Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan hafif.org'da: "TÜRKİYE ÖZGÜRLEŞEBİLİR Mİ?"


Etiketler: , , ,

YAĞMURDAN SONRA

Yağmur’a ithafen ..

efe emre toprak

önsöz
BiRiNCi BÖLÜM ….. Bir Bu Kadar Daha Seviyorum Seni

iKiNCi BÖLÜM … Saat Altı Buçuk

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ……. Yağmurdan Sonra

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM …… Bir Damla
BEŞiNCi BÖLÜM ….. Son Gözyaşı

önsöz

ışıkta düşünüp karanlıkta yazıyorum. tuşları göremeyince, kalemle yazıyormuşum gibi geliyor yine. ilkokulda aynı kelimeleri onar kere yazmanın verdiği acıdan şekli değişen işaret parmağımı, klavyedeki nadir kabarık tuşlardan "j" tuşuna koyuyorum karanlıkta –“aa, kabarık gerçekten”- alışkanlık üzere. sonra beyaz bir boşluğa bakıyorum gecenin köründe.

orman manzaralı yeni evimin balkonunda, ilk kahvemi yudumluyorum. sonra ikinciyi. "ayaklarımı balkon demirlerine uzansam gelip geçenler ne düşünür?"le "evin kirasını veriyor muyum? evet. kimseye yan bakıyor muyum? hayır. kimseye laf ediyor muyum? hayır. o zaman kimse karışabilir mi üç kuruşluk zevk yaşayacağım diye ayaklarımı uzatmama -zaten iyice çöken karanlıkta-? hayır." arasında gidip gelen ruh halimi dengede tutmaya çalışıyorum yine. hayatımda kimseyle kavga etmediğimi farkediyorum sonra. kimse bağıramıyor bana. kimse kızamıyor da. tavsiye verdiklerinde uymayıp, ihtimallerden en az gerçekçi olanın peşinden gideceğimi biliyorlar içten içe sanki. "terazi burcu olduğumdan mı herşeyi dengede ve sorunsuz yaşamaya çalışıyorum, yoksa babamla annemin soğuk bir ocak gecesinde canlarının sıkılmasından mı ibaretim?" fikri, kahvenin tadını da değiştiriyor -kahvemin?-. bilmediğim duygular hakkında insanlara öğütler veriyorum -yazıyorum bazen de-, sonra bildiğim duyguları unutmaya çalışarak kendime eziyet ediyorum. fiziksel çekingen biri oluyorum zaman içinde, duygusal olarak da inatçı. "kelebek görünüp arı gibi sokacaksın" diyor kafamda uçuşan boynuzlu hayali ilham kaynaklarımdan biri: "tıknaz" olan.

nihayet ayaklarımı uzatıyorum kiralık evimin kiralık balkonunun kiralık demirlerine. kahvem soğumuş oluyor karar verene kadar. evimi kendime benzetiyorum sonra. gündüzleri insanlar -henüz perdesiz- evimin içini-dışını-her şeyini görüyorlar kendilerince. geceleri ışıkları kapatıp yalnız kaldığımdaysa, evin içinin ne kadar boş olduğu belli olmuyor dışarıdan. burayı da -hislerime benzettiğim- eşyalarla doldurup hepsine alışıp bağlanmadan önceki şu haliyle hafızama kazıyorum. görmediğim bir insanın sadece yazdıklarından anlamaya çalıştığım hislerine "önsöz" yazıyorum boş evimde. kafamda emre, efe, toprak; hasbelkader aynı evde yaşamaya mahkum kardeşler gibi canlanıyorlar. onun da evi kendisi, evet. "kazıyorum"la biten cümleden sonra, cinas yapmak istiyorum. "konuyla ne alakası var ki?" ile "konu mu var arkadaşım ortada? can yanıyor burada, can kanıyor! bir hisse tercüman olacaksa bin sayfa yazılır gerekirse!" arasında denge kurmaya çalışıyorum sonra. içimde birileri konuşuyor sürekli. ben onları dinlemekten konuşamadığımı farkediyorum sonra geceleri boş duvarlarında "eskilerden" parçalar çalan radyo kanallarının seçtiği "sözlü" şarkıların yankılandığı mümkün olduğu kadar boş evimde.

bir tespitim var kendimce arasıra insanlarda görüp giderek daha çok inandığım. insanlar belli aralıklarla mutsuz olmak istiyorlar. nedeni herkese göre farklı olabilir: kimi koşturmaktan dolayı geride kaldığına inandığı ruhunun kendine yetişmesini beklerken geçireceği zamanı değerlendirmek için hüzün hissetmek hissediyor, kimi ilgi görmek için mutsuzluğu "seçiyor", kimi de sonradan yine mutlu olduğunda hatırlayıp "ne zamanlar atlattım!" deyip sonuna ünlem koyabileceği cümleler kurmak için. mutlu insan düşünmeyen insandır belki de. vicdanı olan bir beyin, kalbi olan bir mantık, ruhu olan bir canlı, içinde kaybolup gittiğimiz ama bunu bile farkedemediğimiz şu yaşlı dünyada gezerken, kuş seslerinden başka bir şey duymayıp papatyalardan başka bir şey görmüyorsa artık, mutsuz olma zamanı gelmiş de geçiyordur. çanlar onun için çalıyordur. insanlar mutsuz olduklarında yanlarında bulunmayı seviyorum. "sonradan sonraya sana vefa duymaları için mi?" ile "yüzlerini tüm detaylarıyla ezberleyip daha sonradan mutlu olduklarındaki yüzleriyle karşılaştırıp insanların değişimlerinden keyif aldığından mı?" arasında bir kavga çıkıyor yine içimde-n-. kelimelerimin arasına -nedendir bilinmez- cümleden çıkarılsalar bile cümlenin genel anlamını bozmayacak kelimeler ekleyip, başına sonuna eksi işareti koyuyorum bol bol -tıpkı bunlar gibi-. "kim bilir kimler senin isminin başına-sonuna eksi işaretleri koyuyordur!" ile "aklından geçenlerin hepsini bilip belki de seni anlayabilmeleri için yapıyorsun sanırım?" arasında çıkan kavgayı da tatlıya bağlarken, ben yine susuyorum. yanı başımdaki suya bakıyorum sonra, bittiğini farkediyorum. "yüreğim bende kalırsa yaşıyamam" diyor sezen aksu radyoda. "'yaşayamam' olması gerek" ile "babamın öldüğü yaz çıkan albümdü bu. neden her yazıya babanı ekliyorsun? yeri mi şimdi bunun?" arasında çıkan kavgayı duymuyorum boş su şişesinin yanında aradığım kağıt mendili ararken. gözlerim ilgisiz zamanlarda doluyor bazen. su şişesi boş olduğundan da ağlayabilirdim pekala. sonra her yetişkin erkeğin "yapması gerektiği gibi" derin nefes alıp gözlerimin kurumasını bekliyorum. sezen aksu yerini bendeniz'e bırakıyor. herşey sırayla dünyada. zamanı gelen çekiliyor. zamansız gelenlerse çekilmez oluyorlar. içimde kavga edenler var, dışım dingin. içim dışım farklı mevlana: göründüğüm gibi mi olayım, olduğum gibi mi görüneyim? sen bu sorunun cevabını ver bana; ben de mutluluğun resmini çizeyim sana abidin dino'yla birlikte. bu sabah yağmur var istanbul'da, istanbul'un ruhu bile ıslanmıyor oysa. "onlar bile ağladılar" diyorlar martılar için; ama hiç bir benzetmem "toprak'la yağmur" gibi oturmuyor yerine. "tecahül-ü arif" yapıyorum sonra, bilmeze vuruyorum kendimi. halinden anlamaza. ahmet arif şiirleri tadında bir hayatım oluyor gitgide. sultaniyegâh sîrto çaldım nicedir ilk defa. süsledim önce -sağ- elimden geldiğince. sonra herşeyin süssüz halinin daha şirin olduğunu farkedip yüreğimle çaldım biraz. tanımadığım on kişiyle konuştum ben bugün, inanabiliyor musun? "sürekli konuştuğun kaç insanı gerçekten tanıyorsun ki?" ile "salağa yatmayı bırakıp konuya dön biraz. 'ne konusu? his bunlar!' muhabbetineyse hiç başlama!" arasında başlayan kavgayıysa hiç istifimi bozmadan seyrettim. "kentin tenhalarınca" kaçtığım hisleri anlatan yazıya önsöz nasıl yazılır? kavga edenleri ayırıp ikisine de sordum; ilk defa aynı fikirde uzlaşıp aklımdan geçenleri yazmamı salık verdiler tek ağızdan. "belki de 'sağlık verdiler' yazmalıydın" deyip kendine kavga edecek birini arayan fikri adamakıllı dövüp susturdum sonra. "kalın bir roman-kitap gibi" şeyler yaşıyan eski almancıdan bozma müezzinin gavur-pic ettiği türkçesiyle sinirlerimi germesine bozulmamaya çalıştım hemen ardından. "ikirciklenmek" istedim, "kekremsi" bir tad kalsın istedim başkalarının aşklarına yaktığım sigaramın ardısıra "geniz"imde. konuşurken ağzımdan çıktığında insanları belli belirsiz uzaklaştıran kelimeleri, yazarken kullanınca insanların neden bu defa yaklaştıklarını anlamaya çalışırken, benzetmeler dövdü beni sapasağlam-sırılsıklam. anafikri "kendi düşen ağlamaz" olan bir yazı yazsam her şey daha kolay olabilirdi belki de. "herkes kendi düşmez mi?" deyip kendimi sustururken -yine-, "parlak elma temizdir" mantığıyla kazağıma silip parlattığım elmadan koca bir diş aldım. "göz hakkı olması için illa elmayı görmeleri mi gerekir aptal?!?" inceliğinde patlak veren içimdeki çocuğa nasıl anlatacaktım şimdi bu benzetmeleri? filmin galasına gidip çıkışta gazetecilere "demeç" veren ünlülerin üzerlerine pek bir yakışan ayrıcalıktan nadiren de olsa yararlanma fırsatı bulmuş ve bu satırlardan sonrasını -tahminen- hepinizden önce okumuş biri olarak "mustafa" denince içim burkuluyor artık. adana'dan kalkıp istanbul'da işletme okuyan, sonra amerika'da pompacılık yaparken vurulup felç olan arkadaşım geliyor aklıma. "titreyen dudaklarını öpemeden sevdiğinin" geçip giden nice zincirlikuyu ahalisi geçit yapıyor gecenin şu saatinde. gece yazıyorum, hatırladın mı? gündüz kavga etmiyor kimse içimde. gece kavga seslerini bastırmak için yazıyorum. o yüzden gündüz-gece gibi, yaz-kış-siyah-beyaz-soğuk-sıcak-diri-ölü gibi; o yüzden "toprak-yağmur" gibi kelimeler gece yakıyor içimi. o yüzden geceleri uyuyamıyorum; yorgunluktan bayılıyorum genelde. kavgalar bırakmıyor beni de senin gibi. ben isim koymaya korkuyorum sadece kavga edenlere; korkaklığıma ver.

“...
elveda işkencedir:
gösterişli olmalı ayrılıklar,
ki geri dönüp hatırlanınca
kalpte yara bırakmasın.
biri zavallı kapıyı zavallı duvara çarpıyorsa,
öteki sarma sigarasına koşmalıdır...
ne geri döner giden,
ne de ölür terkedilen...
o zaman boşunadır gözyaşları,
zamanın bağrında bir sakin hatıra olmak varken.”

her mevsim bir şeyler yağar: kışın kar, baharda umut, yazın günah, sonbaharda yağmur. bu mevsimi sen seçtinse, kalbimce güzellikler diliyorum senin adına-senin yerine-senin sesinle-senin nefesinle-sana. bu mevsim seni seçtiyse, kalbimce inanç diliyorum sonbahar adına-kar altında bembeyaz-günahsız topraklar adına yağmur umuduyla-ona.

“geçmişinde gökler gazapla gürlememişse, gelecek güneşin güzelliğini göremezsin.
gülümse: gelenin güzelliği, garip gönlünün genişliğincedir.”

impala

BiRiNCi BÖLÜM

Bir Bu Kadar Daha Seviyorum Seni

16 temmuz 2006
09:11

- alo
- 112 acil buyrun ..
- bacım, burada yol kenarında yatan bi adam var.. bizim marketin az ilerisinde trafik lambasının dibine sızmış ..sarhoş mudur nedir .. az önce dükkanı açarken gördüm .. kıpırdamadan yatıyor öyle yüzüstü.. bi ambulans falan neyin gönderirseniz eğer belk..
- amca nabzına filan baktınız mı ?
- yo yok bakmadım yani .. kalk diyorum kalkmıyor herif .. burnundan kan gelmiş biraz .. dedim ya geceden kalma sarhoşlardan biridir belki .. telefon açtım işte daha napıyım kızım ..
- tamam beyfendi adres alabilir miyim ?
- ııı .. ıhlamur sokak no:14 bu benzinlik filan var orayı geçince kızım .. kızıltoprak mevkiinde
- peki birazdan orda olur ambulans ..
- hee iyi o zaman .. iyi günler..
- iyi günler ..

09:13

- levent orda mı ..
- hangisi ?
- şöför olan bee .. uff
- he burada .. dur veriyim
- acele et biraz
- efendim
- levent ıhlamur sokak no 14 benzinliği geçince sağda .. yerde yatan birisi varmış .. nilgün hemşire ordaysa çıkın bi bakın
- tamam anlaşıldı

09:14

- nilgün senin çay yine soğudu .. hadi çıkıyoruz
- yaa bi dur kahvaltı ediyoz di mi şurda
- hadi hadi hadi istanbulun sarhoşlarını toplayacaz daha yolda ..
- üff .. yine mi ya tamam geliyorum

09:24

- açsana şu sireni olm
- açalım di mi
- bu trafik adamı öldürür valla
- eheheee kesin ölmüştür o da zaten
- yaa yok genel olarak dedim ..
- seni de o sigara öldürür kızım .. görmesinler yakarlar valla beni
- yok lan bi şe olmaz tırsma
- lan bunlar da var ya soldan giden bi ambulans görmesinler anında yapışır peşine .. şeytan diyo freni bi koy aklı başına gelsin arkadakinin ..
- e zeki milletiz vesselam

10:05

- ambulans geliyoo
- hocam açılın biraz da .. çocuklar çekilin siz de ordan
- yaa ne biçim adamsınız kardeşim burada yatıyor öldü mü kaldı mı iki saatte gelemediniz
- abicim yollar tıkalı napalım yani uçalım mı .. alla allaaa
- levent sedyeyi indirin nabzı çok zayıf ..
- tamam ..

10:38 / acil servis

- bilinci kapalı Mehmet bey .. nabız zayıf
- gözbebekleri tepki vermiyor zaten umarım Concussion yoktur
- nabız yok .. nabız yokkk .. gidiyor .. hastayı kaybediyoruz
- ekg ye bağlayın ..
- tamam ..
- kardiyopülmonera başlıyorum .. resüsitasyon sonra da cpr deneriz
- tamam efendim
- oksijen maskesini takın .. defibrilatorü hazırlayın .. gelmiyor geri
- hocam Miyokardiyal enfarktüs mü ?
- kızım sen git koroner yoğun bakım ünitesini hazırlattır işimiz uzun, Hakan debifrilatör hazır mı ?
- hazır hocam
- Transtorasik İmpedans kaldırırsa tamam Asistolide defibrilasyon tamamen götürebilir elektrotları yapıştır göğüs altlarına
- Tamam efendim
- Çabuk çabuk
- ..
- kızım sen de alkolle temizle ... QRS volümü ayarlayın
- 200 jul başlıyoruz .. lead selecti paddle a getir .. paddleları jelle .. apexteki charge düğmesine bas .. hadi be olum ..
- hazır efendim jelleri sürdüm .. buyrun ..
- 3 deyince şoklayacağım .. biiir ben çekildim .. iki sizler de çekiliiin .. üüç herkes çekilsin
- VF/VT devam ediyor efendim
- 0,9 mg adrenalin ver .. Tekrar alıyoruz .. 300 jule çıkar .. bir ben çekildim .. ikii sizler de çekilin .. üç herkes çekilsin
- Nabız yok ..
- 1mg/kg lidokain yap .. Bi kez daha .. 360 julden giriyoruz .. jelle şunları .. hazır şimdi .. bir ben çekildim .. iki sizler de çekilin .. üç herkes çekilsin ..
- Döndü ..
----------------
30.mayıs.2006 14:46 / ilk tanışma

- Anlamı ne
- Yeryüzüne en yakın ..
- sen meteoroloji mi okudun
- yok işletme
- hım
- aslında 2 senelik işletme mesunuyum 4 e tamamladım sonra işte
- muhasebecilik filan düşünmedin mi
- aslında önceki işim finansmandı ama bilmiorum çabuk sıkılıorum sanıırm
- aa Damla geldi
- selam ben geldim .. Toprak bu Yağmur , Yağmur bu Toprak
- yaa biz tanışıyoduk zaten
- e o zaman ben aradan çekileyim Toprak
- şaka yaptım yaa
--------------
16 temmuz 2006
10:45 - koroner yoğun bakım ünitesi

- hastanın durumu nedir Mehmet bey
- Toprak Kaya 25 yaşında .. efendim bu sabah getirildi ilk müdahaleyi acilde yaptık .. bilinci yerinde değildi .. sonra I46 hasıl oldu miyokardiuma debifrilatör ile I46.O a getirdik kardiyopulmoner resusitasyonda başarı sağlandı yalnız Kalp ve koroner dolaşımın tanısal görüntülemesinde ortaya çıkan anormal bulgular var.
- Ekokardiyografi sonuçlarında ne gibi bulgular var ?
- Doppler ekokardiyografik incelemeye göre Filtreye kan aort kanülüne bağlanmış bir luerli konnektör yoluyla geliyor, ultrafiltreden Amicon, Diafilter 10 sonra bir 33 ile hastaya ya da rezervuara geri dönüyor. İşlem için aort kanülünü UF bitene dek yerinde bırakmaktayız; vönez kanülü ise, çekerek aynı yerden filtrasyon sirkuitinin venöz ucunu sağ atriyuma yerleştirdik. Filtreden önce yerleştirilen bir pompa yardımı ile hastanın kanını aortadan sağ atriyuma doğru çevirmekte, ultra filtrasyon ucuna ise 100-150 mmHg'lık bir vakum uygulamaktayız. İşlem sırasında arter basıncı, CVP, arter hattı basıncı ve vakum basıncı izlendi. CVP ve arter basıncına bakarak gerektiğinde rezervuar ve oksijenatör sıvı ile yıkanarak içindeki dilüe kan da konsantre edilerek hastaya verildi. Bu şekilde hatlarda kalmış olan tüm kan elemanları hastaya verilebilmekte ve aynı anda hatlar da kristaloid ile dolu tutulabilmektedir.zaten Koroner Anjiografi de bu yönde bilgi veriyor. Defibrilasyon sürecinde 1 mg/kg lidokain verildi. VF devam ettiği için 5 mg/kg bretilyum tosilat bolus olarak verildi. olumlu sonuç verince amiodarone infüzyonu uygulandı. Zaten defibrilasyona başlamadan önce hastaya 0.9 mg 1:10.000 lik solüsyondan 0,7ml adrenalin atropin verilmişti.
- Keşke 50mg/ml bretilyum tosilat verseydiniz.
- Hastayı supin pozisyonunda tutamadık efendim ama prematüre atımlara ihtiyacımız vardı. bu yüzden 20mg/ml lidokain daha elverişliydi.
- Neyse sonuç olarak teşhis nedir Mehmet ?
- Efendim , kanda bulunan doymamış aşk oranı çok yüksek seviyede.koroner arterlerdeki akut tıkanmalar yüzünden kalp kaslarını zayıflatmış. Sol koldan atardamardan katateri verdik .. kandaki yoğuşma koroner atardamarı tıkamış koroner tromboz oluştuktan sonra bu ardı ardına yineleyince de angina pektoris oluşmuş. Myokard beslenemediğinden haliyle ateroskleroz da kaçınılmaz hale gelmiş. Koroner arterler tıkandığından miyokardiyum hücreleri ölmeye başlıyor ....
- Hımm .. koroner arter bypass greftleme yapıyoruz o zaman ..
- Evet efendim . 4 ünite hazır Or rh+
- 6 yapın onu.. işi tesadüfe bırakmayalım .. bir ömür yetmez sonra ..
- tamam murat bey
--------------------------------------
8 haziran 2006 18:59 / msn messenger

- sayın editör Yağmur hanım bi şey danışcaktım size :P
- beni bi sen anladın sen de yanlış anladın Toprak .. uff arabesk gibi oldu :) arabeske amma da taktım ben de di mi ? sen müslüm’ü dinledin mi son albümü çok güseel .. aşk tesadüfleri sever
- evet gördüm de indirmedim sana bi danışıyım dedim :P
- indir indir güzel bi şey
- bi yorum alayım dedim editör hanımdan
- tamam apla hemen indiriom
- indir yavrucum :P
- du bakim ben de çıkmadan bi dinlim
- uff 7,69 mb
- bi şarkı daha vardı bu albümde yaa .. neydi neydi ?
- bakim ben bi : Affet Ah Oğlum Artakalan Ayrılık Rüzgarı Aşk Bu Aşk Tesadüfleri Sever Bir Ömür Yetmez Döndür Yolumdan Hayat Berbat Kadınım Kış Oldum Nilufer Sebahat Abla İstanbula Elveda
- evveet o .. bir ömür yetmesssssss .. ben kaçim yavaşça aforoz olmiim sonra servisi bekletmekten ..
- görüşmek üzre

21:15 / msn messenger

- noldu çok beklemiş mi servis aforoz olmuş gibisin ?
- yok az beklemiş :) o dizi mi film mi ?
- hangisi ? kişisel iletide yazan mı ?
- evt
- film trt-2 de başlıcak
- hımpıtı .. konusu neymiş
- copy paste yapmak gerekirse FELIX VE LOLA - TRT 2 23.00 YÖN.: PATRICE LECONTE OYN.: ALAIN BASHUNG, CHARLOTTE GAINSBOURG Felix, ilk kez gördüğü bir genç kıza âşık olmuştur. Lola adındaki kız çok mutsuz ve hüzünlü görünmektedir. Felix o üzgün gözlerde özel bir şeylerin olduğunu hisseder. Genç adam Lola’yı takip etmeye karar verir. Onu anlamaya ve yardım etmeye çalışacak, yüzüne tebessümü geri getirmek için elinden geleni yapacaktır.
- Aa . çok güselll ..
--------------
16 temmuz 2006
11:28 koroner yoğun bakım ünitesi

- narkoz verildi mi Sibel
- 11:26 itibariyle verildi hocam.
- neşter ver
- neşter
- Mehmet ben göğüsten sternumu kesip koroner arterlere ulaşıyorum .. sen sol koldan radial arter al .. Filiz kızım sen de göğüsten mamarya internayı çıkar greftileri hazırlayın. Koronerdeki 4 damarı değiştiriyoruz. Aykut sen de sağ bacaktan safeni al toplardamar greftini çıkar. 3lü koroner bypass kurtarır belki. Kalp akciğer makinesi hazır mı ?
- Hazır hocam .
- Sol göğüs altından yukarıya doğru göğüs kesişine başlıyorum.yaklaşık 13 cm.
- Ben de sol koldan başlıyorum.
/

11:34

- Kızım elektrikli testereyi ver
- Buyrun hocam.
- Sternumu kesiyorum. Bu kemikler de 6 haftada anca kaynar tabi böyle kesmesi kolay. Sibel sen ne alemdesin kızım
- Sol koldan atardamar greftini çıkarıyoruz murat bey
- Mehmet ?
- Hocam damarı ayırıyoruz
- Öznur kızım terimi siliver. Bi de benim parçayı çaldırsana ordan
- Tamam hocam .. Can Atilla mıydı murat bey
- Evet evet .. Hamamda İlk Gözyaşları var ya onu koy kızım .. yeterince stres olduk zaten burada ..
----------------
8 haziran 2006 18:36 / msn messenger

- pişt Toprak orda mısın ? Can Dündar Beyoğlu D&Rdaymış bak
- Bugün mü ?
- Yok cumartesi 16da
- Sen ne kadar sosyalsin kızım yaa
- Aslında ben cafe istanbula gitcektim bilio musun sen orayı tahtakalede ama manyak bi yer
- Yoo bilmiyorum Yağmur
- Çok güsel hellim peynirli sandviçler yapıolar
- Ben taksime pek takılmıyorum oranın kalabalığı sanki beni boğuyormuş gibi oluyor böyle nefessiz kalıyorum bi sürü vücutlar arasında. sadece limonlu bahçeyi biliyorum orda
- Hımmss .. yok bura taksimde değil
- Açık hava mı
- Yok ama buraya gitmelisin kesinlikle .. çok eski bir hamam bosuntusu .. sonradan restore edilip kafe yapılmış .. harika ötesi diim ben
- Yaa .. hamam mıymışmış önceden ?
- Yaa .. :)
- Nereye bakıyor peki burası piyer loti gibi haliçe mi ?
- Yok hiç bi yere bakmıyo o uzunçarşı var ya tahtakalede eskiden çok ünlüymüş kağıtçıların olduğu sanırım genelde ..
- Peki ben kimle gidicem oraya kaybolurum. ben küçüğüm kızım daha :p
- Hımms .. ben seni götürebilirim .. ama bir cumartesi olması lazım çünküm Pazar günü han kapalı olduğu için onlarda kapalı oluolar. Eminönünden bi şekilde gidiyosun iştem. Arada derede saklıca bir yer.
- Sen ne kadar çok şey biliyorsun öyle tü tü tüü maşallah
- Tü tü tü bana :)
-----------------

16 temmuz 2006
12:05 koroner yoğun bakım ünitesi

-tüü ulan Allah kahretmesin .. pleurodezu yırtıyorduk az kalsın
- hocam akciğerle ne işin var kalbe gir sen direk
- oldu canım
- o değil de murat bey bu zidane olayına ne diyosun herif kafayı koydu çıktı
- helal olsun diyorum ne diyim .. kariyermiş yıldızmış karizmaymış onlar bi yana onur gurur bi yana Mehmet .. Sibel kerpeteni ver
- hocam öyle de son maçıydı ama asılsalar biraz daha kupa gelirdi . bi onur için dünya kupasından olmaya değer mi yani .. Filiz gazlı bez hazır mı ?
- değer Mehmet değer .. ben olsam ben de aynısını yapardım zaten bazıları böyle onuruna ve gururuna düşkün olurlar bi şey söylerseniz gözü görmez artık bıçak gibi keser bitirir her şeyi.
- Zizu da söyledi zaten ‘ yaptığımla gurur duymuyorum ama pişman da değilim dedi’
- Aynen öyle işte ..
- Perikard gözüküyor .. birazdan kesiyorum .. solunumu ve nabzı makineden yaptıracağız .. hazır mı Sibel makine
- Makine hazır hocam
------------------------
17 haziran 2006 sirkeciye giden tramvayda
15:38

- bu makinenin markası ne Yağmur ?
- bu mu olympus bu
- dijital di mi ?
- hı hım evet ama bunun bi büyüğü var e-500 o çok süper çekiyo gerçi profesyonel işi biraz ama öyle yani
- burada iniyoruz sanırım
- hım evet
- sağdan
- yok soldan burdan gidelim
- tamam soldan gidelim .. csi ı izler misin
- a evet gil grissom karakterine bayılıyoruz kardeşimle .. süper rol yapıyor adam.. bi ara csi miami filan da vardı ama tutmadı onlar pek
- evet :)

16 temmuz 2006
13:15 koroner yoğun bakım ünitesi

- sol kol atardamar grefti hazır efendim
- bacak toplardamar grefti de hazır hocam
- göğüs damar grefti hazır mı filiz ?
- hazırlanıyor hocam damara enjekte işlemini yapıyoruz şu anda
- tamam .. perikardı kesiyorum . birazdan kalp açığa çıkıcak

17 haziran 2006 16:14 Cafe İstanbul girişi

- işte geldik .. burası
- dediğin kadar varmış gerçekten güzel sakin sessiz gizemli
- en güzel yanı da bu zaten
- nargile de mi varmış burada
- hı hım evet
- şurası nasıl
- ıı şu tarafa oturalım mı
- olur
- yaa burası da çok orta bi yer oldu .. şu arkandaki köşe yer güzelmiş .. adama bak tek başına kapatmış orayı nargile içiyo
- kalkar mı birazdan acaba
- bilmem bize oturaduralım burada .. giderse biz oraya geçeriz
- hoş geldiniz
- hoş bulduk menüyü alabilir miyiz
- buyrun
- hangileri güzel sandviçlerin ?
- bak bence şöyle yapalım ben hellim peynirli alıyım sen de biftekli söyle sonra birbirimizden otlanırız karışık olur :)
- olur :)
- bize bir hellim peynirli İtalyan ekmeğine tereyağlı sandviç bi de biftekli
- içecek olarak ?
- elmalı kokteyl vardı ya ondan iki tane
- elmalı kalmadı ama elmamız yok şu anda maalesef ..
- yaaa .. elmalı çok güzeldi ama .. neyse ossaman havuçlu olsun
- bi daha ki gelişimizde dışardan elma alıp gelelim .. o kadar övdün merak ettim
- nargile içen çocuk kalkıyo ordan geçelim mi oraya ?
- geçelim ..
- önceden burada servisi yapan güzel bi kız vardı o yok sanırım bu hafta
- bu kadın da iyi .. yani ortama süper uymuş .. gayet otantik olmuş .. esmerliği filan sanki duvardaki tablolardan birinden çıkmış gelmiş kıyafetleri de güzel :)
- di mi :)

17:05

- bak ordaki aile de kalkıyo ordan oraya geçelim mi ?
- geçeliiim .. sanırım akşama kadar sırayla tüm köşeleri dolaşıcaz
- ama orası daha güzel
- tamam
- ayakkabını çıkarmana gerek yok tahta kısıma uzat yeter .. şu minderi de arkana al
- evet burası daha rahat hem de merkezi her tarafı görebiliyoruz :)
- evet :)

17:38

- ordaki adam mı buranın sahibi
- h ıhı
- adam ne kadar rahattır her gün burada kesin emeklidir bi yerden sonra burayı açmıştır hatta bence Giresunludur :)
- :)
- ben bi lavaboya gidim gelim
- ..
- yoo gelmene gerek yok ben gidebilirim
- aşağıdaydı di mi
- evet
- tamam bekliyorum ben burada ( evet eminim artık ben bu kızdan hoşlanıyorum .. evet doğru tanışalı iki üç hafta oldu .. belki çok erken ama napiyim hoşlanıyorum işte .. gerçi söylemişti bana .. unutamadığım birisi var demişti .. ama 3 kez görüşmüşler sadece sonra bitirmişler galiba .. bitirmişler mi .. evet bitirmişler .. emin misin .. emin olmak istiyorum .. işine geldiği için mi .. yoo yaa bi sus sanane sadece hoşlanıyorum işte ben .. söylicek misin kendisine .. bilmem söylesem de kurtulsam mı senden .. benden ? evet senden her gün beynimi yemektense senin yüzünden söyliyim en iyisi .. ama ben senin içgüdünüm benden kurtulamazsın o kadar kolay kolay .. ben onu kaybetmek istemiyorum .. daha kazanmadın ki .. sen hep haklı çıkmak zorunda mısın ? beni dinlesen de dinlemesen de bana yani içgüdüne inanmak zorundasın .. neden ? seni sen yapan benim çünkü ? yine haklısın bravo ? .. ama söyle bence bu sefer .. hayırdır acıdın mı bana bu kez ? .. yok öncekiler aklıma geldi de hep kahrolan sen olmuştun bu kez mutlu olman için yardım etmek istiyorum sana .. bak sen eee sonra ? sonuç olarak diyebilirim ki ilk önce kazan onu .. bu çok zor .. neden .. çünkü onun unutamadığı birisi var ve o beni belki unutamadığı kişiyi anlatıp dertleşip rahatlayacak bi arkadaş olarak görüyor bunu ona yapmaya hakkım yok ? peki napıcaksın ? -mış gibi yaşamaya devam edicem hayatı hani hep seninle beraber yapıyorduk ya ? ağlarken gülermiş gibi aşık iken arkadaşmış gibi hatırladın mı ? evet hatırladım da sen bıkmadın mı hala o oyunlardan ? bıktım .. o zaman söyle bak acele et hızlı ol sen kazanırsın .. şişşt geliyor tamam sus .. söylediklerimi unutma duygularından ben de eminim .. tamam sus artık Yağmur geliyor bak .. yaa çek elini ağzımdan .. sussana olum yaa bir dur dursana dursanaaaaaaaaaaa ..

16 temmuz 2006
13:45 koroner yoğun bakım ünitesi

- kalp duruyor .. perikard kesildi
- akciğer kalp makinesi hazır
- solunumu başlatın
- makineye bağlı solunum ve nabız başlatıldı
- göğüs grefti hazır damarı kesiyoruz
- kalp durdu
------------------
17 haziran 2006 18:01 cafe İstanbul

- bizim hesap ne kadar
- Toprak lütfen ..
- yaa tamam bu sefer ben verim bi daha ki sefere sen kapatırsın hesabı ( bi daha hiç gelmeyecektik ki ! )
- ama ben çağırdım seni buraya
- abi sen buradan alır mısın .. memleket nere Giresun mu
- yok Konyalıyım ben
- yaaa hemşeriymişiz o yüzden buradan alın hesabı hem ben getirdim arkadaşı
- abla senden alırsak parayı bi daha getirmezsin kimseyi en iyisi biz arkadaştan alalım
- yaa gördün mü
- ufff
--------------------
16 temmuz 2006
13:49 koroner yoğun bakım ünitesi

- buzlar hazır mı kızım
- hazır hocam buyrun
- kalp haznesine ve kalbin etrafına buz yerleştiriliyoruz
-------------------------
17 haziran 2006 18:25 mısır çarşısı büfe önü

- buz mu bunun içindeki .. buzu mikserden geçirip toz gibi yapmış adamlar .. türk ticari zekası işte
- evet abi
- pembe olan neli
- çilekli abla
- kahverengi de kahveli olmalı
- evet
- ben çilekli sevmiyorum
- bize iki tane kahveli verir misin ?
- tabi ... buyrun

18:32 yeni camii arkası

- bi yere otursak Yağmur ben böyle ayakta .. bunlar elimizde
- a evet fark ettim .. şuraya oturalım
- senin kahvenin buzları erimiyor mu
- yok anca böyle ezmek lazım bak bunu dinlesene bi tak şunu kulağına
- çok güzel kim söylüyo bunu
- nada .. şu hani karşı pencere filminde vardı ya soundtrackler .. filmdeki şarkılardan birisi bu
- güzelmiş
-----------------
16 temmuz 2006
14:10 koroner yoğun bakım ünitesi

- koroner artere kesi yapılıyor
- bacaktan alınan toplardamar grefti artere dikiliyor
- kızım anastamos açık mı kontrol edin
- anastomoz açık hocam
- aman dikkat edin yırtılma olmasın
- dikiş bağlanıyor
- diğer koroner arterin kesisine başlandı
- sol koldan alınan atardamar grefti hazır mı
- hazır hocam
- atardamar grefti diğer koroner arter ile birleştiriliyor .. kızım terimi siler misin
- anastomuzu kontrol edin
- anastomoz açık
----------------------
20 haziran 2006 23:19 msn messenger

- yo hayır hani geçenlerde kötüyüm diyordun ya
- Yağmur lafı fazla dolaştırmak istemiyorum artık .. bilmem şok mu olursun artık başka bi travma mı geçirirsin benim hoşlandığım kişi sensin
- ( 4 dk sonra ) uff Toprak naptın sen
- Yağmur bana karşılık vermek zorunda değilsin bu sadece benim içimden gelen bi şeydi .. sen yine arkadaş kalma moduna da geçebilirsin .. yani nasıl istersen öyle olur .. benimkisi bi teklif değil.. sadece söylemek istedim .. en azından söyleyebilecek kadar cesaretimin olduğunu farkettim bir an için.. bundan sonrası yine senin istediğin gibi devam eder ..
- Nefret ediyorum bu sözden .. şimdiye kadar benim istediğim şekilde gelişmedi ama şimdi benim istediğim gibi devam edicek öyle mi ? ne ala
- tercih senin değil mi ? hayat senin değil mi yürüdüğün yol sana ait değil mi ? seni tutup da kolundan çekmiyorum sadece hoşlandığımı söylüyorum istersen benimle beraber yürürsün bu hayat yolunda istersen devam edersin dilediğin gibi dilediğin kişiyle .. nefes alamıyordum nerdeyse ama söyledim söyleyip de rahatlamak için söylemedim sadece bil istedim ..
- SADECE SANA ii GECELER DILICEKTIM .. çok yorgunum hoşça kal ...
- İyi geceler ..

16 temmuz 2006
14:58 koroner yoğun bakım ünitesi

- göğüsten alınan damar en önemli koroner artere dikiliyor
- kızım anastomozu kontrol et dikişi bağlıyorum .. damarlar çok kötü olmuş .. ah be çocuk kim dedi sana bu kadar sev diye ?
- hocam hazır mı
- birazdan Mehmet
- makineyi de kontrol edin kalbi çalıştırıyoruz yeniden
- kalp yeniden çalıştırılıyor
- makine off konumuna getirildi
- kalp çalışıyor
- tamam şimdi ana atardamara delik açıp greftlerin diğer uçlarını buraya dikiyoruz kızım
- nabız 90
- kalp normal seyrine geçiyor
- hadi geçmiş olsun çocuklar ..
------------------
2 temmuz pazar 2006 18:22 sultanahmet havuzun karşısındaki banklar

- evet alalım ifadenizi beyefendi
- ( alalım ifadenizi diyo yaa ne desem ki beni yargıla hüküm ver sonra da ister as ister kes sen de ben de kurtulalım mı desem acaba ? .. dur sakin ol şimdi başla ) ıııı .. eo benim söyliceklerim geçen ki sana attığım smslerle aynı şeyler .. yani duygularımı biliyosun artık .. ben sadece seviyorum .. ama senin yorumladığın gibi yani zamandan dolayı çok hızlı olması ve beni yeterince samimi bulmayışın açıkçası umurumda değil ..ben içimdeki hisleri ispat etmek zorunda değilim burada görüşmemizin ana sebebi de yüzyüze olması içindi zaten ( evet iyi bi girişti tebrik ederim seni .. saol içgüdüsüm )
- ben anlamıyorum yaa daha dün bir bugün iki ..
- ( abi ne diyor bu kız yaa .. dur olum sakin ol .. şimdi gözlerinin içine bak seni seviyorum de .. bakamıyorum gözlerinin içine .. niye .. yaa arkasında güneş batıyor gözümü alıyor o da .. saçmalama lan hadi çabuk .. yok ben sultanahmete bakarak söylicem .. ama o senin gözlerinin içine bakıyor bak konuşurken .. hadi yaa .. valla .. ya belki ayasofyaya doğru bakıyordur o da .. ne halin varsa gör bee .. tamam söylüyorum ) evet zaman konusunda yani zamanın kısalığı konusunda haklısın ama bu kişiden kişiye değişir parmak izi gibi yani .. belki benim norönlarımda bi eksiklik vardır .. belki bu yüzden sabırsızım .. ama yıllar geçse sen 3 çocuklu dul bi kadın da olsan ben seni yine bu kadar severdim ( neeee 3 çocuklu dul kadın mı puhahha .. gülmesene olum ne diyecektim ya .. neyse sen içinden geldiği gibi devam et ben biraz geziyim şu havuzun kenarında .. yaa dursana olm hani beni ben yapan sendin yardım etmicek misin .. ya ederdim valla da şimdi bu kızı beklerken bi saattir çalıştığımız yerler vardı yaa .. eee ? .. işte çalıştığımız yerlerden sormuyor o yüzden biraz yokum ben sana kolay gelsin .. satıcısın .. evet ama korkma ucuza gitmiyorsun )
---------------
16 temmuz 2006
15 : 22 koroner yoğun bakım ünitesi

- Bu nedenle, kalp kasının birbirinden elektriksel olarak ayrılmış ventrikül ve atrium bölümleri kendi içlerinde bütün olarak uyarılırlar. Kalp kasının bu özelliği "hep ya da hiç kanunu" olarak bilinir. Bunu da not alın ..
- Tamam hocam
-------------
tekrar – 2 temmuz 2006 pazar
Sultanahmet 18:30

- bu nedenle Yağmur ben seninle arkadaş olarak kalamam ..
- anlıyorum .. ama sana söylemiştim .. unutamadığım birisi var demiştim .. hayır demiştim .. ama sen ısrarla msnden yazıp sms atıyorsun .. zamanla unutursun kapanmadık yara yok merak etme ..
- ( içgüdüm nerdesin yaa .. Topraaakk burdayım olm havuzda, su çok güzel gelsene .. işin yoksa şu yeri yarsan da bi içine girsem dicektim neyse boşver ) peki tamam aramam bi daha bundan sonra olabildiğince resmi oluruz ..
- sigaraya başlamışsınız Toprak bey
- evet .. içsen de aynı içmesen de .. sadece belli bi süre sonra aldığın nefes yetmiyor o kadar
- bi fırt çeksene sigarandan .. gölgenin resmini çekicem
- olympustu di mi o
- hı hhım evet ..ben şu tarafa doğru geçicem bi kaç fotoğraf çekmek istiyorum
- peki olur .. ben de kalkıyordum zaten ( yalanını yiyim bre yalansız dönmüyor dünya .. evet aşksız da dönmüyor )
- sana iyi günler haftalar aylar yıllar
- size de iyi günler Yağmur hanım
- bil mukabil
- ( hayır bil mukabil değil çünkü ben sadece iyi günler dedim devamını söylemedim .haftalar aylar ve yıllar da günlerden oluşmuyor mu zaten ) hoşçakal ..
( içgüdü gidiyoruz hadi gel .. geldim geldim e noldu anlatsana .. bitti bitirdik .. neyi .. güzel soru hiç bi şeyi yani hiç bi şey başlamamıştı ama bitti işte gördüğün gibi gidiyorum acaba arkamı dönüp baksam mı son kez .. laaaaaan ! önüne bak taksi geliyor .. hayy aksi taksi .. tamam önüme bakıyorum )
bugün 15 temmuz 2006 cumartesi ; cafe istanbula gidiyorum tek başıma .. beklemiyorum tabi ki gelmesini de .. iki bardak elmalı kokteyl söylerim ama her ihtimale karşı şu manavdan 4 tane elma alayım belki elmaları yoktur .. o esmer kadın sorarsa niye iki bardak diye ben de arkadaş yolda gelcek birazdan derim .. 3 saat beklesem yeter .. 15:00 den 18:00 e kadar .. 3 saatte öldürürüm zaten içimdeki hislerin hepsini .. evet 3 saat yeterli ..

cafe İstanbul

nargile içen çocuk yok bu sefer oraya oturuyum en iyisi ..
- beyefendi kapatıyoruz
- ne kapatıyor musunuz
- evet saat 8e geliyor
- aa harbiden saat 20:00 olmuş
- neyse ben de kalkıyım
- kokteylleri içmemişsiniz
- a evet hiç içmedim onların tadını bilmek istemiyorum eminim ki gerçekten çok güzeldir çok lezzetlidir .. ama içmicem .. ilerde bi gün olurda buna benzer bi şeyler içersem bugünleri hatırlamaktan korkuyorum .. kusura bakmayın
- pardon anlayamadım da .. önemli değil
- sorun değil iyi akşamlar
- güle güle
karşıya geçiyorum Anadolu yakasına .. acaba o da hiç binmiş midir Paşabahçe vapuruna .. bindiyse nereye oturmuştur .. şu yerdeki delikten hoplayıp dibime düşen deniz suyu gibi birden karşıma çıksa yanıma otursa ..
taksiiii ..
- hayırlı işler
- eyvallah abi ne tarafa
- sen sür ben söylerim
- tamam abi
- şunun sesini açabilir misin biraz
- ne demek abi sen de sever misin müslüm babayı
- yo yaa .. yani bu şarkısı güzel aşk tesadüfleri sever-miş
- öyle be abi
- sağda inebilir miyim
- tamam abi
- neresi burası
- kızıltoprak tarafı abi
- eyvallah hayırlı işler

kızıltoprak .. yürü yürü bitmez .. hayat gibi yürü yürü tökezle düşmek üzereyken bi el uzansın sana ittirsin seni ki sağlam düş .. saat gecenin 12sini geçmiş sabaha kadar yürümek istiyorum .. başım dönüyor .. kalbimde bi ağrı var .. gece gibi karanlıkta kalmış hislerim .. en çok geceleri seviyorum diye bi hikaye vardı biz ortaokul-2 de iken .. yazarın anafikri çünkü gece her pisliğin üstünü örtüyordu .. ama gözyaşları parlıyor işte karanlıkta bile olsa .. kalbim .. kalbim .. kim dedi sana bu kadar sev diye .. sabah ezanı okunuyor .. sanki birisi bana mı bağırıyor .. büyük binalar gece bir başka güzel .. kim der ki şu ışıl ışıl yanan yer siyami ersek kalp ve göğüs hastalıkları hastanesi içinde onlarca inleyen hasta var ama sanki alanyada bir 5 yıldızlı otel .. trafik lambaları da gece daha güzelmiş ama .. şu karşımdaki gibi kırmızı bir yanıyor bir sönüyor .. yanıyor .. sönüyor .. yanıyor .. sönüyor .. sönüyor sönüyor

16 temmuz 2006
09:11

-alo
-112 acil buyrun ..

9 yıl sonra
22 temmuz 2015

- kızım kapı çalıyo .. baban geldi
- bakıyorum anneee
- hoş geeeldin baba
- aman da kapıyı kim açmış benim minik kızım açarmış
- yoo annem açtı mutfağa gitti sona
- hımm
- baba bugün benim doğum günüm ne aldın söyle hadi
- kaç yaşına bastın sen bakim söyle ben de ne aldığımı söylicem
- 6 yı bitiriyorum hooop 7 ye giriyorum
- aferin sana kocaman olmuş benim kızım
- evet büyüdüm artık ben hem bugün Fatma teyze de söyledi
- yaa ne dedi Fatma teyze
- dedi ki Yağmur sen artık büyüdün kocaman kız oldun .. okula ne zaman gidiceksin dedi ben de eylülde dedim çünküm annem önceden öyle söylemişti banaa
- aferin kızıma benim
- ee söylemicek misin ne aldığını
- al hadi .. aç bakalım ne varmış içinde
- aa ne güsel .. anneee fotorap çekme makinesi almış babam banaaa
- ee hani öpücük
- babaaaa
- yaa tamam 3 tane bi bu yanaktan bi bu yanaktan bi de gıdıktan
- ama bıyıkların batıyo senin yaa
- o zaman gıdıklarım ben de
- yaa ya ya baba yaa .. tamam öptürcem ta tamama ahahaaa
- hooop kucağaaa .. canım biz bahçeye çıkıyoruz
- tamam hayatım .. Yağmur un üstüne bi şeyler giydir hava kapalı yağdı yağacak
- tamam
- baba bu ağacın ismi ne
- bu mu .. bu çınar ağacı
- ne kadar büyük di mii
- evet kızım ..
- insanlar niye bu kadar büyük olamaz
- çünkü bizi böyle yaratmış Allah
- baba senin ellerin kocaman .. benim ellerim de bu kadar büyük olur mu
- hayır canım bayanların eli minik olur böyle
- kolundaki çizgi ne baba
- hangisi
- yaa bu işte .. saatinin olduğu kolundaki .. upuzun .. baaak
- haa bu mu bu şey .. bi kere karanlıkta yolda yürürken düşmüştüm .. ondan sonra olmuştu
- yaa .. canın yandı mı düşünce
- evet kızım
- ağladın mı peki
- evet Yağmur .. çok ağlamıştım çok
- yaa
- sen burda otur biraz kızım ben şu masanın örtüsünü alayım yağmur geliyor ..
- peki babişko
yağmur geliyor .. evet yağmur geliyor .. ben bu sözü bi yerden hatırlıyorum .. ben de içgüdüm .. o zaman zorla ağzımı kapatmıştın sus artık yağmur geliyor bak demiştin .. evet lavaboya gitmişti ordan geliyordu .. şimdi ? .. şimdi de gökyüzünden geliyor yavaş yavaş .. yine ağzımı kapatıcak mısın .. hayır .. susmamı istiyor musun .. hayır .. dinle o zaman .. dinliyorum.. kaç yıl geçti .. dokuz yıl .. unutabildin mi .. hayır .. peki sana ne demişti .. zamanla unutursun kapanmadık yara yok merak etme demişti .. kolundaki izi görüyor musun .. evet görüyorum .. dokununca acıyor mu .. bilmiyorum .. hayır biliyorsun sen 9 yıl önce hak vermiştin herkese zamanla unutursun bu da geçer diyenlere .. evet hak vermiştim ama bi bu kadar daha birini sevemeyeceğimi söylemiştim onlara .. söyledin biliyorum yanındaydım ama sen ne yaptın .. ne yapmışım ben .. daha doğrusu ne yapmadın demeliydim .. ne diyosun yaa .. neden peşinden gitmedin neden üstüne düşmedin neden ısrarcı olmadın zamanında .. ben kimsenin peşinden gitmem kovalamam bunu sen de biliyordun aylarca bir adım atmadan bekledim gelir mi diye ama peşinden gitmedim çünkü hep ama hep içinden gelsin istedim kendi isteği ile olsun dedim .. aferin iyi yaptın şimdi mutlu musun .. mutluyum lan mutluyum .. ha ha haa sinirlenince pek bi şeker yalan söylüyorsun .. sus lütfen sus artık .. niye yağmur mu geliyor .. burnum kanıyor ..
- babaaaa
- ....
- baba kalksana yerden yağmur yağıyo bak ıslanıyosun
- ....
- hem sonra annem sana da kızar hasta olursan
- ...
- baba burnun kanıyoooo
- ...
- anneeeee anneeee
- anneeeee .. anneeeeee
- efendim kızım
- babam yere yatmış uyuyoo kolundan çekiyorum ama konuşmuyo benimle .. burnu da kanamış .. hem üstü de ıslandı yağmur yüzünden hasta olucak... baba baba dedim konuşmadı benimle .. kalk diyorum kalkmıyooooo ..
gerçek hayata dönüş :
13 temmuz 2006 11:56 bakırköy askerlik şubesi
- birader burnun kanıyor
- ha ne ? aa evet ya dalmışım ben de pardon .. daha ne kadar bekliyoruz sıramız gelmedi mi halen
- Toprak Kaya ..
- Geliyorum bi saniye ..
- Sıradan iki kişi daha gelsin
- Evraklarınız hazır mı ?
- Evet 2 ay önce sağlık muayenesine girdim taksim gümüşsuyunda .. herhangibir sağlık sorunum yok
- Peki askerliğinizi uzun dönem mi kısa dönem mi yapmak istiyorsunuz
- Kısa dönem
- Tamam işaretledim şurdaki kodları buraya buraya ve şuraya geçer misiniz kurşun kalemle
- Peki
- 1-2-3 ağustos Tuzla piyade okul komutanlığında sınava giriyorsunuz test ve mülakat merkezinde .. sınavdan sonra sonuçları www.msb.org den öğrenebilirsiniz .. 12 ağustosta birliğinize teslim oluyorsunuz .. askerlik görevinizde başarılar dilerim
- teşekkür ederim .. iyi günler haftalar aylar yıllar ..

İKİNCİ BÖLÜM

Saat Altı Buçuk
saat altı buçuk
dudağımda bir sigara
yanında iki günlük bir uçuk
yalnız kalmasın diye
arka bahçedeki ceviz ağacı
hemen yanında duruyorum
onun gibi ayakta
senden sonraki ilk sonbaharda
o kuruyor, ben kuruyorum
tam altı buçukta
senden sonraki ilk büyük yağmurda
o ıslanıyor, ben ıslanıyorum
yalnız kalmasın diye
ayrılmıyorum yanından
gökyüzü yırtılıyor
rüzgarın düşüremediği yaprakları
yağmur indiriyor başımdan aşağı
ağaç ıslanıyor, ben sırılsıklam seni düşünüyorum
her damla bir sonraki gelene yol açıyor
askeri kıyafetimden tenime ulaşmak için
bak şimdi üç beş tanesi sigaramı söndürdü
uzaklara bakıyorum seni görüyorum
kepimden süzülüp damlayan tanelerde
bir çatının kenarından damlar gibi
gözümün önünden
atıyorlar kendilerini aşağıya
saat altı buçuk
saatleri bir saat geri aldık dün
kararıyor artık hava
dünden daha çabuk
palaskamı çıkartıyorum
dikkat etmeden kafiyesine
çarpınca kırılan yağmur tanelerini dinliyorum
hep bir ağızdan söylüyorlar
hayır bi de anlasam dillerini
söylerdim hemen : susun çağrışmayın !
çocuklar tabirim caiz değil biraz kenara yağın
ne kadar çok şey çağrıştırıyorlar kafamda
nerden bulur ki bu kadar enerjiyi bir anda
evladım uyma sen şu kafiyeye
bozuyorsun ağzını atlama daldan dala
çocuğum biraz önünden ye
saat altı buçuk
aşktan tasarruf etmek için
ayları dört ay geriye alıyorum
mekanı 950 km kuzeye
yeni girmiş temmuzun ikisine
buçuğunda altının
biri 24 biri yirmibeşinde
günün pazarında
alman çeşmesinin yanında dikilen
bir saat erken gelen
aşka fransız kalan
sütunun yılanlısı
taşın dikilisi
Sedefkar Mehmet Ağa'nın bi tanesi
sonradan devşirme Ayasofya’nın karşısında
meydanında sultanın
mezarında Ahmet’in
yanında 24 simetrik bankın
1 bölü 3 ünün 3 eksiğinin
aklında tuttuğun sayının
uğurlu sayından 5 eksiğine
tekabül eden bir bankta
hiç değiştirmedim seni
senden bir anlam çıkarmadım
eklemedim üstüne
öylece duruyorsun hala
o bankta
bu şiirin adabını bozduğum gibi
üslubu ile oynayıp üstünde tepindiğim gibi
yapmadım hatırana
eski mevsimleri yenisiyle değiştiriyorlar burada
sen hiç değişmedin bende
sen hiç değişmeyesin diye
ben çok değiştim
altı ay gece altı ay gündüz yaşıyorum seni
ne kışın telaşı var içimde
ne kar suyuna düşen
bahar çiçeklerinin kokusu

yazıyla
2 temmuz ikibinaltı saat altıbuçuk
rakamla
gözlerinin dolduğu 30 saniyeyi yaşıyorum
4 x 30 gündür
hala ıslak mı gözlerin bilmiyorum
benim arkamda Ayasofya’nın kızıllığı
senin arkanda Sultanahmet’in minarelerinden
düşmekte olan güneşin imdat çığlığı
hiç değişmedi bu manzara
şimdi geceler uzun olsa da gündüzlerden
bıraktığın bir dün kaldı senden
hep altı buçuk saatim
hep ardında kızıllığı var Efes'teki bu askerin
ebr-u alud un anlamını
sana kaç kez sordum hatırlamıyorum
yağmurla ilgili idi sanırım
her neyse üzülmüyorum hatırlayamadığım için
aslında hiçbir şeye üzülmüyorum
biliyor musun ? bu kolumdaki saat su geçiriyor
seni düşünürken saygısızlık olmasın diye
ellerimi cebime sokmadım
biraz üşüsem de
parmaklarımdan damlarken tane tane
bir kaç tane
altı buçukta durmuş saatim
buçuk kadar yarım kaldım
dört aydır kelimelerle oynadım
geçsin diye vakit
bu asker ocağında
ıslak hayallerimi pişirdim
A4 marka yanmaz teflon kağıtta
botlarım yazlık olduğu için
kenarları brandalı
sivilde giysen hani biraz fiyakalı
yalnızlığım afili
bak hala çağrıştırıyorlar bu tane tane
yağmur damlaları
valla onlar bozuyorlar şiirin ahlakını
her biri bi şeyler söylüyor yazıyorum
hayaller kurar yalnız odasında
kalbine sorar kimsin bu cihanda
çağrış can Atilla sen çağrış
1453 sultanlar aşkına çağrış
zeki girişimcinin açtığı
ilk gözyaşları isimli hamamın çırağı
ıslak ıslak oturur cevizden bir
komidinin yanında
2 çay söyle biri açık
tamam usta hemen anında
biri bana biri de şu ağaca
ağaç dedimse aşağılamayın kinayesini
her altı buçukta anlatır durur
dalına tutunamayanların hikayesini
arar bulur
özben’liğinde turgut’un
ışığında günselim'in
istanbulun eminönüsünde
hamamdan bozma bir kafenin
hellim peynirli sandviçin
kenarında yatar tuğla ikamesi kitap
kalbine sorar oğlan nedir bu afet ? kimdir bu bitap ?
kız başlar anlatmaya
saati sorar çocuk
güya laf sokacak araya tam altı buçukta
okumak için ocağında askerin
kucağında yalnız nöbetlerin
acısında aşkın
tatlısında zehirin
çok sevdiğim bir şey var
canımdan aziz bilip uğruna seve seve
öleceğim diye ettiğim yemin törenimde
canımdan canım bilip unutamadığım
birisinin olmasına
ve şahsına münhasır anısına
zat-ı alilerinin şerefine
huzurlarınızda
bu yağmurda
damadın sol kolundan içine su kaçmış
bir saat
ıslanmasın diye akrep
yelkovan tam üstüne sarılmış
altıda
yani buçukta
yani yarım kalanların yüzü suyu hürmetine
yalnızlığına saygısızlık ettiğim
bu ceviz ağacının dibine
yağmurdan yumuşamış toprağına
bu saati
seni de
bir iki
bilemedin üç beş
gözyaşının yumuşattığı kalbime
gömüyorum …
( her damladan bir alkış kopar ; bulutların patlayan flaşlarında perde kapanır )

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
YAĞMURDAN SONRA

Paraf - 1

Koş emre koş.
Gecenin karanlığında rüzgar gibi yavaş değil,düşündüğün kadar hızlı koş.
Koş yoksa unutacaksın.
Ay ışığında kuru dallara çarpmadan hızlıca geç aralarından. Ardından sarı yapraklar havalansın sessizce. Sıkı bas toprağa sıkı bağlı botlarınla. Kaldırdığın her adımda toprak kalksın biraz havaya. Asker koş yanıma gel. İçeri gir içeri. Koridoru geç üç kapı var,sağdaki koğuş girme içerde boş boş konuşan iki asker var görürler seni. Soldaki mutfak. Dur girme sakın mutfakta biri var emre kibritle oynuyor. Tam karşıya banyoya gir. Kapa kapıyı kilitle bir daha. Yasla sırtını kapıya soluklan biraz. Birisi geliyor nefesini duyacak suları aç çabuk. Lavabodakini de aç. Suyun sesine dalıp gitme sakın. Delikten akıp gitmesin hayallerin kağıda dök hepsini. Sol cebinde kağıtlar. Kalem, palaskanı çıkar ilk önce. Kepini as askıya. Dur kamuflajın üstünü çıkarma. Tüm hayallerin cebinde. Çıkar kağıtları nerde kaldıysan devam et düşünmeye. Yok o kağıt dolu ötekine geç. Yasla soğuk fayanslara kağıdı. Kalemin kapağını ağzınla aç. Acele etme ama. Yanındayım emre. Korkma sakın. Kurtarabilirim seni. Yaz nerde kalmıştın. En son arka bahçede yağmurdan sonra ayakta kalan ceviz ağacının yanındaki bankta oturuyordun. Yağmur bulutlarının olmadığı karanlığın yıldızlarına mı bakıyordun. Yıldızları görebilmeni sağlayan neydi ? Yağmurun olmaması mı ? Tüm gerçekleri göstereceğim sana emre. Acele etme göremezsin beni henüz. İlk önce dokunman gerek beni görebilmen için. Söylerim sana gerçeklere dokunacağın zamanı. Sen şimdilik sadece yaz. Burada bulamazlar seni düşünürken. Hayallerinden bahset beyaz kağıda. Çok sevdiğini söyle unutamadığını. Emre dur söyleme sakın. Kapıda biri var. Bak duydun mu ? tık tık tık. Mustafa’nın sesi bu. Adanalı çocuk. Koşarken önünden geçtin tabi gördü seni. En sevdiğin askerin Mustafa. İlkokuldan kaçmış tarlaya gitmiş, askerlik olmasa köyünden çıkamayacak anasından başka kadın sevmemiş.baba ocağından ayrı. Her şeyi sensin onun emre, bu asker ocağında. Ah Mustafa tarlasından başka toprak bilmeyen anne kucağı kokan yirmi yaşında tombul minyatür esmer Mustafa. O da seni çok seviyor emre. Senden öğreniyor sevmeyi. Senin mustafadan öğrenebileceğin bir şey var mı ? sana soracağı çok şey var daha mustafanın. Sadakatini göster emre hadi cevap ver sorusuna :

- çavuşum yav. Soldan saa üç. Güven itimat ne dimek ? ha dur hatırladım az önce didiydin : sadagat.

ah Mustafa g ile değil k ile. Neyse gitti tamam. Emre yaz hadi en baştan başla. Kimden öğrendin bu incelikleri anlat. Çok önemli bir şey düşünürken bile yanına gelip gürültü yapar gibi sorular soran Mustafaları eli boş göndermemeyi kim öğretti sana ? O mu ? Yağmur mu öğretti ? Ondan öğrendiğin her şeyin altında eziliyor musun şimdi ? Çok mu değiştirdi seni ? Emre suları kapa buhar oldu her taraf. Aynanın buğusunu sil. Gözlerime bak. Gördün mü beni sonunda. Gözlerime bak ne renk. Tek farkımız bu mu seninle ? Ben kimim sen kimsin emre ? kim yaptı bunu bize ? Dur anma adını çağırma. Bulutsuz gecelerin yıldızlarına bakmıyorsun şu anda. Gözlerime bakıyorsun. Bak hiç doluyor mu benimkiler. Gerçekleri gösteren bir yerden bakıyorum ıslak gözlerine. Sen gerçeğe bak emre. Tüm gücünle mi vurdun bana ? Gerçeklere böyle vurulmaz. Elini kestin emre. Kan kaybediyorsun. Yandı mı canın söyle ? canın yandıkça böyle kana bulanacak elinde olmayan hayallerin. Elinden gelen ne var sadece onu söyle. Elinde ne var üstünden kan damlayan kağıttan başka ? Kağıdı suya düşürdün emre. Hayallerin suya düştü. Bırak biraz arınsın. Sen bana bak şimdi kırık aynadan. Kaç tane sen var. Kaç parçaya ayırdın bizi. Hangisi sensin bunların. Emre kim ? Efe kim ? Toprak kim ? bir gün toprak olacağım diye yaşanmaz emre. Bir askerin disiplini ile yaşamalısın hayatı. Sana askerlik hayatında başarılar dilemediler mi ? Emre dışarı çık. Çıkar sorumlusu olduğun 6 sorumsuz askeri dışarı. Göster onlara komutanın yokken gerçek komutanın kimin olduğunu. İlk geldiğin haftayı hatırla acemi birliğini tamamlayıp bu şubeye gelmiştin :

‘bugünden itibaren, sizinle birlikte 4 ayım bu şubede geçecek. Sizden istediğim en önemli şey verilen emri eksiksiz yerine getirin ve sorgulamayın. Emre itaat etmesini bilin. Sakın ola ki ağzınızdan -niye- diye bir kelime duymayayım. Geçmişteki ‘ ben size ölmeyi emrediyorum’ da bir emirdir şimdiki yerleri süpürün de bir emirdir. Emirler tereddütsüz yerine getirilsin diye ağızdan çıkar. Verdiğim emirlerde eşitlik aramayın. Ben çok çalıştım o çok dinlendi demeyin. Askerliğin vatan borcu olduğunu unutmayın adam gibi borcunuzu ödeyin. Yok kafanız basmıyor oyun olarak görüyorsanız canınız yanınca kuralları hatırlatırım ben size. Siz sadece verilen emri yapacaksınız fazlasını değil. Yolun ortasındaki 3 taştan birini kaldırın kenara koyun dersem, sadece birini alacaksınız ikisini değil üçünü hiç değil, sadece birini. Devletin size vereceği eşitlik : aynı yemek, aynı su, aynı yatak, aynı yorgan. Bunu dışında özel hayatınız beni ilgilendirmez. Bu orduyu ayakta tutan disiplindir. Disiplini bozan cezasını çeker. Askerlikten taviz verilmeyeceğini unutmayın. Pazarları traş olmamak diye bir şey yok. Botlar boyalı ve sıkı bağlı olacak her daim. Hangi milletin askeri olduğunuzu unutmayın. Kamuflajınız temiz olacak. Cep kapakları düzgün duracak. Palaskanız belinizde tam oturacak. Keplerin ucu kaş hizasında olacak. Çarşı izinlerinizde liseli kızlara laf atmayın. Bunun sebebi bu ilçenin küçük bir yer olması değil elbette. Dışarıdaki insanların törenlerde size ne gözle baktığını unutmayın. İstanbuldan törenle geliboluya uğurlanan askere de aynı halk bakıyordu. Her ne kadar sizinki gibi kaliteli ve düzgün kıyafetleri olmasa da onların çok kuvvetli disiplinleri vardı düşmanın cephede göreceği. Bugün ola ki devlet sizi de bir ülkenin toprağına gönderirse oradaki yardıma muhtaç halk size türk askeri gözüyle bakacak. Onların gözünde değerinizi düşürecek işler yapmaya hakkınız olmadığı gibi buradaki halkın da gözünden düşecek işler yapamazsınız. Sivil hayat yeterince bozuluyor. Bu mikrobu kaptıysanız bile orduya bulaştırmayın. Yoruldum, üşüdüm, üşendim, acıktım, karnım ağrıyor burnum akıyor, uykum var, anamı özledim yok. Burası sadece şube bile olsa Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olması yeterlidir sizin için. Hasta olursanız doktor raporu ile istirahat edersiniz sadece. Sorusu olan adabıyla gelsin sorsun. Nöbetinizi düzgün tutun. Soğuk sıcak fark etmez hep ayakta duracaksınız. Batıda askerlik yapıyor olmanız lakayt davranmanızı gerektirmez. Doğudakilerinde askerlik yaptığını unutmayın. Şubeyle işi olan sivili içeri alın. Haricindekilerle konuşmayın. Özellikle şube önünden gelip geçen kızlarla. Duydun mu Hüseyin ? Nöbetin kutsal bir görev olduğunu unutmayın. Askerliğiniz bittikten sonra isteseniz de tutamazsınız bu vatanın nöbetini. Göreve başladığım andan itibaren aranızdaki devrecilik olayı kalkmıştır. Sizden sonra askere geldi diye mustafanın onurunu ve gururunu ezerseniz ben de sizin kafanızı ezerim. İlkerin onbaşı rütbesine pırpır dediğinizi bir daha duymayayım. Mareşale kadar ordunun her rütbesine saygı duyacaksınız. Askerlik dışında öğreteceğim bir şey yok size. Ben sizin arkadaşınız değilim askerlik harici bir şeyler sormayın. Ben konuşurken kıpırdamayın. İlker kıpırdama. Esas duruşunuzu iki şey bozar biri rahat komutu diğeri ölüm. Silahınızı şaka olarak birbirinize doğrultmayın. Es kaza bir vukuat olursa sadece vukuat olmuş olur hakkınızda şehitlik raporu tutulmaz. Herkes mıntıkasını adam gibi temizleyecek çer çöp kalmasın. Sizinle aynı koğuşta yatıp aynı masada yemek yiyeceğim. Benim üniversite sizin ilkokul mezunu olmanız sizi aşağılık kompleksine sokmasın. Her okuyan akıllı her okuyamayan salak diye bir şey yok. Gerizekalılık yaptığı işten doğacak olan besbelli hatayı önceden akıl edememektir. Ne sebeple okuyamadığınızı bilmiyorum. Beni ilgilendiren sadece benden sonra da devam edecek olan askerliğinizin benimle birlikte geçen kısmı. Söylediklerimi unutmazsanız her gün sayıp durduğunuz şafağınız daha çabuk geçer ve son gününüz doğan güneş miydi ? doğan güneşiniz daha erken doğar. Şimdi herkes işinin başına. Marş – marş.’

Emre ne yapıyorsun sen karşında bir ordu yok. Sadece 6 tane sap gelmiş bir baltaya sap olamadan gidecek cahil adamlar var. Sanane liseli kızlardan, kızın mı var sanki senin. Senin kızın mı liseliler ? halkın bu askerlere baktığı gibi bu adamlar sana aynı gözle bakmıyorlar. Çekemiyorlar seni senin okumuş olman onlardan sonra gelip önce gidecek olman gözlerine batıyor. Söylediklerinden bir şey anlamaz onlar anlasalar bile yarın unuturlar. Sen bütün bunlara rağmen yine de onları seviyorsun değil mi ? böyle adamları sevmeyi sana kim öğretti ? Yağmur mu ? O kız mı ? Askerlik dışında öğretecek bir şeyim yok diyorsun farkında olmadan neler öğretmeye çalışıyorsun. Çalışma emre çelişiyorsun. Gündüz gerçeklerle gece hayallerle yaşayamazsın. Bu dengeyi kuramazsın geceler ağır basar sonra. Anlamıyor musun onların kaderi bu değiştiremezsin. Düzen bu emre. İlla ki bir gün orduya da bulaşacak. Sonra böyle gelmiş böyle gidecek olacak. Seni anlamayan adamların içinde yalnızlık çekeceksin. Yağmurun hayali kurtaramaz seni yalnızlıktan. Tamam emir ver komut ver sola dön de ama yanlışlıkla sağa dönen mustafaya gül. Diğer askerler sana bakıyorlar sen gülersen onlar da gülecek. Böylece sağını solunu bilmeyen aptal Mustafa bilmemenin bedelini ödeyecek. Gülsene emre ne bu surat. Onlara bakınca kendini mi görüyorsun yoksa ? senin de onlar kadar başka konularda cahil olabileceğini mi düşünüyorsun ? ince düşünmeyi kimden öğrendin Yağmurdan mı ?

Paraf – 2

Yalnız mısın emre ? Koş o zaman emre telefon sana. Arayan sekiz yıllık istanbuldan dostun. Emre koş yalnız kalma. Alo de bak. Anlatacakları var sana sıkılmayasın diye. Bu haftasonunu hangi fotomodelle geçirmiş. Hani demişti ya sırtıma kaplan dövmesi yaptırdım diye. Sen bilmezsin emre sırtındaki tırnak izlerini kastediyor. Senin de böyle izlerin var mı ? Senin de böyle övünecek yanların yok mu ? Aa ne kadar ayıp. Söylesene emre kime saklıyorsun kendini. Biri mi bekliyor seni. Kalbinde iz bırakacak yer kalmadı çocuk. Kalbinde sakla sen gösterme kimseye. Sahi emre anlatsana hani bi kız vardı seninle masumca yatmak isteyen. Niye tersledin niye kırdın kalbini. Nerde kaldı senin inceliğin. Aldatma kendini emre hayatında aldatacağın biri bile yok. Allah’tan mı korkuyorsun. Allah’tan kork emre bi kız bu kadar sevilir mi ? kul emre köle emre bir fani bu kadar zikredilir mi ? emre koş canım hızla bozulan düzene ayak uydur geri kalıyorsun bak geri kafalı mısın emre ? hem ne demiş bir halk aşığı ‘aşk bir yarış aramızda ödül mutluluk. Hiç fark etmez sen ya da ben aldatmalıyız’ hay bin kunduz. Dilim sürçtü. Sürç-ü lisan ettim affetsene beni emre.

Affetme emre sana inanmayanı affetme. Dün bir bugün iki deyip aşık olabileceğine inanmayanı affetme. Bırak inanmasınlar sana. Seni sadece arkadaş olarak görsünler inanma sen de oğlum. Ne sanıyorlarsa bırak öyle sansınlar. Film senaryosu mu bu diye soran olursa evet de. Hadi oynayalım kurtlarımızı dökelim de. Dur dalga geçme. O zaman affetmezler seni böyle aşk kaldı mı yahu diyenler. Okurken çayı soğuyan gözü yaşaran tüyleri diken diken olanlar affeder ama seninle arkadaş olarak kalmak isteyen bir kıza git dersen affetmez bir daha seni geri.

Yaz emre parmakların kopana kadar yaz. Hem yaz hem dinle beni. Zararın kendine senin kopacaksın inceldiğin yerden. Emre ne yazıyorsun bir şizofrenin karşılık bulan aşkını mı ? Onu mu yazıyorsun. Yağmur demekten başka bir şey bilmez misin sen ? Askerlik anıların yok mu senin anlatsana. Sürekli kendini anlatıp kendinden bahsedenlerin, sus diyemeyen nazik insanlara verdiği sıkıntıyı yaşatmaktan mı korkuyorsun. Senden başka emre yok oğlum anlat kendini bana dinlerin ben seni. -Çok yemiş şişmanlamış köpeği zayıflatın yağlı yedirmeyin- emrini veren komutan ertesi gün - köpeğe bir tas hoşafı hangi salak verdi ? – demedi mi ? Yuh İlker hadi büyükşehirde yaşamışsın da köpek hoşaftan ne anlar lafını da mı hiç duymadın ? okuyup öğrenseydin keşke eşeğe altın semer vurmakla yine eşekliğinden bir şey değişmeyeceği. Anlatsana emre gece kurduğun hayallere gündüz yakalandığın anlardan bahset. Boş bir caddede yürürken, rüzgarın Yağmurun geçtiği yollar olduğunu düşünürken, kağıtsız yakalanmıştın düşüncelerine. Uçarak senin gibi hayalperestten kaçan bir gazete kağıdını kovalamadın mı ? Yakalayıp boş kenarına yazmaya başlamadın mı ? seni gören Japon turistler ne dedi ? yaz emre tüm dilleri bilirim ben. Yaz gazetenin boş kenarına : ne kadar ince düşünceli çevreci bir Türk askeri. Hem çöpleri kaldırıyor hem de yazarak kağıdın geri dönüşümünü sağlıyor. İnce düşünceli asker, ince yağan yağmurları mı düşünüyorsun. Emre yeter yazma bak gülüyor sana Japonlar. Sen de eğleniyor musun emre ?

Paraf – 3

Hatırlıyor musun askere gelmeden önce bir keresinde eğlensin diye arkadaşın seni taksimdeki çınaraltı diskoya götürmüştü. Kapıdan yüzüne vuran uğultuya surat asarak girmiştin içeri. Herkes şişenin dibine vururken sen kolanı yarım bırakıp terli ve sarhoş vücutlara çarpa çarpa, boynuna davidoff sıkıp diskoya gelmiş aptal kızın yanından geçip kapıdan çıkmıştın. Peşinden gelen arkadaşına ‘abi sevemedim burayı’ dedin. ‘eğlenmesini bilmeyen emre zehir ettin lan hayatı kendine yeter be oğlum’ lafını dinle şimdi kapının önünde. Emre karşıya bak iki kapı var. Biri siyah biri beyaz. Hangisinden gireceksin ? öğretirim ben sana korkma. Uy sen bana. Arkadaşına uy. Alışkanlıklarınızda farklılık gösterseniz bile can ciğer kuzu sarması arkadaşına uy. Yağmur’a kendisini sevdiğini söyledi


 | 16 yorum var 
 | 13 Aralık 2006 14:01 

sonraki yazı »
Devam mı, tamam mı

Yorumlar

Yağmur’a kendisini sevdiğini söylediğin gece, o da sana ‘iyi geceler çok yorgunum hoşça kal’ dediğinde, sevdiğine inanmadığında gecenin birinde arabaya atlayıp gelmedi mi arkadaşın. Teselli etmek için üstüne gelmedi mi sonra senin ‘unut artık başka kız mı yok dünyada çıkar şunu içinden at’ demedi mi ? ‘ anlamıyorsun çıkartamıyorum damarlarımda geziyor sanki’ dediğinde anladı mı arkadaşın seni kağıt üzerinde olmayan laflarınla. Hatırladın mı deliliğe ilk adımını attığın geceyi ? içeri gidip geri geldin. Elinde kağıt kalem mi vardı ? bir şey mi yazıp çizecektin arkadaşına ? o zaman mı başladın böyle deli gibi yazmaya ? ‘ Bak şimdi nasıl çıkartıp atıyorum içimden deyip, o bıçağı sol kolunun damarına bastırıp, keskinliğini teninden kaydıracağın esnada, başka bir yere bakmakta olan arkadaşın, elindekinin kalem olmadığını görüp üstüne atlamadı mı ? Sandalyeden kaldırıma bıçak bi yana siz bi yana savrulmadınız mı beraber ? ucuz mu kurtarmıştı seni ? Sana bir tokat attığında ‘ kendine gel manyak herif ’ dediğinde sen mi kendine geldin ? yoksa o mu kendinden geçti. Yaz ucuz kurtulan emre, ne kadar pahalı bir aşka sattın benliğini kaybettin kendini akacak kan damarda durmaz anlayamadın bunu !

Paraf – 4
Emre noldu bize böyle ? zavallı mı olduk ? acınmanın acısını yaşayarak ! yazsana emre Mustafalara güldüğün yılları mı çok özledin yoksa liseli kızlara laf attığın yılları mı ? gelecek yıllar daha neler getirecek, şimdilik bozuk düzene girme önce kendinden başla bencilliği öğren biraz emre. Tanıyamadan evlendiğin birinin hazırladığı akşam yemeğini kimle baş başa yiyeceksin ? Söyleme emre yaz ! aynı masada yüzüne baktığın kadının yüzünde kimin yüzünü göreceksin ? buz gibi yemekle oynarken elindeki kaşığı masada bırakıp, gecenin karanlığında boş sokaklarda, yalnız ve gölgesiz yürüyerek ‘ yaşadığım bu hayat bana mı ait’ diyeceksin. Hala seviyorum mu diyorsun. Aylar geçti emre. Kaç mevsim tükettin. Bir kere yaşayacağın ömrü bin kez mahvettin. Emre yüzüme bak hala seviyor musun ? kaçırma gözlerini aynadan. Yüz çevirerek erkekliğin gururunu gösterme bana ! emre cevap ver susma. Evet dediysen duyamadım sustuğunda. Sen neye inandın. Filmlerde mi gördün küçükken böyle yaşamayı. Kim kandırdı çocuk seni ? Yaz emre yaz. Senaryosunu yaz bu aşkın. Film çeker para kazanırız. Olmadı kitap basarız gazetelere çıkarız – çektiği aşk acısından kazandığı parayı çınaraltında çıtırlarla yerken görüntülendi -

Paraf – 5
Emre bak çarşıdasın izmirde işin varmış. Kalabalıklar içinde yalnız geceden kalma hayallerinle yürüyormuşsun. Emre dur kırmızı ışık yandı. Yavaş gitsene kardeşim sen de şehir içindesin be ! emre saat 11 yönünden bir çift aşık geliyor. Dur niye mutluluklar diledin ? halbuki kafanı saat 2 yönüne çevirip dişlerin gıcırdatman gerekirdi. Emre bak bir çift beyaz güvercin süzülüyor havada, birisi ağlıyor hayallerinde duyabiliyor musun ? güneş batmakta izmirde sen dar kalabalık caddelerde. Kaldır başını emre, bak iki yıldız peşpeşe kayıyor birinin gözü yaşlı emre görebiliyor musun ? yağmur olsaydı göremezdin yıldızların güzelliğini yoksa onun güzelliğinden başka bir güzellik mi görmezdin. Yıldızların hepsi çift emre sen tek misin ? ben varım yanında. Yalnız mısın emre yaz o zaman. İmpala’dan rica et aşkına bir taç taksın. O kısa saçlı çocuk anlar seni. Ona da bulaştır acını. Acı lazım güzel yazabilmek için. İmpala yağmurun sevdiği yazıları yazan impala. Bir gülü dererken içine çekmek gibi okunan impala.

Hem yürü hem dinle beni. Emre sakın durup dinlenme. Sen niye yağmur koydun bu kızın adını ? hiç mi aklına gelmedi seni habersiz yakalayıp ıslatacağı. Emre dur nereye gidiyorsun. Tamam şubenin işlerini hallettin de komutanın siparişini unuttun. Unutman gereken şeyleri unutabilseydin keşke. Gel konakta kemeraltı çarşısında ali galip pastanesini bulmamız gerek. Kedi dili alacağız. Şu köşede boş boş durmanın rahatlığı ile yaşayan adama sor bakalım neredeymiş ali galip :

- 3 sokak ilerde, yağmur gelinlik evini geçince tekrar sold…

Emre dur koyverme hemen kendini. Tesadüf işte. Dinlesene adamı nereye gidiyorsun ? gerçekten boş boş duruyordu orda. Onun işi o. Boş konuşan adamın sözlerine ne bakıyorsun ki ? sadece tesadüf her sözü alma kendi üstüne. Olmayan anlamlar çıkarma içi boş laflardan. Emre bak kızlarağası çarşısına giren dar sokakta iki kız karşı karşıya duruyor. Onlara soralım bir de. Soldaki kıza sakın sorma emre, sağdaki elinde cep telefonu ile oynayan kıza sor. O biliyor adresi soldaki bilmiyor. Hay aksi kızın telefonu çaldı. Emre dur bekle soldakine sorma yanlış numara kız kapadı bile telefonu çabuk sağdakine .. ah geç kaldın emre

- valla ben tam olarak bilemiyorum. Arkadaşıma sorayım bi : yağmur baksana biraz ali galip ne tarafta ?

bu da tesadüf emre. Valla tesadüf billa tesadüf. Hangi aptal aradıysa yanlış numarayı keşke aramasaydı kelebek etkisi işte. Aramasaydı hiç duyamayacaktın kızın adını. Böyle düşün. Yok, o köşede boş boş duran adamın aradığını sanmıyorum. nerden bilsin kızın yanlış numarasını. Tamam emre kim olduğunu ve nerde olduğunu hatırlamaya artık. insanlara çarpa çarpa gidiyorsun. ‘ pardon teyze’ ‘amca afedersin’ bak özür diledim senin yerine sertçe özür bekleyen bakışlardan. Sen önüne bak emre. Bak 3 kasetçi karşılıklı dükkan açmışlar. Kimbilir para kazanmak için nasıl rekabet ediyorlardır. Emre bak bir çocuk sana gülümsedi. Hay lanet olası nerden çıktı şimdi bu şarkılar. Emre kulaklarını kapa emre aydın çalıyorlar geceleri dinlediğin şarkılar. ‘gülüşlerim vardı benim ben kimim ben nerdeyim’ emre duyabiliyor musun beni ses çok yüksek kapa kulaklarını hadi. bunlar da tesadüf emre ‘ yine sen bırak beni unut gittiğin bir yerde kim kaldı ki çok büyüdüm sayende’ emre durma yürü. Kapatsanıza kardeşim siz de üçünüzde aynı şarkıcıyı çalarak rekabet edemessiniz. Farklı tarzlar yeni sesler deneyin. Emre sık dişini geliyor ‘ dayan yalnızlığım’ emre sussana artık sana demedim emre şarkıcı olan emreye dedim. Tesadüf emre ‘ tesadüfen’ bak şarkıcı da katılıyor bana bu konuda. Emre yeter kaldır başını yirmi metre kadar geçtin pastaneyi. Bir gün gerçekleri öğreneceksin emre. Gerçeklerle yaşamayı. O zaman duysan bile inanmayacaksın bu tesadüflere.

Paraf – 6
Emre mutfağa gel. Saat 7. haberler başlıyor unuttun mu ? nerden bilsin ki yarım saat önce saatini gömdü ceviz ağacının dibine zamansız yağan bir yağmurda. Zamana hapsolmamayı da mı yağmur öğretti sana ? ne çok biliyormuş bu kız. Ah sırılsıklam ıslak, yağmura aşık delikanlı, ceviz ağacının kuru dallarına serip sabah güneşinde kurutmak lazım seni.

Dur tombul minik Mustafa, değiştirme kanalı sanane canerden tülinden. Aç haberleri çabuk.emrenin meşgul olması gerek. Boş bırakmaya gelmiyor.artık gündüzleri bile hayallere dalıyor. A bak Ecevit ölmüş. Gel ayşe gel tatilden gel. Cenaze merasimi var siyahlar giy de gel. Önsaflarda yer tut ayşe. Yeni bir gündem maddesi oluştur memlekette. Ayakta kaldıysan ülke gündemine otur oyala milleti. Emreyi unutma ama. Mustafa ile bir olup oyalayın emreyi. Yaz Mustafa meleke sen de yaz emre de yazsın.soldan sağa iki : iyi huy , meleke. Hangi melekten öğrendiyse. Emre bak Mustafa sana çay getirdi. Mustafa iki ay geçti hala öğrenemedin emre çay içmez, sevmez. Ama senin elinden zehir olsa içer. Yeter ki insanlara bir şeyler ikram etmesini öğren eline sağlık demesini öğren. Bak çavuşun emreden başka kimse yapmaz sana bu inceliği. Elinde patlatırlar valla bir bardak çayı. Emre sana da böyle incelikler yaptılar mı ? yağmur bilir mesela emrenin çay sevmediğini. Hep bir bardak su içerdin işyerine gittiğinde. Hatırlar mısın emre .. bir ilimiz adana. Tühh Mustafa naptın sen ? Mustafa kaç emrenin kutsal mabedine girdin namahremini çiğnedin ezecek şimdi kafanı. Koş Mustafa şiş yandı kebap yandı adanaya kadar yolun var şimdi kaç çabuk. Ananın kucağına kaç yoksa dünyanın kaç bucak olduğunu göreceksin. Bırak bulmacayı adanayı bile unutacaksın. Kaç emre yakacak seni. Senin yüzünden yeryüzünde ne kadar senin gibi Mustafa varsa yanacak. Hepsini toplasan yağmurun bir kirpiğini görmeye nasibi olmayan Mustafalar cayır cayır yanacak emrenin öfkesinde. Öteki dünyada bile göremeyecekler bir damla yağmuru, orda da yanmaya devam edecekler. Ah Mustafa emre Yağmur’u düşünüyordu bunu bilemedin. Zaten memleketin olmasa adanayı da bilemezdin. Aferin bulmaca çözmeyi öğrendin. ( Mustafa sana kaç demiştim angut niye kaçmadın ) şimdi gazetenin diğer sayfalarına bakalım Mustafa, sakinleşmeye çalışan emreyle beraber. Sen de bak badem gözlü Mustafa. Bu ülkede badem gözlü olabilmek için gözlerini kapaman gerek hayata. Yoksa kimse anlayamaz yaşadığın hayattaki değerini. Bön bön bakma Mustafa. Emre gibi bakabilmen gerek. Emre de hep yağmur gibi bakar. Onun gibi görür. Onun gibi düşünür. Gözleri yağmurdur emrenin. Gözlerine değil Mustafa habere bak. AB üyeleri ve kenarda onlardan ayrı duran tek başına bir Ecevit fotoğrafı. Ne yazmış medya altına. ‘ karaoğlan doğru bildiği yollarda bile yürürken hep yalnızlık çekti ’ o zamanlar karaçocuk Mustafa sen tarlada top mu oynar yoksa gazeteleri tandırda mı yakardın bilemiyorum ama hatırladığım kadarıyla Ecevit başbakan iken aynı fotoğrafa ‘ işte türkiyenin AB yolundaki vahim hali’ yazmışlardı. Mustafa gördün mü iki yüzlü insanları. eceviti zamanında kimler yalnız bırakmış anladın mı Mustafa ? bu adamlar yazarmış Mustafa. Yok arama öteki sayfalarda seni yazmazlar. Seni emreden başka kimse yazmaz. Ne zaman ki devrin başbakanı ‘ lan çiftçi Mustafa anana selam söyle’ der o zaman alırlar selamını bu yazarlar çiftçi Mustafa. Mustafa gibi yaşarsan Mustafa gibi insanlar yönetir seni. Sen burada mektup yazamazsan anana, bu adamlar o zaman yazarlar ananı sütunlarda.

Paraf – 7
Gel Mustafa bitmedi daha. Kaçma otur yanına emrenin. Kaçacak yerin yok dünyada. Bir ilimiz adana derken düşünecektin, bir ilimiz adana mı diye ? düşüncesiz Mustafa. Hiç düşündün mü dünyadaki yerini. Bir kucak yerin var Mustafa dünyada ananın kucağı kadar. Meraksız Mustafa. Bak bu yemekten başka bir şey bilmediğin masanın üstüne serilen dünya haritası. Günde 24 öğün dünyayı yiyip aç kalan adamları duydun mu ? gördün mü Mustafa dünya yemek masası kadar küçük, senin hayallerinde kafan kadar küçük mü Mustafa ? bak Mustafa burası Fransa. 1789da tam emrenin işaret parmağı üstünde bir ışık yandı. Duydun mu E.T. kafalı Mustafa. Fransa sokaklarında millet elinde gaz lambasıyla liberté egalité fraternité diye bağırıp ( özgürlük eşitlik kardeşlik Fransız Mustafa ) piyer liderliğinde yürüyerek dar sokaklı Paris köyünü aydınlatmaya çalışırlarken millet hak hukuk diyip bastille hapishanesini basmak üzereyken kraliçe Mustafa marie antoinette 100 yılın pasta tarifleri kitabını yazarken, kalabalığın ardından avanak avanak havaya bakarak gelen sakar Mustafa dé angut elindeki gaz lambasına rağmen önünü görememiş ve tökezip bir samanlığa düşmüş. Bir rivayete göre de Mustafa dé angut bunu kasten yapmış samanlık yanarsa daha çok aydınlarınız hem ısınırız hem de samanın kilosuna zam gelir ekonomik yönden kalkınırız diye düşünmüş. Her neyse Mustafa dé angut büyüyen alevleri söndürmek yerine öteki köye kaçarken alev, piyer ve arkadaşlarını yutmuş. Çok az aydın kurtulabilmiş. Paris banliyölerinde yaşayan öteki vurdumduymaz Mustafalar da madem ekmek yok krem şantili bir pasta yapalım da bu eşsiz aklı bize veren kraliçemiz Mustafa marie antoinette’a şükranlarımızı sunalım demişler. tamam mı Kaçan mustafa. Netekim Mustafa, yangından önce saraya varan birkaç aydın, kraliçe Mustafa marie antoinette u yakalayıp giyotine diklemesine koymuşlar.mumlarını üfleyip kurdelayı kesmişler.ilk seferde başaramadılar ama çünkü kraliçe Mustafa marie antoinette çok kalın kafalıydı. Eletrikli testere olmadığı için ikincide kesebildiler. Mustafa dé angut ise her gittiği köye ışık götüreyim derken saman alerjisi olduğundan mütevellid yine tökezdi samanlıkların önünde ve tutuşturdu köyleri. Şu sigaranı yağmur ormanlarının üstünden çek yakacaksın odun kafalı Mustafa. Evet orası. O tırnaklarınla da dokunma bi daha yağmurun temizliğine. Kes yoksa parmaklarını keser emre. Nerde kalmıştık unutkan Mustafa ? işte tüm dünya yanlış ışıkla aydınlanıyordu. Alevler her yeri sardı. Ne hikmetse şanslı Mustafa de angutlar da hep kurtuldu. Şans eseri ülke yönetimine kadar ulaştılar. Tüm dünya milletleri ırkçılık ve milliyetçiliği birbirine karıştırdı. Dedim ya yönetimde Mustafalar vardı diye. Mustafa kafalı koyunlar kör çoban mustafanın ardından uçuruma yuvarlandılar. Dinliyor musun lan sadece spor sayfasını okuyan Mustafa ? vücudunun her kıvrımı yuvarlak olan Mustafa ! dilin ne senin Mustafa ? dinle o zaman. çocuklar kardeşçe futbola benzer bir oyun oynuyorlardı doğu Avrupa liglerinde. Birileri oyunları bozdu. Kurallarına göre oynayın dediler. Futbolu dünyaya biz öğreteceğiz dediler. Sen-sen-sen. Yunan Bulgar sırp ermeni ve arap forvetler : bu oyunda azınlıksınız dediler. Bu takım bu kadar yabancı oyuncuyla dünyada top koşturamaz dediler. Herkes kendi köyüne ait sahada oynayacak pasif ofsayttan doğan endirek serbest vuruşu biz yapacağız sizin henüz top vurmaya gücünüz yok dediler.

Mustafa keçilerini mi özledin emre anlatırken. Dünyada ne keçiler var Mustafa. Takvime bakıp durma yoksa bitmez askerliğin.şimdi tarihler 1914 ağustosunu gösteriyor. İki keçi Mustafa mostar köprüsünde karşı karşıya gelirler. Bir inat yüzünden kimlerin geleceğinin öleceğini bilemezler.keçi işte adı üstünde Mustafa.o esnada köprüden geçmek isteyen avusturya-macaristan imparatorluğu veliaht prensi, keçilerden yol ister. Keçiler laftan anlar mı Mustafa ? prens kışt der. Bunu duyan keçilerin sahibi eli pankartlı sırp Mustafa üstünde ‘ Jr.Mustafa dé angut başkan,sırbistanspor şampiyon’ levhasının sapını prense saplar. Köprüye dökülen kan milyonların kanıdır. Hitler Mustafa, musolini Mustafa, Stalin Mustafa ..

E_FE |  (0 puan) 13 Aralık 2006 14:57

Paraf – 8
Kanal değiştir Mustafa. Gelelim Türkiye liglerine. Oynat Mustafa. Diyarbakırspor sokaklarında altyapıdan yetişen çocuklar sokakta top oynuyorlar. Anne Mustafalar televizyonda kadın Mustafaların sesini dinlerken. Baba Mustafalar okeyden dönerek taş çalarken, birileri onların yerine çocukları yetiştiriyor. İki kardeş vardı mahallede. Birinin adı Bekir birinin adı Mehmet. Gazozuna maçların vazgeçilmez forvet ikilisi. Onların kendilerine has gol sevinci vardı. Bekir mehmetten aldığı her pası gole çevirir Mehmet koşar bekirin alnından öperdi.dün gece Bekir Mehmetçiği alnından vurdu cudi dağında. Noldu lan Mustafa kafan mı şişti ? senin alnına vuran olmadı daha.

Eyvah ki ne eyvah Mustafa ! o botlar ne lan ? niye asker gibi bağlamadın. İpler ayaklarında dolanıyor. Bu halde nöbete gideceksin değil mi birazdan ? emre ilk günden demedi mi botlar adam gibi bağlanacak diye ? bir çift botu bağlamaya mı üşendin botsuz ataları geliboluda ölen Mustafa ? Mustafa senin anan bacın var mı ? o botları bağlamadın ya emre şimdi senin geleceğinden geçmişinden başlayacak doğmamış kız çocuğundan çıkacak. O çamurlu ayaklarınla girdin ya ikinci kez kutsal mabedine, aynı hatayı ikinci kez yaptın ya üçüncü kez de yapacaksın ya Mustafa ! Japon kafalı Japon askeri misin lan sen Mustafa ? kafanı kıracak Mustafa şimdi emre ! keşke botlarımı bağlasaydım bile diyemeyeceksin keşke bot bağlarımdan beni taksimde sallandırsalardı diyeceksin. Demek üşendin ha Mustafa ? baban senin fotoğrafına bakıp çakı gibi asker mi diyor ? yoksa botların gözükmüyor mu resimde ? neren çakı oğlum senin ? dur emre şakayla da olsa vurma kafasına. Çivi bile değil o iş görmez. Öde Mustafa üşenmenin bedelini öde şimdi. Kaçamazsın da bu sefer bağları dolaşık botlarınla.Bu düzensiz halinle parçası olduğun bozuk düzenin getireceği yılları öğren. Madem geçmişten bir şey anlamadın alnındaki yazıyı okusun emre suratına. Sen okuyamazsın bakma aynaya. Okusaydın şimdiye kadar çoktan okurdun. Öğren Mustafa her şeyi öğren. Bot bağlamaya üşendin öğrenmeye de üşenme. O yediğin domates sadece senin tarlanda yetişmiyor bu ülkede. 100 yıldır kardeş kanıyla suladılar topraklarınızı. Senin gibi Ortadoğulu Mustafalar da üşendiler kendi köylerinden çıkıp dünyayı tanımaya geri dönüp gördüklerini kalan Mustafalara anlatmaya. Onlar da caner Tülin izliyorlardı onlar da cenaze namazındaki ayşeyi tartışıyorlardı. Hiçbir şeyden haberi olmadıkları için habersizce yakalandılar. Kendilerini yöneten diktatörün ne haltlar karıştırdığını kimlerle pazarlık yaptığını öğrenmeye alaşağı etmeye üşendiler. Onların yapamadığını okyanus aşıp gelmeye üşenmeyenler yaptı. Ellerini açıp gökte sandıkları Allah a dua ederlerken üzerinde - sevgilerle – yazan bir bomba düştü köylerine. Zamanında bot bağlamaya üşenmişlerdi çünkü. Evlerini bırakıp senin evine geldiler şimdi Ortadoğulu Mustafa. Açma kapıyı Mustafa misafir değil gelen. Televizyonu kapasaydın zamanında duyardın düşmanın ayak seslerini. Sen bu köyü yönetemiyorsun muhtar Mustafa. Azınlıklar eziliyor biz senin köyüne özgürlük ve demokrasi getirdik derler. Çıkar somyanın altındaki kimyasalları çabuk derler. Koşar bakarsın Mustafa somyanın altında kimyasal silah yok dersin. Hiç sığar mı oraya kimyasal silah Mustafa ? git çabuk televizyonun üstüne bak ! gitmişken kapa televizyonu caner Tülin sırası değil şimdi kapıda bekletme adamları. Gördün mü Mustafa sen hiç televizyonda kimyasal silah ? göremedin mi ? yok mu çeyiz sandığında ? nasıl göremezsin iyi bak Mustafa adamlar uydudan gördü de geldi o kadar yolu üşenmeden ! 30 yıl önce eski muhtarı devirip tarımsal ilaç almadın mı bu adamlardan ? sana alma dedik muhtar Mustafa. İnanma dedik. O piyonu yeme vezirin gidecek elin kolun bağlanacak dedik ! bu adamlar kapıdan kapıya pazarlamacı değil uluslar arası bush Mustafa ticaretin dolandırıcıları dedik. Kapıdaki dost değil kapıdaki düşman dedik. Onlar bizi kollamıyor Mustafa onlar zaman kolluyor dedik. Bizim bu ilaçlara ihtiyacımız yok dedik. Sattıkları zehir kolundaki kelepçenin bahanesi olacak dedik.30 yıl sonrasını göremedim Mustafa. Şimdi eğ başını bak kollarında ne var ? seni kollayan dostlarının kelepçesi ! kelepçeye bak Mustafa hatırlayamadın mı bir yerleri ? çağrışmadı mı küçük kafanda ? tarımsal ilaçlama adı altında gittin köyün kuzeyindeki çiçekleri kelebekleri katlettin. şimdi elini kolunu bağlayan kelepçe değil Mustafa : Halepçe. Zehirlediğin tüm çiçeklerin genetiğini değişti. Kin kusuyorlar sana. Dikenleri var artık onların. Zehiri içip zehirli sarmaşık oldular. Üremeleri için rüzgar bile yetiyor. Hızla çoğalıyorlar. Toprak yetmiyor onlara. Kendi kuzeylerindeki köye dolanacaklar budayan olmazsa. Sen bir bot bağlamanın hesabını yaptın adamlar otuz yıl önceden nelerin hesabını yaptı ! anlayabildin mi hesapsız kitapsız Mustafa !
ilim öğrenmek için çine gitmek gerektiğini okumadın. Hadi çine gitmeye üşendin de gazetelerde televizyonlarda ayağına kadar gelen çine bakmaya mı üşendin ah bi görseydin. dünya ekonomisini yutmak için hammaddeye aç, doymak için güç kazanıp tekrar yutabilmesi için, ağzını kocaman açmış şimdilik sesi kısık bir dev ile karşılaşacaktın. amerikanın ırak'a fırlattığı füzelerle hem zayıf cüceleri, ordan havaya fırlattağı hampetrol fiyatlarıyla, kendisini bile yutacak bir devin aç karnına vurduğunu görürdün okumadığın için bilemediğin o kadar çok şey var ki. okumadığın için hakkın olan şeyleri bile öğrenemedin.

kaç bakalım şimdi bozuk düzenin bize de getireceği yılları düşün kaçarken. Yok mısırcı mustafaya saklanma. Almaz seni evine bir yardım da bekleme. Komşun seni yeterince tanımıyor Türk Mustafa ! komşunla aynı camiye gidip aynı Allah a inanıyor olmanız yetmiyor artık sözde Müslüman Mustafa. Şimdi ellerini açıp rahmet diliyorsun ama azap yüklü gemiler geliyor uzaklardan. Şimdi sıra senin köyünde. Şimdi senin köyün için iftar vaktinde kan ve barutun tadına bakma vaktidir kendin gibi bir minarenin altında harabe Mustafa. Anlamını bilmeden okuduğun sureler dualar kurtarabilir mi seni ? hiç mi merak etmedin 1 günde defalarca okuduğun iyya kena'büdü ve iyya kenestain ne demek ? söylesene bot bağlamaya üşenen Mustafa şimdi kime kulluk edip kimden medet umacaksın ? bu gelen adamlardan mı ? yoksa mısırcı komşundan mı ? Türkçe konuşuyorum Mustafa anlamıyor musun ? senin dilin işte ! türkçesini söyledim. Komşun yok artık gelmiyor camiye. Evinin önünden geçerken hiç mi merak etmedin bu adam niye gelmedi camiye bu adamın ışığı niye yanar bu saatte ? hasta mıdır sağ mıdır ? adamı üşüttün Mustafa camiden soğuttun soğan sarımsak yiyip pis kokulu halde Allah ın evine girdiğin dünlerde. Temizlik imandandır camiye imansız girdin Mustafa. Komşun sana gelmiyorsa sen ona gitseydin. Kapının karşısındaki kapı mı daha uzak yoksa gelen düşmanın kapısı mı ? bir araya gelmeniz için camilerden başka mekanlar yok muydu ? kahvede renkli okeyde çifte gidip okey vurunca kaç sayı düştüğünü, ıstakanda yan yana kaç tane 1 olması gerektiğini öğrenene kadar üşenmeseydin de oğlunun karnesinde altalta kaç tane siyah 1 var bu lekeyi öğrenseydin. Kendin gibi cahil nesiller yetiştirdin Mustafa. Gelecek nesillere kıydın. Bir kez oğlunun ödevlerine baktın mı hiç ? seninle aynı anlamı taşımayan Mustafa kemal kimdir ölmeyi emreden asker bu emri verirken üşenmiş midir ? rütbesi nedir ? yok Mustafa yok bu kez yukardan aşağı 4 rütbesiz asker er değil. Üşenmeden kurtardığı ülkeyi botları sıkı bağlı düşman askeri çiğniyor şimdi ! sana öğren dedik zamanında öğrenmedin botlarının nasıl bağlanacağını. Şimdi yerini öğrendiler Mustafa. Bastılar köyünü. Taşını toprağını özlediğin köyünde taş taş üstünde kalmadı, sen de bir musalla taşının üstünde veya bir yazılı taşın altında bile kalamadın.kitle imha silahları var parçalarlar seni. Hasat zamanı ceset toplarsınız tarlalardan. O zaman ananı mı özlersin babanı mı bilemiyorum. Bak adamlar üşeniyor mu. Küçük oğlunun düğününe gelebilmek için milyar dolarlar harcadılar. Onlar hep beklediler Mustafa. Bu ülkede Mustafaların çoğalmasını beklediler. Halkın içinde caner – Tülin izleyen annelerin oğullarını askere göndereceği günü beklediler. Geliboluyu bilmeyen adamlara emanet edilecek vatanı beklediler. Tüm türk askerinin botlarını bağlamaya üşendiği günü beklediler. Bir neferin 270 kiloluk top mermisini kaldıramayacak kadar güçsüz düşeceği günü beklediler. Önceden yemişlerdi çünkü böyle bir mermi. Hiç üşenmeden vazgeçmeden beklediler. Kollarına Halepçe takıp astıkları muhtar mustafadan sonra seni kollarlar sanmıştın ama yanıldığınla kaldın. Onlar yine zaman kolladılar. Şimdi saç dolarları havaya aşiret ağası Mustafa. Havaya bak havaya. Akdeniz açıklarından havalanan düşman uçakları tepenizden geçerken, yerde iki düşman askeri ellerini bağlamaya üşenmedikleri kızının ırzına geçiyorlar. Dizlerinin bağı çözülsün Mustafa. Bacısından bi haber büyük oğlun cephede bot bağcıklarına dolanıp düşerken bir yandan da vatan düşüyor. O elindeki kürekle kurtaramazsın kızını biçare Mustafa. O devir geçti Mustafa. Herkesin devri teknoloji ile geçerken sizin devriniz o gözünün önündeki sahneyle geçti. Öz bacılarınızın ırzına geçtiniz ağlama Mustafa şimdi sıra düşmanda. İtiraf et hadi onlara barışta biz savaşta siz de ! müşterek yaşadığınız özgür hayatın kıymetini bilemediniz. Cahilinden okumuşuna kadar enerjinizi köyünüzü kalkındırmaya değil didişmeye harcadınız. Hangi pilin üstünde sizin adınız yazıyor. Köyünüzün enerjisi bitti.yeni enerji kaynakları bulamadığınız gibi var olanı da yoketttiniz. Elektrik tellerine kurşun sıkıp eğlendiniz. Şimdi yiyin sıktınığınız kurşunları. Tellerini çaldınız kilosunu 5 kuruştan ciğeri 5 para etmez adamlara sattınız. Devlet bize elektirik versin dediniz. Şimdi size direksiz elektriğin hasını, bizzat kendisini vermeye geliyorlar. Dünyanız aydınlanacak oranıza buranıza takılacak tellerle. Siz o halde bile yaşadığınız acıyı karanlık cahilliğinizin acısından büyük sanacaksınız. Üstünüze olmayan toprakları sahte belgeler düzenletip şerefsiz muhasebecilerle devletten daha fazla mazot parası koparmaya çalıştınız şimdi sizin kafanızı koparacaklar. başkalarından gördüğünüz cahil aklınızla devleti soydunuz şimdi soyunun bakalım Mustafalar.altın yumurtlayan tavukları kızartıp alem yaptınız. Bir türlü köyün idaresinin kayıtsız şartsız kime ait olduğuna karar veremedi muhtarınızla ihtiyar heyetiniz. birbirinize köyün anayasasını fırlattınız. Şimdi yeni yasalar geliyor sevinin ! sapla samanı birbirine karıştırdınız olan köylünün para etmez samanına oldu. Hep arkanızda bırakılan izlerle övündünüz. O izlerin sahipleri üşenmeden suratınıza tükürürdü yaşasalardı. Hepinize yetecek suya kan akıttınız. Kanı yerde koymadan elinizin kanı kurumadan utanmadan arlanmadan arınmadan yağmur duasına çıktınız ! yine de son bir yağmur gelmişti. Şimdi yağmurdan sonraki kurak zamanlardasınız. Atalarınız sizi temiz sudan içebilsin diye kimlerin kanını döktü siz kimlerin kanını döktünüz. Doktorları öldürdünüz devlet bize bakmıyor dediniz. Öğretmenleri öldürdünüz namussuz öğretemiyor dediniz cahil kaldık dediniz. Şimdi sevinin Mustafa hayat nasıl yaşanırmış size öğretmeye geliyorlar. Hiç değilse kızına ağlarken üşenme Mustafa. Başıboş bırakıp arkadaşlık etmeye derdini dinlemeye üşendiğin kızına ağla. Onu botlarını bağlamaya üşendiğin gün düşünecektin. Merak edip öğrenecektin. Bu kız gecenin bu saatinde nerden gelir eve. Kimlerle arkadaşlık yapar öğrenmedin. Keşke bilseydin üşengeç Mustafa. Namuslu karının bileziklerinin namussuz kızının kürtajına gittiğini anlayabilseydin. Bilseydin de vursaydın değil mi ? ölseydi de bugünlerini görmeseydin kızının. Tören batsın Mustafa. İlk sen kirlettin onun hayallerini. Niye okutmadın kızını cahil Mustafa. Yetmedi mi 5.000 dolar başlık parası. Parayı bastıran mı alırdı kızını. Şimdi kime verdin Mustafa kızını. Kaç bin dolar verdi sana bu hayvanlar ? üzülme Mustafa yine de aklın başında kaldıysa sanatından başka işlerin sanatını yapan ünlü bir ses sanatçısı olabilir kızın bir de sesinden başka yerleri güzelse kimse orospu diyemez kızına. Televizyondan izleyip imrenirler kızına hemen yanlarında kendi kızları oldukları halde.

Mustafa sen hala o kapının önünde misin ? bekleme açmaz kapıyı dedim ya ! komşun mısır kafalı mısırcı Mustafa şimdi mısır patlatmış televizyonda reyting rekorları kıran bir dizinin gişe rekorları kıran filmini izliyor. Rahatsız etme adamı. Konusunu mu soracaktın ? sorma sensin konusu. Çırılçıplak soyulup üst üste yatırılan Mustafalar var şimdi ekranlarda. Açmadı kapıyı değil mi ? şimdi söyle bakalım Mustafa efendi caner gibi mi ağlıyorsun Tülin gibi mi ? herkes ağlıyor Mustafa senin yerine, ekranları başında mısırda bir tv kanalında. Sağır dünyaya bir film ile duyurmaya çalışıyorlar canlı bomba Mustafaların patlamaları ile üşengeç Mustafaların kısık sesle çıkan imdat çığlıklarını. Yok Mustafa mısırlı aktör seni değil kendi (mısır kafalı başı püsküllü belada olan) halkının onurunu kurtarmaya çalışıyor filmde, cansız bedenini mısırlı bir figüran canlandırıyor Mustafa. Mustafa ruhun şad olsun. Sıra ekranları başındaki mısır halkında. Evlerinde patlattıkları mısır seslerinden rahatsız oluyor hep o birileri.

Masum ama senin gibi üşengeç vurdumduymaz mısır halkı terörist ilan edilecek kurtlar sofrasında, sonra yiyecek bir mısır tanesi bile bulamayacaklar.

Şimdi anladın mı emreyi Mustafa ? tüm meselenin sadece bir bot bağlamak olmadığında. Anladıysan fermuarını da kapa da açtırma yine emrenin ağzını. Sonra bir an önce değiştir bu kafayı Mustafa !

paraf – 9
Mustafa dur kanalı değil kafayı değiştirecektin. Emre çok ağır konuştun Mustafa anlamadığı halde alır bunun intikamını senden. ‘Yağmura tutulacaksınız’ bir gün sen de Mustafa gibi bunun sadece mobilya reklamı olduğunu anlayacaksın. Şimdi sana göre Mustafa seni zayıf yerinden vurdu. Noldu yine kaybettin kendini. İnsan kendini böyle kaybetmez. Az önceki kaybettiğin gibi kaybet kendini. Dur Mustafa yardımcı olsun sana. Mustafa değiştir şu reklamı. Menülerden radyoya gir. Bak emre adaşın : ‘kaybettim bugün kendimi hükümsüzdür’ emre sinirlenme uzan televizyonun yanındaki sözlüğe. Bak bakalım kaybetmek ne demek ? emre şarkı hala devam ediyor ‘ bu kez anladım’ anladın mı emre sen de kaybetmek ne demek ? ‘ vazgeçtim bugün her şeyden halsiz şu kalbim, kan revan içinde hep kanamaz denen yerlerim’ hayallerinin kanamaz olduğunu mu sandın emre. O kadar gerçekci yaşadın ki vazgeçmek hiç aklının ucundan bile geçmedi. Kapat Mustafa radyoyu. Nöbetin var yürü. Sıkı bağladın mı botlarını ? bağladı emre hem de nasıl bağladı. Nöbetten sonra botlarıyla yatacak yatakta sabaha kadar. Ah emre sen de hiç değişmeyeceksin Mustafa da. Hazır mısın Mustafa namluyu mazgala sok-şarjör çıkar-emniyeti aç- kurma kolunu çek- bırak – tetik düşür-çıt-boştur çavuşum-şarjör tak tamam emniyeti kapa Mustafa. Emniyetsiz kibrit Mustafa. Hele sen bir aşık ol da gör nasıl yanıyor o tasasız başın.saçmalama emre Mustafa aşık olsa ne yazar ? senin gibi oturup deli deli yazar mı sanıyorsun ? Mustafa alır anasının beğendiği kızı oturur köyünün yağmurlarında minik evlerinde. Aşk Mustafa için –avrat suyu ısıt- dediği andır. Bir köylü kızından ne beklersin emre ? ‘ hatırlıyor musun Mustafa bana ilk – avrat suyu ısıt – demenin üstünden tam 5 yıl geçti bugün evlilik yıldönümümüz’ mü der ? Mustafa tarlanın yorgunluğu ile uzandığı somyasından gözgöze gelip karısıyla ateşli bir tango mu yapar ? yıllar geçse bile hiç değişir mi Mustafa olacak iş mi bu ? ‘ avrat suyu ısıt bugün sallama bitki çayı aldım cildine iyi gelir hem parlaklık yapar hem de kırışıklıkları giderir’ emre değişmez bu adamlar uğraşma boşuna. İnsanları değiştiremezsin.yarının işsizleri bu çocuklar. Kendi suçlarını ya devlete ya Allah’a atarlar. Emre nankör bunlar. Yarın bize işverin derler.sonra grev yaparlar senin gibi işverenleri zor durumda bırakırlar. Söylesene emre ben vize final üniversitede kafa patlatırken sizin eliniz armut mu topluyordu desene ! emre kapkaççı olacak bu çocuklar. Gözünü oyacak kargaları besliyorsun. Kuşlara yem vermeyi kimden öğrendin emre ? ah Mustafa bunları bi okusaydın da öğrenseydin emrenin seni ne kadar sevdiğini öğrenseydin. Mustafa okusa ne olur emre. Okusa bilgisayar mühendisi olsa sanal ortamda okey oyunu için taş çalma programı geliştirir okusa makine mühendisi olsa bir at kiralar boluda gider ormana neyse .. Mustafa iyi nöbetler sana. Merminin birini kendine sakla Mustafa emre gibi olursun sonra. Yok yapmaz emre öyle şeyler. Aptal ve düşüncesiz değil senin gibi. Hayallerine daldığı bir gece yatağından fırlayıp namlusunu dayayıp çenesine basmaz tetiğe. Bak iyi dinle basamaz demiyorum basmaz diyorum. Bu acıyı yüklemez ardında kalanlara. Kendi hayatı gibi onların hayatını da zehir etmez.dedim ya emrenin zararı hep kendinedir. Es kaza yağmur duyar sonra perişan olur . yok yapmaz emre kendisine incelikler öğreten yağmura, yağmurdan sonra böyle bir şey yapmaz ihanet etmez.

Emre ne yazıyorsun nöbet defteri yazıyorum komutanım deme bana. Yaz yaz bıkmadın mı. Yazar mısın sen işin gücün yok mu sivil hayatında ? kompozisyon sınavında kendisinden kopya çektiğin lise arkadaşın okusa bunları yine der miydi, kelimeleri değiştir hoca anlayacak mecaz yap biraz ya da eşanlam. Bak bakalım liseli genç, yeterince değişmiş mi kelimeler yeterince eşanlam mecaz var mı ? kaç aldı sınavdan emre ? o kadar yazdığı halde sene tekrarına mı kaldı ? yıllarca aynı yerde kalacaksın bu gidişle emre ! emre yatsana artık saat 2 oldu 24:00 te yatman gerekmiyor muydu senin yat saatin. Askeri ceza kanunları var bak emre. Emre tamam yattın da uyu artık saat 3 oldu. Merak etme kaldırırım ben seni 6 buçukta. Yok gözümün nuru 2 temmuzun altı buçuğunda değil koğuş kalkın altıbuçuğunda. Emre kalk uyan bu rüyadan. Onu mu gördün yine ? ne dedi bu sefer sana ? kağıda yazma bana söyle semrin olmin mi dedi ? kelimeler birbirine mi girdi emre heyecanından ? dur bu dili de biliyorum ben. Senin olamam demek. Rüyaların dili işte bu. Bir yazıyı okumaya çalışırsın okuyamazsın. Bana sor sen hepsini. Hadi örttüm üstünü, uyu artık yanındayım korkma çok yüksekten düşer gibi olsan da tutarım seni. Yok emre nerden çıkartıyorsun, çıkmaz senin rüyaların tersine ümit etme. Emre kalk sabahın dokuz buçuğu olmuş.dur açma henüz gözlerini. Uyan ama açma. Sadece hatırlamaya çalış. Duvar sağda mıydı solunda mıydı ? emre evdesin artık bak kimse sana hoş geldin istanbula dememiş. Daha gitmemişsin askere. Dün gece arkadaşın sana bir tokat atmış kendine gel diye. Emre dur nereye gidiyorsun ? kağıt kalem yastığının altında. Emre dışarıda yağmur var çıkma üşürsün. Emre ıslanıyorsun sular akıyor çenenden. Yapma nolursun indir o silahı çenenden. Şarjörü dolu bak emre onun. Mustafa nöbetten sana bakıyor emre yaptıklarına anlam vermeye çalışıyor. Açma emniyeti dokunma tetiğe .. yapma değmez .. hadi çek parmağını ordan böyle kurtulamazsın emre .. düşün emre tamam istediğin kadar düşün ama sakin düşün. Hayat bu emre bi sen misin kaybeden. Dur yapma hayıııııııııır. Tamam korkma yanındayım rüyaydı geçti işte bak. Tamam yalan söyledim tersine çıkar senin rüyaların. Emre dur nereye gidiyorsun ? kağıt kalem yastığının altında. Emre dışarıda yağmur var çıkma üşürsün. Emre ıslanıyorsun sular akıyor çenenden. Rüyalarla hüküm verilmez emre ! emre yapma nolursun bırak o ahizeyi elinden. Mustafa nöbetten sana bakıyor emre yaptıklarına anlam vermeye çalışıyor. Saat sabahın beşi. Kimi arıyorsun emre bu saatte ? onu mu ? dur çevirme numaraları. Dur yapma basma son rakama. Çek elini sekizin üstünden. Emre dur ölürsün bak aylarca sesini duymadan yaşadığın hayalin gerçek sesi öldürür seni. Unuttun mu gerçekleri, elinden akan kanı? Hadi çek parmağını o kareden. Ne söylemek istiyorsan bana söyle emre. Her şeyi söyledin bitti işte. Git dedin gitti işte. Emre daha duymak istediğin ne ? ne duymak istiyorsun emre ondan ? arkadaş mı kalmak istiyorsun ? çok mu ihtiyacın var sesine ? telefon uyarı vermeye başladı bak emre ! ne düşünüyorsun hala ? tüm geçmiş telefon konuşmalarınızı mı ? emre onun sesine başkasının ihtiyacı var artık. birlikte çok mutlular şimdi. Sevgilisi olan bi kızı sevmeye utanmıyor musun emre ? Bırak hadi ahizeyi. Yavaş emre kıracaksın sakin ol. Gel yanıma sarıl bana. Islandın hasta olacaksın. Al şunu sırtına senin kamuflajın. Seni emre yapan giysin. Tüm hayallerin içinde üstüne sinmiş. Hep yazdıkların . tamam susuyorum. Yırtıyor musun hepsini ? şimdi söylesene emre yazarken mi rahatladın yırtarken mi ? ne diyordu rüyandaki ihtiyar köylü ? sabah oluyor emre bak bulutlar gidiyor artık.

uyuyabildin mi biraz ? emre gel otur yanıma. Bak açık hava güneşli cıvıl cıvıl kuşlar. 3 mavi önlüklü minik yaratık sana doğru koşuyor. Asker abi diyorlar. Kaça gidiyorsunuz bir-üç-beş mi ? ikisi kız biri erkek mi ? kim öğtetti sana emre çocuklarla konuşmayı çocuklarla çocuk olmayı benim bilmediğim bu dili kimden öğrendin ? emre cebinde kağıt mendil var bi tane.dün geceki yağmurda ıslanan onu at, altından yeni bi tane çıkar.bire giden kızın burnu akıyor silsene ! iğrençsin emre. Evet katılıyorum sana. Ne tatlılar değil mi emre ? oğlanın yakasını düzelt.

Adın ne senin ?
Ali
ya senin ?
Gülümser
ne güzel gülüyorsun
emre dur o sümüklü kızın adını sorma.
Benimkini sormadın asker abi
Gözlerine bakıyordum senin ne kadar güzel gözlerin var ismin ne ?
Hatice

Tamam yanıldım emre bu sefer. Herkes yanılabilir ne var yani sen yanılmaz mısın sanki hiç ? yanılma artık emre ! sana herkesi yanıltabilmeyi öğreteceğim ! yanlışlara inandın emre !

E_FE |  (0 puan) 13 Aralık 2006 14:59

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Bir Damla

Paraf - 10
Emre bugün 16 ocak 2007. son gecen burada. Gel otur son kez ceviz ağacının altındaki banka. Yarın sabah doğan güneş, senin doğan güneşin. Tüm gerçekleri gösterecek sana emre. Kısa adımlarla çıkacaksın bu kapıdan. Gel şimdi uzun uzun konuşalım yıldızların altında. Dinliyor musun