Şimdi, mantıklı ve seviyeli bir tartışma yürütmek istiyorsanız, delillerimizle, düşüncelerimizle, yürütebiliriz. fakat dalga geçip, fikrinizin yanlış olabileceğini düşünmeden, dolayısıyla karşınızdakinin dediklerini analiz edip ona göre cevaplar vermeden tartışmayı sürdürmenin bir manası yok.
ilk adımı atayım.
öncelikle, geçiş fosilleriyle ilgili daha önce verilmiş linke bakabilirsiniz, bu konu yarım kaldığı için gündeme getirmek ve kapatmak iyi olur. ayrıca size de evrim konusunda iyi bir örnek olacağını düşünüyorum:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=183848
haberde tam olarak anlayamadığınız noktalar varsa yardımcı olabilirim.
ya da örneğin, sürüngenden memeliye geçişte önemli bir mihenk taşı olan platipus hakkında bir haberi http://news.nationalgeographic.com/news/2008/05/080507-platypus.html adresinde okuyabilirsiniz. platipuslar memelidir, ama doğurmak yerine yumurtlarlar.
kendi konumuza geri dönelim:
@kuzeyx:
biraz daha net açıklamaya çalışayım: canlılar bunları "düşünerek" geliştirmezler. doğal seleksiyon sunucu bu tarz özellikler gelişir. örneğin, senin de bahsettiğin gibi, gözleri ayağının altında, ya da kıçında olan canlılar yaşamlarını devam ettiremez, av olurlar. fakat gözleri başında olan canlıların hayatta kalma şansı daha yüksektir, çünkü etraflarını daha iyi anlayabilirler.
doğal seleksiyon, doğanın işleyişine uygun olan canlıların "seçilmesi", soylarını devam ettirebilmesi, uygun olmayanların yok olmasıdır.
kulak ya da göz çok karmaşık bir yapı elbette, küçük duyargaların nasıl oluştuğunu anlamak daha kolay. çünkü bu tarz karmaşık algılayıcılar, daha ilkel olanların gelişmiş halleridir.
örneğin titreşime duyarlı alıcılar canlılarda nasıl ortaya çıkmıştır, bakalım: bazı hücrelerin, hücre içinden kaynaklanan ve hücre duvarı dışına da taşan uzantıları, örneğin glikoprotein zincirleri olur (biyoloji bilgim çok derin değil, yanlışım olursa bağışlayın). gelen titreşimler bu uzantıları etkileyecek, "titreştirecek"tir. titreşimler hücre içinde elektriksel değişiklikler yaratırlar, ve belli başlı (potasyum / sodyum) çözelti değişiklikleri meydana gelir. aslında insan kulağında da bu "uzantıları olan" reseptörler bolca vardır ve böyle işler. yalnız, kulağın durumunda, bu elektriksel sinyaller beyne yollanır ve beyinde işlenir. basit bir çok hücreli canlıda ise böyle bir algılayıcının yarattığı elektriksel değişiklikler doğal olarak canlının yaşayışını / hareketini etkiler.
genetik çeşitlilik sonucu, birden çok algılayıcısı olan canlılar daha çok hayatta kalabilmişlerdir, çünkü etraflarından daha çok haberdardırlar. ayrıca canlıların bu tarz duyu organlarına ihtiyacı oldukça bu organlar da gelişmiştir. bizim kulağımızın gelişme süreci de budur, daha iyi duyabilmek için algılayıcıların sayısı artmış, ve daha da iyi duyabilmek için dış kulağın şekli, kıvrımları oluşmuştur.
--------
@drol
bahsettiğin paradoksun "inananlara göre" cevabını vermemişsin, bir cevabı varsa alabilir miyiz? bir cevabı olmak zorunda değil mi, eğer sadece 3 boyutlu dünyada bir paradokssa ve onun dışında paradoks değil bir çözümü varsa.
burada bahsedilmesi gereken bir nokta, bundan yüz yıl önce bilimadamlarının çoğunun sizler gibi "yaratılışçı" olduğudur, ki bu adamlar fizik, termodinamik, biyoloji gibi konularda uzman, pek çok araştırma yapan insanlardır. fakat farkları bilimadamı olmaları, dogmalara bağlı kalmamaları ve bilimsel gelişmelere ayak uydurabilmeleridir. şu anda dünya üzerindeki bilimadamlarının büyük çoğunluğunun evrimi kabul ettiğini, kendi araştırmalarıyla doğruluğunun örtüştüğünü gördüklerini göz önünde bulundurursak, evrimin ne kadar önemli bir bilimsel olgu, ve hatta gerçek olduğunu anlayabiliriz.
lafın özü: fizikle, paleontolojiyle, biyolojiyle ilgili, bu konunun profesörleri bile evrimi kabul ederken, bizim gibi bu konuda daha bilgisiz insanların evrimi yok sayması komik, çünkü bu profesörlerin evrimi çökertebilecek binlerce koz var ellerinde. "evrim fiziğin şu kanununa aykırıdır" diyebilirler örneğin. ya da "tek hücrelilerde evrimin iddia ettiği şu olaylar olmaz". fakat, gördüğümüz o ki, bu insanların araştırmaları, bulguları, evrimi doğruluyor.
dolayısıyla bizden tonla daha çok şey bilen insanlar konu üzerinde hemfikirken, ufak bilgilerimizle bizim konuya karşı çıkmamız anlamsız.
ancak biz de okuyarak, araştırarak, şüphelerimizi giderme yoluna gidersek doğruya ve gerçeğe ulaşabiliriz. okumadan, araştırmadan bir fikri yorumlamak mümkün değildir.