. bu öyle bir sözcük olmalı ki tamam sözcüğünün tüm görevlerini üstlensin...bakalım ünlü tdk nın sayfasında tamam sözcüğünün karşılığı neymiş

bu konu da düşüncelerimi sanırım daha anlaşılır şekilde yansıttım.

evet önemli olan karşılıklı konuşup anlaşabilmek : " bu karşılıklı konuşup anlaşabilmeyi bir şekilde yapalım , anlaşıyorsak sorun yok " diyorsak o zaman yabancı sözcüklerde olsun... neden celalleniyoruz ki.

sevgili ONALTIKIRKALTI seni arılayarak söylüyorum(arılamak =tenzihetmek) bakınız benim kızdığım şey arapçayı : "bizden" ingilizceyi :"yabancı" sayan islamcı faşist zihniyettir

tam tersi için direten de batıcı faşit oluyor doğalk olarak.

iki taraf da bana çok yabancı ve sığ geliyor.

ama gel gör ki dil konusunda en çok ahkam kesenlerde bunlardır

bu konuda en güzel sözü ismet paşa söyledi... ne demişti paşa? :"ecnebi kelimeleri lisanımızdan huruc edecaaaazzzz"

mastersound  |  (0 puan) 11 Haziran 2005 15:50

mastersound'cuğum 1646'' cevap vermeyeceğim'' demişti yorumlara,ne kadar dayanacak ben en çok onu merak ediyorum :)) 1646 buraya yumruk havaya !!! konuşmazsak nasıl anlaşacağız ama değil mi? bu arada sevmediğim kelimeleri kullanamıyorum,nedense ''doruk'' kelimesi de öyle,hiç suçu yokken hem de.. ben en çok imlâ kurallarına takılıyorum.ne'ce yazarsan yaz anlam kargaşası oluyor.bugün biri günlüğünde ''karlı bir çalışma olmadı'' demiş.ne anladık bundan?kar'la bir iş mi yapmaya çalışıyordu?kar mı yağmadı da yapamadı?yağmurlu bir çalışma olmuştur desek ayıp olur mu?bence ''olmaz''.şu şapka işini hâlledemediğim için,şapkasız kelimeleri kullanmaya nasıl gayret edip zorlanıyordum,neyse 1646'nın yardımseverliğiyle onu da çözdüm. bu arada 1646 gelmiş,yorumlarımıza yorum bile katmış olabilir,ben araya bir türk kahvesi aldım,üzerinize afiyet(bu deyim genellikle sağlıkla ilgili kullanılır,biliyorum,ama şimdi böyle kullandım,yakıştı valla!). bu kârlı bir kullanış oldu :))

herdemtâzeyim
cebrailiye  |  (0 puan) 11 Haziran 2005 16:34

ulan sanki herkes imgilizce biliyoda biz bu tartışmayı yapıyoruz,ayrıca şunu farkettim ki ingilizce de hakikaten kendini türkçeye göre daha iyi ifade edebiliyosun.abi bu ne demek dendiğinde bunun türkçede tam karşılığı yok demekten bıktım.tabi bu türkçenin değil bizim hatamız o kadar az kelime kullanıyoruz ki birsüre sonra dil kısırlaşıyo tabi bu sadece bizde değil amerikalı mütefiklerimizde de var..... ayrıca bir kelime dile hangi dilden girerse girsin artık o dile aittir(misal:telefon).

I HATE YOU GOD
eratha  |  (0 puan) 11 Haziran 2005 17:57

@eratha:şşşttt sakin ol,ablacığım niye celallendin :) biz zaten bu tartışmayı,ingilizce biliyoruz,bilmiyoruz diye yapmıyoruz.sen konuyu neresinden takip ettin.insan kendini ana dilinde ifade edemiyorsa ya dilsizdir,ya yurtdışında doğmuş,orada eğitim almıştır(ki amerika'da yaşayan yeğenim bu durumda,sinir oluyorum ama ne çare),ya da bilemiyorum artık aceleyle aklıma gelenler bunlar.ama bunda türkçe'nin ne kabahati var ben onu anlayamadım.kelime dağarcığını geliştirmemek kişiye bağlıdır,yoksa kelimeler kendiliğinden bize gelmez ;)biz okuyacağız hem de bol-bol.bir kelimenin hangi dilden girdiği çok önemli değil , ama aidiyet başka bir haldir.parasını verdiğin sürece kiralık bir araca binersin,ama o parayı biriktirip kendi aracımızı alsak daha kârlı çıkmaz mıyız? bu benim, demek başka türlü bir duygu.biz sadece sahip çıkalım,dilimizi hor kullanmayalım diyoruz,sevgilerimle,servis kalkıyor,haydi eyvallah...

herdemtâzeyim
cebrailiye  |  (0 puan) 11 Haziran 2005 18:21

yahu ben bunları size demedim ki niye üstünüzüne alındınız,türkçe şöyle türkçe böyle muhteşem deniyorda,yani sanki herkes ingilizce ya da başka spesifik bi dil kullanıyorda karşılaştırma yapıyor anlamında söyledim bu direkt olarak kimseye yönelik bişi değildi... bu arada benim yazılarımı biraz okuyan biri benim ne kadar olabildiciğinde türkçe konuşmaya(veya yazmaya) çalıştığımı anlar(neredeyse hiç yabancı kelime kullanmam).

"kelime dağarcığını geliştirmemek kişiye bağlıdır,yoksa kelimeler kendiliğinden bize gelmez ;)biz okuyacağız hem de bol-bol.bir kelimenin hangi dilden girdiği çok önemli değil"denmiş yazıyı birdaha daha dikkatli okumanızı öneririm...

I HATE YOU GOD
eratha  |  (0 puan) 11 Haziran 2005 18:59

yorumlarıyla katkıda bulunan, taraf ya da karşıt olan hiçbir şey yazmasa da bu yazıyı okumaya değer bulan herkese teşekkürler... Dediğim gibi; yorum yapmayacağım, zaten hemen hemen herkes doğru ve olması gereken şeylerden bahsetmiş. (benim için bildirgeç'i çekici kılan en önemli şeyin buradakilerin zekâ seviyesi olduğunu da belirtmeden edemeyeceğim) katılımınız için tekrar teşekkürler, şimdi hem burada verilen linkleri, hem de burada yazan arkadaşların kendi günlüklerine yazdıklarını okumak için yazıma son veriyorum. (sadece yazmakla olmaz okumak da lâzım) hoşçakalın...

bildirgeç'i seviyorum...
ONALTIKIRKALTI  |  (0 puan) 11 Haziran 2005 23:26

üye olunpillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

İlgili Yazılar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)
bildirgec.org bölümleri
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

son yorumlar

bildirgecinfo

bildirgec.org içeriği kullanıcıları tarafından üretilen kolektif bir blogdur.

network siteleri

RSS Dosyası
pillikutu